Translate

18 Mart 2010 Perşembe

Hastalığı da başarısı da çok nadir

Hastalığı da başarısı da çok nadir A.A 18 Mart 2010 Dünyada çok az kişide görülen bir tür kas hastası olan 12 yaşındaki Gülçin Özgüven, bu hastalıkla mücadele ederken okuma yazma öğrenebilen 3 kişiden biri oldu. Tıpta, “Konjetinal Muskuler Distrofi” olarak adlandırılan (CMD) FKRP Mutasyon türünde kas hastalığı ile dünyaya gelen Gülçin Özgüven'in hayata tutunması için ailesi seferber oldu.İlk olarak Atatürk Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Yakutiye Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan Gülçin, burada bir tür kas hastalığı olabileceği şüphesiyle Ankara'ya sevk edildi. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinde tedaviye alınan Gülçin'in hastalığının CMD FKRP mutasyon türünde bir kas hastalığı olduğu teşhis edildi.Yurt içi ve yurt dışında pek çok sempozyum, konferans ve toplantıda Gülçin'in hastalığından bahsedilmesi üzerine dünya genelinde Gülçin'in hastalığı takibe alındı.Gülçin'in doktoru Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, yaptığı açıklamada, 2005 yılında Gülçin'in hastalığını teşhis ettiğini ve sonuçlarını da dünya genelinde diğer doktorlarla birlikte paylaşarak izlediklerini söyledi.CMD FKRP mutasyon türündeki kas hastalığının 2005 yılında dünya genelinde sadece 5 kişide olduğunu ifade eden Topaloğlu, şunları söyledi:“Bu tür hastalıklar dünya genelinde izlenir. Gülçin'in hastalığını teşhis ettikten sonra farklı ülkelerde katıldığım konferans, seminer, toplantılarda anlattım. Bütün doktorlarla, sonuçları birlikte izledik. 2005 yılında dünya genelinde sadece 5 kişide bu hastalık vardı. Bu hastalıkta olup da okuma yazma öğrenmek çok zordur, ama Gülçin bu ilki başardı. Gülçin'in okuma yazma öğrenmesinden gurur duydum. Bunda ailesinin katkısı çok fazla.”Prof. Dr. Topaloğlu, 2005 yılından sonra dünya genelinde bu hastalıkta olanların sayısının 100'e yaklaştığını ve sadece İngiltere, Japonya, İskandinavya'dan 1'er hastanın okuma-yazma öğrenebildiğini kaydetti.BABA ÖZGÜVEN: “GÜLÇİN'İ ASLA EVE KAPATMADIK”Baba Mustafa Övgüven de 2 yıl öncesine kadar Erzurum'un Pasinler ilçesinde ikamet ettiklerini belirterek, Gülçin'i okula her gün kucakta taşıdıklarını söyledi. Daha sonra Erzurum'a taşındıklarını kaydeden baba Özgüven, Gülçin'in hem sağlığına kavuşması hem de sosyal etkileşimden yoksun kalmaması için her türlü mücadeleyi verdiklerini belirterek, şöyle konuştu:“İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinde konulan teşhisten sonra çok şaşırdık. Gülçin'in sağlığına kavuşması için tedavilerini zamanında yaptırdık. Gülçin 2005 yılında okula başladı ve ilk yılında okuma yazmayı öğrendi. Ayrıca Ankara'da o zaman bize dünyada bu hastalıkta olup da tek okuma yazma bilenin Gülçin olduğunu bildirdiler. Biz Gülçin'in hem okuması hem de sosyal etkileşimden uzak kalmaması için her yıl doğum günü partileri yapıyoruz. Okuldaki arkadaşlarını eve davet ediyoruz. Bir yere gidiyorsak yanımızda götürüyoruz. Gülçin engelli diye asla eve kapatmadık.”Özgüven, Gülçin'in kaslarının çok zayıf olduğunu ve soğuktan çok çabuk etkilendiğini de belirterek, şöyle devam etti:“Gülçin kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Biz çok erken hastaneye götürdüğümüz için şekil bozukluğu önlendi ve hep olumlu yönlerde ilerledi. Hasta olmasına rağmen okuma yazma öğrendi. Erzurum merkeze taşınınca Gülçin'i okula tekerlekli sandalyeyle götürüp getirmeye başladık. Gülçin şimdi ilköğretim okulu 5. sınıfta okuyor. Geçen yıl teşekkür belgesi aldı. Kızıma arkadaşları, öğretmenleri de çok yardımcı oluyor. Özellikle her yıl, sınıfını birinci katta tutuyorlar. Herkese sonsuz teşekkür ediyoruz.”

Ölümü beklerken organ bulundu

Ölümü beklerken organ bulundu DHA 18 Mart 2010 Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde, kan uyumu bulunmayan kadavradan, 10 yaşındaki Hacer Arslan'a karaciğer nakli yapıldı. Türkiye'de çocuk karaciğer nakli konusunda bu durumun ilk olduğunu belirten Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Demiryürek, Hacer'in uyumsuzluk nedeniyle 7 kez kanının değiştirildiği ve enfeksiyon kapmaması için özel odada tutulduğunu söyledi.Organ naklinin hayat kurtardığının unutulmamasını isteyen Prof. Dr. Demiryürek, Kahramanmaraş'tan trafik kazasında ağır yaralanıp, tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşen 7 yaşındaki Fatma Sultan Tosun’un kadavrasından alınan karaciğerin, geçen 13 Şubat'ta, karaciğer tümörü bulunan ve kemoterapiye dayamadığı için tedavisi durdurulmuş, ölümü beklenen 10 yaşındaki Hacer Arslan'a nakledildiğini söyledi.İki çocuk hasta arasında naklin çok güç olduğunu anlatan Prof. Dr. Demiryürek, bir diğer risk faktörününse kan uyumsuzluğu olduğunu kaydetti. Türkiye'de kan uyumsuzluğuyla çocuklar arası karaciğer nakli yapılan ilk operasyonu gerçekleştirdiklerini ve Hacer'in bir aylık süreçte 7 kez kanının değiştirildiğini anlatan Prof. Dr. Demiryürek, “Çok büyük risk vardı. Çocuk karaciğerleri büyüklere nakledilemiyor. Hacer’in durumu da bu süreçte çok ağırdı. Kan uyumsuzluğu riskine rağmen nakil yaptık ve Hacer’in tekrar yaşama bağlanmasını sağladık. Hacer’in bir tek şansı vardı ve iyi bir ameliyat ekibiyle onu kurtardık. Ülkemizde organ naklinin benimsenmesi ve Hacer gibi ölümü bekleyen hastaların yaşama kavuşmasını istiyoruz” dedi.KARDEŞLERİNE KAVUŞACAĞI GÜNÜ BEKLİYORŞanlıurfalı Aslan Ailesi’nin 4 çocuğundan en büyüğü olan Hacer, yaşama yeniden bağlanmanın mutluluğunu yaşıyor. Hasta yatağında oyuncak bebeğiyle oynayarak zaman geçiren Hacer, kardeşlerine kavuşacağı günü bekliyor. Hacer’in ölümünü beklerken, organ bulunduğunu belirten baba 33 yaşındaki Mehmet Arslan ise “Hacer'e organ veren aileye çok teşekkür ediyorum. Hacer organ sayesinde yaşıyor. Gün gün ölümü bekliyorduk. Doktorlarımız, her şeyi yaptı. Kemoterapiyi kaldıramadığı için vazgeçmek zorunda kaldık. Yeşil kartla ameliyat olduk, herkesten Allah razı olsun” dedi. ÇÜ Pediatrik Karaciğer Nakli Ekibi, Prof. Dr. Demiryürek, Prof. Dr. Dilek Özcengiz ile Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Tuncer, Çocuk Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. R. Dinçer Yıldızdaş, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Erol Kesiktaş'tan oluşuyor.BEYİN ÖLÜMÜ EŞİTTİR ÖLÜMBu arada İstanbul Zeytinburnu'nda tramvay kazasında ağır yaralanan ve beyin ölümü gerçekleşen Buket Bulut'un organ bağışının son günlerde bu konunu gündeme gelmesine neden olduğunu belirten ÇÜ Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Özcengiz, “Tıp dünyasında beyin ölümü gerçekleşmiş ve tekrar yaşama dönmüş bir vaka yoktur. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra birkaç gün kişi cihaza bağlı olarak nefes alıp verir. Sadece kalbi çalışır. Bu kalp de cihaz çekildikten sonra 24-48 saat içinde durur, çekilmezse de bir haftaya kadar daha böyle devam eder. Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerde organ bağışına bir an önce karar verilmesi gerekir. Aksi takdirde organlar her geçen dakika fonksiyonunu yitirir ve bir süre sonra bağışlanmaz duruma gelebilir” diye konuştu. http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14147870.asp?gid=245

2 yaşındaki oğlunu boğarak öldü

2 yaşındaki oğlunu boğarak öldü Tolunay DUMAN/TARSUS (Mersin), (DHA) 18 Mart 2010 MERSİN'in Tarsus İlçesi'nde 25 yaşındaki Nejla B., oğlu 2 yaşındaki Berat B.'yi boğarak öldürdükten sonra çok miktarda ilaç içerek yaşamına son vermek istedi. Yeni Mahalle'de oturan ve bir fabrikada işçi olarak çalışan 27 yaşındaki Osman B., dün akşam evine geldiğinde oğlu Berat'ın cansız bedenini buldu. İhbar üzerine eve gelen 112 Acil Servis ekipleri küçük çocuğun öldüğünü belirledi. Yapılan ilk incelemede boğulduğu anlaşılan minik çocuğun annesi Nejla B. ise evde bulunamadı. Çocuğun cesedi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Adana Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.Genç kadın aranırken, çevredekiler, polise Gazipaşa Mahallesi'ndeki Yeni Hal arkasında bulunan inşaat halindeki binalarda ağlayan perişan halde bir kadın olduğu ihbarında bulundu. İnşaata giden polis, bu kadının, aranan Nejla B. olduğunu belirledi. Nejla Bozgaç, Tarsus Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Çok sayıda ilaç içerek yaşamına son vermek istediği anlaşılan Bozgaç tedaviye alındı.Oğlunu boğarak öldürdükten sonra intihara kalkıştığı belirlenen Nejla B.'nin tedavisinin ardından gözaltına alınacağı bildirildi.

Ağrı'da yılan bebek dünyaya geldi

Ağrı'da yılan bebek dünyaya geldi 18 Mart 2010 ANKA Ağrı’da, çok nadir görülen ve genetik bozukluk nedeniyle ortaya çıkan, halk arasında ’Yılan Bebek’ ya da ’Palyaço Bebek’ denilen bebek dünyaya geldi. Akraba evliliği nedeniyle ortaya çıkan bu durum, çocuk hasreti çeken aileye şok etkisi yarattı.Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Alim, bebeğin 10 binde bir görülen ve ’Yılan Bebek’ denilen şekilde dünyaya geldiğini belirterek, gözleri, kulakları olmadığı, ağız yapısının bozuk olduğu ve yaşama şansının olmadığını söyledi.Erzurum’da yapılan ve sezeryanla doğum önerilen Nurcan Y.’nin dördüncü gebeliği dün Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde dünyaya getirdiği ve görenleri hayrete düşüren bebekle sona erdi. Akrabası olduğu belirtilen Ahmet Y. ile evlilik yapan ve bundan önce üç doğum yapan Nurcan Y.’nin ilk çocuğu dışında yaşayan olmadı. Aile, dün dünyaya gelen bebek gibi iki kardeşde de benzer sorunlar olduğunu ve doğumdan bir iki gün sonra bebeklerin hayatını kaybettiğini vurguladı.Spinal anestezi ile doğumu gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Emrah Töz, ilk defa böyle bir vakayla karşılaştığını ve tıpta da örneklerinin çok nadir olduğunu kaydetti. Konu hakkında açıklama yapan Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Alim de, bebeğin 10 binde bir görülen ve ’Yılan Bebek’ denilen şekilde dünyaya geldiğini belirterek, gözleri, kulakları olmadığı, ağız yapısının bozuk olduğunu ve bebeğin yaşama şansının olmadığını belirtti.Dr. Alim, iktiyoz denilen ağır bir cilt hastalığıyla dünyaya gelen bebeğin bu şekilde dünyaya gelmesinin başlıca nedeninin akraba evliliği olduğunu da sözlerine ekledi.Öte yandan bebeğin, Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yoğun bakım servisinde olduğu bildirildi.

Birkaç damla kanla bebeklerin hayatı kurtuluyor

Birkaç damla kanla bebeklerin hayatı kurtuluyor Sağlık Bakanlığı'nın yenidoğan tarama programı ile geçen yıl 6 bine yakın bebekte zihinsel ve bedensel gelişimi engelleyen hastalık tespit edildi. AA Ankara- Sağlık Bakanlığı'nın yenidoğan bebeklere yönelik Ulusal Tarama Programı kapsamında, bebeklerde erken fark edilmemesi halinde ileride tedavisi mümkün olmayan bedensel ve zihinsel gelişim bozukluğuna neden olan fenilketonüri, doğumsal hipotiroidi ve biyotinidaz eksikliği taramaları yapılıyor. Yeni doğan bebeklerin topuklarından alınan kanlar, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) laboratuvarında test ediliyor. Yenidoğan Tarama Programı sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, söz konusu testlerin ücretsiz yapıldığını vurgulayarak, ailelere, ''Bebeğinizin doğumu üzerinden 8 gün geçtiği halde topuktan kan alma testi yapılmamışsa, lütfen bölgenizdeki en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak bebeğinizden kan alınmasını sağlayın'' uyarısında bulundu. Apak'ın verdiği bilgiye göre, geçen yıl ülke genelinde taraması yapılan toplam 1 milyon 300 bin yeni doğan bebekten 314'ü biyotinidaz, bin 70'i fenilketonüri, 4 bin 300'ü de doğumsal hipotiroidi açısından şüpheli pozitif çıktı. Bu bebekler daha ileri tanı ve uygun tedaviye başlanması için ilgili merkezlere yönlendirildi."İlk 24 saat içinde alınan kan yanlış sonuç verebilir" Özdemir, Ulusal Tarama Programı ile ilgili bilgi verirken önemli uyarılar dile getirdi.Doğumun üzerinden 48 saat geçtikten sonra, 3-5. günlerde bebeğin topuğundan kan alınmasının, testin sağlıklı sonuç vermesi açısından ideal olduğunu anlatan Özdemir, ilk 24 saat içinde alınan kanın yanlış sonuç verebileceğine dikkati çekti. Test sonucunun normal çıkması halinde ailelere herhangi bir bildirimde bulunulmadığını ifade eden Özdemir, ''Yani, aileler bir haber almazsa endişe etmesinler. Bu, kan örneğinde hiçbir bozukluk saptanmamış demektir'' dedi. Bazen alınan kan miktarının yetmemesi, bazen de sonucun yeterince anlaşılır olmaması nedeniyle topuktan ikinci kez kan alınmasının gerekebileceğini belirten Özdemir, ''Bu durumda vakit kaybetmeden, en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. İkinci kan tahlilinde sonucun normal olması durumunda, yine ailelere haber verilmez'' diye konuştu. Özdemir, bebeklerinden kan alınan ailelerin, adres ve telefon numarası gibi iletişim bilgilerinin doğru ve tam alındığından emin olmaları uyarısını da dile getirdi.Bu bozukluklar ne anlama geliyor? -Doğumsal Hipotiroidi (Doğuştan Tiroid Bezi Tembelliği): Tiroid bezinin doğuştan hiç olmaması veya yetersiz tiroid hormonu üretmesi sonucunda ortaya çıkar. Türkiye'de 2 bin bebekte bir görülür. Buna bağlı olarak ağır zeka ve bedensel gelişme geriliği görülür. Tanı konulan vakaların tedavisi oldukça kolaydır. Tedavi olarak zamanında tiroid hormonu verilirse bu belirtilerin ortaya çıkması önlenir. -Fenilketonüri: Doğuştan bir enzim eksikliği nedeniyle besinlerle alınan fenilalanin isimli bir aminoasit (proteinleri oluşturan yapıtaşı) parçalanamaz ve vücutta birikir. Buna bağlı olarak kasılma nöbetleri, spastiklik, zeka ve bedensel gelişme geriliği görülür. Türkiye'de 5 bin bebekte bir ortaya çıkıyor. Erken teşhis ve tedavi ile bu belirtilerin ortaya çıkması önlenir. Tedavi olarak özel mamalar ve fenilalaninden fakir diyet verilir. -Biyotinidaz Eksikliği: Biyotinidaz adlı enzimin doğuştan eksikliği sonucunda biyotin isimli vitaminin vücut tarafından işlenmesinde ve kullanılmasında bozukluklar ortaya çıkar. Bunun sonucunda cilt bozuklukları, kasılma nöbetleri, körlük, sağırlık, gelişme geriliği görülür ve ölümle sonuçlanabilir. Tedavi ile bu belirtilerin önlenmesi mümkündür. Tedavide biyotin verilir. Türkiye'de 11 bin-13 bin bebekte bir görüldüğü düşünülüyor. 18 Mart 2010

Lise öğrencisine tramvay çarptı

18 Mart 2010 Perşembe Lise öğrencisine tramvay çarptı İstanbul Merter'de 3 lise öğrencisinin hayatını kaybettiği tramvay kazasına benzer bir olay Eskişehir'de yaşandı. Lise öğrencisi 15 yaşındaki Hayriye Kara yolun karşısına geçerken tramvayın çarpması sonucu ağır yaralandı. Kaza, bugün saat 16.00 sıralarında Yenibağlar Mahallesi Havacılık Müzesi önünde meydana geldi. Yunus Emre Devlet Hastanesi- Otogar seferini yapan Gülçin Mutluer yönetimindeki tramvay, yolun karşısına geçen Eskişehir Orhan Oğuz Anadolu Lisesi 2’nci sınıf öğrencisi Hayriye Kara’ya çarptı. Ağır yaralanan Hayriye Kara, çevredekiler tarafından çağırılan 112 Acil ambulansıyla Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Vatman Gülçin Mutluer ise ifade için polis merkezine götürüldü. Soruşturma sürüyor. AĞIR YARALANAN LİSE ÖĞRENCİSİ YOĞUM BAKIMDAN ÇIKTI Eskişehir'de tramvayın çarpması sonucu ağır yaralanan Anadolu Lisesi 1. sınıf öğrencisi Hayriye Kara, yoğun bakımdan çıktı. Kolu, bacağı kırılan, boynunda incinme oluşan Kara, Yunus Emre Devlet hastanesi Ortopedi servisinde tedavi altına alındı. Kazanın yanından bir an olsun ayrılmayan Anne Ebru Kara," Kazayı ucuz atlattı. Çok korktuk. Allah onu bize bağışladı." dedi. Eskişehir'in Tepebaşı ilçesindeki Prof. Dr. Orhan Oğuz Anadolu Lisesi 9-A sınıfında öğrenim gören Hayriye Kara (15), dün akşam saatlerinde okul çıkışı eve giderken, Hava Müzesi önünde SSK-Otogar seferini yapan Gülçin Mutluer'in kullandığı tramvayın altında kaldı. Tramvay'ın çarpmasıyla yere savrulan lise öğrencisi Kara, çevredeki vatandaşlar ihbarı üzerine olay yerine gelen ambulansla Yunus Emre Devlet hastanesine kaldırıldı. Kanlar içinde kalan, kolu, bacağı kırılan boynunda da bere oluşan Lise öğrencisi Kara, bir süre yoğun bakım ünitesinde tutuldu. Bir süre burada tutulan ve gece geç saatlerde kendine gelen Kara, yapılan muayenenin akabinde Ortopedi servisine kaldırıldı. Sol ayağı ile sol kolunun kırılan ve boynunda bere oluşan Kara, okul çıkışı yaya olarak ev'e giderken bir anlık dalgınlık sonucu tramvay'ın altında kaldığını söyledi. Karşıya geçerken tramvayı gördüğünü anlatan Kara, "Tramvay gelmeden karşıya geçebileceğimi hesapladım. Hesap tutmayınca da tramvayın bana çarpacağını anladım. Son bir hamle ile kendimi tramvay yolundan dışarı atmak istedim. Ama olmadı ve tramvay bana sol tarafımdan çarptı. Gerisini hiç hatırlamıyorum." şeklinde konuştu. Organize Sanayi Bölgesi'ndeki bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışan 35 yaşındaki anne Ebru Kara ise kazayı haber alır almaz geldiği hastanede gözyaşlarına boğuldu. Kızının biran olsun yanından ayrılmayan anne Ebru Kara, "Kazayı ucuz atlattı. Çok korktuk. Allah onu bize bağışladı." dedi. Kızının durumunun iyi olduğunu dile getiren Anne Kara, "Şu anda durumu iyiye gidiyor. Kazayı duyunca çok korktum. İşi nedeniyle eşim Ankara'daydı. Ona da telefonla bilgi verdim." ifadesini kullandı. Tramvayın vatmanı Gülçin Mutluer ise aracın normal hızında giderken genç kızın aniden tramvayın önüne çıktığını belirterek "Fren de yaptım, ama kurtaramadım." ifadesini kullandı.

Çocuk kanalında 2 saat erotik yayın

18 Mart 2010 Perşembe Çocuk kanalında 2 saat erotik yayın İki saat boyunca erotik görüntülerin ekrana gelmesi ebeveynleri ayağa kaldırdı. ABD’de iki çocuk kanalında iki saat boyunca erotik görüntülerin ekrana gelmesi Amerikalı ebeveynleri ayağa kaldırdı. Olay üzerine Time Warner Cable (TWC) sözcüsü, salı günü meydana gelen teknik bir aksaklık nedeniyle özür diledi. Kablolu yayın sözcüsü Keith Poston, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Biz anne ve babaların telaşlandığını biliyoruz, yaşananlardan dolayı çok çok özür diliyoruz” dedi. Çocuk kanallarındaki erotik yayınların bazı yerlerde bir saat, bazı yerlerde iki saat kadar sürdüğü belirtildi.

Kız meslek lisesinde fuhuş iddiası

18 Mart 2010 Perşembe Kız meslek lisesinde fuhuş iddiası Okullardaki taciz olaylarının önüne geçmek için başlatılan incelemede velilerin yüreğini ağzına getiren bir olay yaşandı. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün okullardaki taciz olaylarının önüne geçmek için inceleme başlatmasının ardından Düzce'de velilerin yüreğini ağzına getiren bir olay yaşandı. Düzce Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi'nde küçük yaşta bir kız öğrenci ile fuhuş yaptıkları belirlenen 4 kişi gözaltına alındı. Zanlılardan birinin öğrenci olduğu, tüm erkeklerin okula dışarıdan girdikleri belirlendi. Düzce Milli Eğitim Müdürü Yusuf Sezer, olaydan bilgisinin olmadığını söyledi. Düzce Kalıcı Konutlar Bahçelievler Mahallesi 5. Bölge'de bulunan Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi'nde bir kız öğrenci ile fuhuş yaptıkları iddia edilen 4 kişi gözaltına alındı. Okuldaki fuhuş olayı, kız öğrencinin babasının durumu öğrenmesi üzerine ortaya çıktığı belirlendi. Ailesinden şiddet gören öğrencinin polise sığınmasının ardından Düzce Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler okula operasyon düzenledi. Operasyonda öğrenci ile ilişkiye girdiği iddia edilen 4 kişi gözaltına alındı. Zanlılar adliyeye sevk edildi. Düzce Milli Eğitim İl Müdürü Yusuf Sezer konudan kendisinin bilgisinin bulunmadığını belirtti. Öte yandan 5 Ocak 2010 günü aynı okulda eğitim gören Hatice Arı, kayıp olmuştu. Aynı okulun kayıp öğrenci olayından sonra bu sefer de fuhuş iddiası ile gündeme gelmesi Düzce'de öğrenci velilerini tedirgin etti.

Artık okullarda satılmayacak!

18 Mart 2010 Perşembe Artık okullarda satılmayacak! Dünyanın ikinci en büyük alkolsüz içecek üreticisi obezite ile mücadele programına uyarak okullarda satılmama kararı aldı... Dünyanın ikinci en büyük alkolsüz içecek üreticisi Pepsi, ABD'de de başkan Obama'nın da destek verdiği obezite ile mücadele programına uyarak şekerli içeceklerinin okullarda satılmasını engelleyecek PepsiCo ABD'nin ülke çapında sürdürdüğü bu projeyi 2012 yılı sonuna kadar 200 ülkede yaygınlaştırmayı planlıyor. Dünya Kalp Federasyonu ve meşrubat üreticileri daha önce yaptıkları görüşmelerde şekerli ürünlerin çocuklarda başta şeker hastalığı, kalp hastalıkları gibi hastalıklar yanında obeziteyi tetiklediği gerekçesi ile okullarda şekerli içeceklerin satışının yapılmaması konusunda görüş birliğine varmışlardı. Dünya Kalp Hastalıkları Federasyonu Başkanı Pekka Puska, 18 yaş altı çocukları etkileyen bu hastalıkların önlenmesi için PepsiCo'nun aldığı kararın diğer üreticiler içinde baskı unsuru olmasını umut ettiklerini söyledi. COCA-COLA DA OKULLARDAN ÇIKACAK Coca-Cola'da bu ay tüm dünyada uyguladığı satış politikasında değişikliğe giderek ilköğretim okullarında okul yönetimleri ve ailelerin talebi olmadığı sürece okullarda şekerli içeceklerinin satılmasına izin vermeyeceklerini açıkladı. CocaCola'nın Atlanta merkezli açıklamasında bu kararın ortaöğretim okullarında geçerli olmadığı hatırlatılarak bu kararın yine okullar tarafından verileceğini okulların çocuklar için alacakları kararın en doğrusu olacağı ve alınan karara uyacakları belirtildi. Okulların alkolsüz meşrubatlar için eşsiz bir pazar olduğu kuşkusuz. Ancak şirketler tüm dünyada okullardaki satış rakamları hakkında açıklayıcı rakamlar vermiyorlar. Sadece, bu rakamın sanıldığı kadar yüksek olmadığını söylemekle yetiniyorlar. PepsiCo, aldığı karar gereği ürünlerinden ilköğretim okullarında sadece su, az yağlı süt ve şekersiz içecek, ortaöğretim kurumlarında ise diet pepsi ve düşük kalorili içeceklerinin satılmasını sağlayacak. Amerikan İçecek Derneği, 2004-2009 yılları arasında okullarda tam kalorili içecek satışlarının yüzde 95 oranında düştüğü dair bir rapor yayınladı. 2006 yılında eski Başkan Bill Clinton'un kurduğu vakıf ve American Kalp Federasyonu işbirliği ile başlatılan çalışmalarla şekerli meşrubat üreten şirketler biraraya gelmiş ve sorunun çözümü noktasında önemli kararlar alınmıştı.

15'ine kadar yürüyemez dediler 5 yaşında yürüdü

18 Mart 2010 Perşembe 15'ine kadar yürüyemez dediler 5 yaşında yürüdü Doğuştan gelen rahatsızlığı olan çocuk doktorların 15'ine kadar yürüyemez görüşüne karşın yürümeyi başardı... Bayburt'ta, doğuştan omuriliğindeki rahatsızlığı nedeniyle doktorların, ''15 yaşına kadar yürüyemez, ondan sonra ise ancak koltuk değneği ile yürüyebilir'' dediği Abubekir Kacır, annesinin desteği ve aldığı özel eğitim sayesinde 5 yaşında yürümeyi başardı. Abubekir Kacır'ın annesi Halime Kacır, AA muhabirine, oğlunun doğuştan ''meningomyelosel- omuriliğin ve omurilik sıvısının doğuştan dışarıya kese şeklinde çıkması'' rahatsızlığı olduğunu ve yürüme çağı gelmesine rağmen ayaklarının üzerine duramadığını bunun üzerine oğlunu Ankara'daki bir hastaneye götürdüklerini anlattı. Doktorların oğlu için ''15 yaşına kadar yürüyemez. 15 yaşından sonra yürüse bile ancak koltuk değneği yardımı ile yürüyebilir'' dediğini ifade eden Kacır, ''Bir anne olarak bunu duyduğumda dünyam karardı'' diye konuştu. Kacır, buna rağmen pes etmediğini vurgulayarak, yaşadıklarını şöyle anlattı: ''Her annenin hayalinde, çocuğunun sağlıklı olması ve tıpış tıpış yürüyebilmesi vardır. Çocuğumun eve mahkum olmasına göz yumamazdım. Oğlum bir süre Ankara'da tedavi gördükten sonra Bayburt'a geldik. Evde sürekli olarak oğluma egzersizler yaptırdım. Bütün zamanımı ona göre ayarladım. Zaman zaman umutsuzluğa düştüm. Çünkü bazı insanlar engellileri farklı kişiler olarak görüyorlar. Bu da bir engelli annesi olarak beni olumsuz olarak çok etkiledi.'' Bu durumun üstesinden tek başına gelemeyeceğini düşünerek, oğlunu özel bir eğitim merkezine götürmeye karar verdiğini, ancak tereddütler yaşadığını ifade eden Kacır, ''Çünkü rehabilitasyon merkezi denince, çevredeki bazı kişilerin bu merkezlere giden çocuklar için söyledikleri, onlara bakışları insanı ister istemez etkiliyor. Toplum bu merkezlerden eğitim alan çocukları ve ailelerini suçlu gibi görüyor, ailelerini zaman zaman adlarıyla değil, 'lal kızın annesi', 'sakat oğlanın annesi' gibi tanımlıyor. Bu durum bazı ailelerin engelli çocuklarını toplumdan saklamasına ve evlerine mahkum etmesine neden oluyor'' diye konuştu. ''UZMANLARIN VERDİĞİ EĞİTİMİ EVDE SÜREKLİ UYGULADIM'' Anne Kacır, çocuğunun geleceği için bu sözleri önemsemeyerek oğlunu rehabilitasyon merkezine götürmeye başladığını anlatarak, şunları söyledi: ''İyi ki getirmişim. Burada uzmanların verdiği eğitimi ben de evde sürekli olarak uyguladım. Onların söylediği her şeyi yaptım ve çocuğum yürümeye başladı. Artık çok mutluyum, bir anne olarak çocuğumun yürüdüğünü geç de olsa gördüm. Bir anne olarak diyebilirim ki, benim dünyadaki en mutlu anım, oğlumun yürüdüğünü gördüğüm o andı.'' Özel eğitim merkezi fizyoterapisti Bestami Kılıç ise Abubekir'in kendilerine 2 yıl önce geldiğini belirterek, ''Abubekir, kurumumuza geldiğinde gövde kaslarında ve diz altındaki kaslarında güçsüzlük vardı. Aktif ayak bileğini kaldıramıyor veya aşağıya itemiyordu. Uyguladığımız tedavilerle aktif kullanım sağlayarak kas eğitimi verdik. Uzay terapisti ve denge terapistiyle denge reaksiyonlarının gelişimini sağladık. Ayak bileği kaslarındaki iç ve dış dengesizliği gidermek içinse afo (tabanlık) kullandırdık'' dedi. ''AİLELER DEVAM ETTİRMEZSE OLUMLU SONUÇ ALMAK NEREDEYSE İMKANSIZ'' Abubekir'in artık kendi başına bağımsız olarak bir yerden başka bir yere gidebildiğini, yaşam aktivitelerini bağımsız olarak yapabildiğini vurgulayan Kılıç, şunları kaydetti: ''Engelli aileler çocuklarının eğitiminde hiçbir zaman umutsuzluğa kapılıp, karamsar olmamalı. Abubekir, bize geldiğinde ayakta dahi duramadığı için aile çok umutsuzdu. Oysa ki ailelerin psikolojik durumları çok önemli. Aile eğer burada bizim verdiğimiz eğitimi yeterli görüp evde kendisi bu eğitimi devam ettirmezse olumlu sonuç almak neredeyse imkansız. Engelli bireylerin eğitiminde ne tek başına okul ne de sadece ailenin kendi verdiği eğitimle başarıya ulaşmak mümkün olur. Her ikisi bir arada olduğu sürece istenilen sonuç ancak elde edilecektir.'' http://www.bugun.com.tr/haber-detay/96376-15-ine-kadar-yuruyemez-dediler-haberi.aspx

Yemen'de 12 yaşındaki çocuk gelin, doğum yaptıktan üç gün sonra öldü

AKŞAM YASAM 18 MART 2010, PERŞEMBE Çocuk gelin dayanamadı Yemen'de 12 yaşındaki çocuk gelin, Fevziye Abdullah Yusuf, cuma günü bebeğini ölü olarak dünyaya getirdikten sonra yoğun kan kaybı nedeniyle yaşamını yitirdi. Fevziye Abdullah Yusuf, cuma günü bebeğini ölü olarak dünyaya getirdikten sonra yoğun kan kaybı nedeniyle yaşamını yitirdi. Fevziye, 24 yaşındaki bir çiftçiyle evlendirildiğinde henüz 11 yaşındaydı. Yemen'deki kadınların dörtte biri 15 yaşından önce evlendirilmiş. Yemen'de çocuk hakları için mücadele eden Siyaj örgütünün başkanı Ahmed El Kureyşi, kuzeydeki çatışmalardan kaçan çocukların durumunu araştırırken hastanede Fevziye'ye rastlamış. Kureyşi, "Bu çok sayıdaki vakadan sadece biriydi" diyor ve her yıl kaç çocuğun zorla evlendirildiğini gösteren sağlıklı bir istatistik bulunmadığını, ancak sayının yüksek olduğunu tahmin ettiklerini belirtiyor. İki yıl önce 10 yaşında evlendirilen Nujoud Ali'nin mahkemeye başvurması ve 30'lu yaşlarındaki kocasından boşanma talep etmesi manşetlerdeki yerini almıştı. Küçük kız sonunda boşanma hakkını elde edebilmişti. Şubatta Yemen parlamentosu evlilik yaşı alt sınırının 17 olarak belirlenmesini öngören bir yasayı geçirdi. Ancak bazı milletvekilleri İslam'a aykırı olduğu iddiasıyla yasanın onaylanmasını engellemeye çalışıyor.

Esmeray'ın hastalığına teşhis konulamıyor

18 Mart 2010 Perşembe Esmeray'ın hastalığına teşhis konulamıyor 3 yaşındaki Esmeray'ın sol tarafı gelişmiyor, ayağa kalktığında da vücudu morarıyor... Konya'da sinir sistemini etkileyen doğuştan bir hastalık nedeniyle 3 yaşındaki Esmeray'ın sol tarafı gelişmiyor, ayağa kalktığında da vücudu morarıyor. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Mehmet Latif ile Şehriban Göktürk'ün 3 yıl önce Ağrı'da dünyaya gelen kızları Esmeray'ın bir süre sonra sol tarafının gelişmediği fark edildi. Sol kulağı, sol kolu ve ayağı sağ organlarına göre küçük olan Esmeray'a bugüne kadar hastalığıyla ilgili bir teşhis konulamadı. Bu hastalık nedeniyle konuşamayan ve yürüyemeyen küçük kız, ayakta durmaya çalıştığında ise vücudu morarıyor, damarları belirgin şekilde ortaya çıkıyor. İnşaatlarda çalışan ve kızı Esmeray'ın doğumundan kısa bir süre sonra Konya'ya yerleşen iki çocuk babası Mehmet Latif Göktürk (30), AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğuştan sağlık problemi olan kızlarına bugüne kadar birçok doktora götürmelerine rağmen bir teşhis konulamadığını bildirdi. NADİR GÖRÜLEN BİR RAHATSIZLIK Konuşamayan ve yürüyemeyen kızının ayağa kalktığında ise vücudunun morardığını ifade eden Göktürk, ''Doktorlar kızımda damar bozukluğu olduğunu söylüyor. Ancak hastalığa teşhis konulamıyor. Esmeray'ın hastalığı literatüre bile geçebilirmiş. Çok nadir karşılaşılan bir durum olduğu belirtiliyor. Kızımın bir an önce iyileşmesini istiyorum. Çünkü hem kızım hem biz çok acı çekiyoruz. Teşhis konulamadığı için tedavi de uygulanamıyor. Kızımın hastalığının tespit edilebilmesi için vücuduna batırılan her iğnede aynı acıyı ben de yaşıyorum'' dedi. Anne Şehriban Göktürk (27) ise hastalığı nedeniyle acı çektiği için sürekli ağlayan kızının durumuna çok üzüldüğünü, Esmeray'ın yaşıtları gibi koşup oynayacağı günlerin hayalini kurduklarını söyledi. KESİN TANI YOK- Esmeray'ın doktorlarından Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Derbent, küçük çocuğun hastalığıyla ilgili kesin tanının henüz konulamadığını bildirdi. Kesin tanıyı gösterecek genetik testlerin bazılarının Türkiye'de yapılamadığını dile getiren Derbent, ''Damar bozukluğu var. Şüpheli tanılar elde edildi. Ancak yüzde 100 kesin tanı yok. Doğuştan genetik nedenli bir hastalık sinirlerini etkilemiş. Çok nadir bir durumla karşı karşıyayız. İncelemelerimiz devam ediyor. Kısacası bu nadir genetik hastalıklardan birisi ve bu hastalığın çok sayıda sinir sistemini etkileyen doğuştan bir rahatsızlık olduğunu düşünüyoruz'' diye konuştu.

Genç kızın cesedi bulundu...

18 Mart 2010 Perşembe Genç kızın cesedi bulundu... Eyüp'teki Haliç Köprüsü'nden dün atlayarak intihar ettiği belirtilen genç kızın cesedi bulundu. Alınan bilgiye göre, olayın ardından İstanbul Deniz Polisi Sualtı Grup Amirliği ekiplerince Haliç'te yapılan çalışmalar sonucu 17 yaşındaki C.Y'nin cesedi bulunarak sudan çıkarıldı. C.Y'nin cesedi, daha sonra Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/96384-genc-kizin-cesedi-bulundu-haberi.aspx

Adalet Bakanı'ndan 'Taş atan çocuk' açıklaması

18 Mart 2010 Perşembe Adalet Bakanı'ndan 'Taş atan çocuk' açıklaması Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'taş atan çocuklar' konusuyla ilgili bir açıklama yaptı... Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yapılacak düzenlemeyle terör örgütü elebaşının yeniden yargılanabileceğine ilişkin endişelerin yerinde olmadığını belirterek, ''Bu konu, değişik yönlere çekilebilecek ve istismara müsait bir konu. Tasarıya 3 ayrı ilave tedbir konuldu ve bu endişelerin giderilmesi öngörülmüştür'' dedi. TBMM Adalet Komisyonunda, kamuoyunda ''polise taş atan çocuklar düzenlemesi'' olarak tanımlanan, Terörle Mücadele Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören yasa tasarısı görüşülüyor. Komisyonda, konuya ilişkin 5 ayrı kanun teklifi birleştirilerek görüşülmesi kararlaştırıldı.Bakan Ergin, daha sonra yasa tasarısı hakkında komisyon üyelerine bilgi verdi. Tasarının Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Ceza Usul Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngördüğünü anımsatan Ergin, tasarıyla çocuk adalet sisteminde değişiklik yapan hususların bulunduğunu kaydetti. Bunlardan bir tanesinin TMK kapsamında yargılanan çocukların, ceza almaları durumunda yine aynı yasanın 5. maddesi uyarınca aldıkları cezanın yarısı oranında artırılmasının söz konusu olduğunu hatırlatan Ergin, bu artırımın çocuklar için uygulanmamasını öngördüklerini bildirdi. Ergin, çocukların TMK'da sayılan fiil ve eylemlerden dolayı özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde değil, çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanmasını amaçladıklarını da dile getirerek, şunları söyledi:''Şu anda 12-15 yaş grubundaki çocuklar, çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyor. Ancak 15-18 yaş arasındaki çocuklar, özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanıyorlar. Bu tasarıdaki düzenlemeyle 18 yaş altındaki tüm çocuklar, ağır ceza mahkemesinde yargılansın isteniyor. Şu anda TMK kapsamında yargılanan 18 yaş altı çocukların hüküm alması durumunda, bu hükmün açıklanmasının geriye bırakılması mümkün değil. Bununla beraber seçenek yaptırımlara hükmün dönüştürülmesi de söz konusu değil. Bu düzenleme ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını geri bırakacak, alternatif seçenek yaptırımların da uygulanabilmesini sağlayacak düzenlemeler var bu tasarı içerisinde.'' ''TÜRKİYE, AİHM'DE İHLAL KARARLARI BAKIMINDAN BİRİNCİ ÜLKE''Türkiye'nin, AİHM'e en çok şikayet giden ülkeler sıralamasında Rusya'dan sonra 2. sırada yer aldığını ifade eden Ergin, ''Ancak çıkan ihlal kararları bakımından şu an en çok ihlal kararı çıkan ülke'' diye konuştu. Bugün bir gazetede AİHM'nin faaliyet raporuna ilişkin çıkan haberi hatırlatan Ergin, habere göre, mahkemeye giden dosyaların yüzde 10'undan fazlasını Türkiye'den giden dosyaların oluşturduğunu söyledi. ''Bu Türkiye açısından çok iyi bir görüntü değil'' diyen Ergin, sözlerine şöyle devam etti: ''Mahkemenin verdiği ihlal kararlarının yüzde 18'i, Türkiye'den giden dosyalar üzerinden verilen ihlal kararlarıdır. Bu anlamda, geçtiğimiz ekim ayında Strazburg'ta AİHM'de yaptığımız temaslarda, Mahkeme Başkanı ile görüştük. Türkiye'de yapılan müracaatlardan en fazla hangi konularda müracaatlar var, hangi konularda ihlal kararları çıkıyor, bunları kategorize ettik. 'Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin temel haklarını ihlal ettiğine dair ihlal kararlarını yerine getirmeyen ülke' şeklinde deklare edilmesi, Türkiye'yi uluslararası platformda incitiyor. Bu anlamda Rusya, Romanya, Ukrayna gibi ülkelerle beraber ihlallerde ön planda olan bir ülke olarak anılıyoruz. Biz bu resmin değişmesini arzu ettik. Bu resmi değiştirmek için de en çok ihlal çıkan konularla ilgili bu paket içerisine düzenleme koymayı uygun bulduk'' Bakan Ergin, bu düzenlemelerin bir tanesinin infaz yargıcının dosya üzerinden verdiği şikayete dair kararlar olduğunu belirterek, ''Bu konuyla ilgili 600 dosya var. Delegeler komitesinin gündemindeki 600 ihlal kararı gündemden düşecek. Türkiye bu anlamda önemli bir yükten kurtulmuş olacak'' dedi. YENİDEN YARGILAMAYA İLİŞKİN HÜKÜMLERTasarıda yeniden yargılamaya ilişkin düzenlemenin de bulunduğunu hatırlatan Ergin, şunları kaydetti: ''Bu düzenleme, Ceza Usul Yasasının 311/2'de yargılanmanın yenilenmesini düzenleyen fıkradaki istisnaya ilişkindir. Bu düzenleme yapılırken, 4 Şubat 2003 tarihi itibariyle AİHM'de derdest olan davalar, dosyalar, yargılanmanın yenilenmesinden istifade edemiyor. Belli endişeleri izale etmek için bu düzenlemeye gidilmişti. Ancak daha sonra belli muhalefet partileri, bu düzenlemenin şu anda terör örgütü ele başının istifadesi için kullanılabileceğini dile getirdiler.O konuda pratik itibariyle böyle bir riskin olmadığı, bu konunun uzmanı usul hocaları tarafından, AİHM'de yargıçlık yapmış Rıza Türmen tarafından, AİHM'de çalışan Türk yargıç Işık Karakaş tarafından, Prof. Dr. Bahri Öztürk tarafından ve birçok hukukçu tarafından böyle bir ihtimalin olmadığı dile getirilmiştir. AİHM'de ihlal kararları verilmiş 208 dosya var. Endişelerin yerinde endişeler olmadığını ifade ediyorum. Çünkü bu tasarıda bu endişeleri izale etmek üzere, esas itibariyle böyle bir endişe yok ama, bu endişeler dile getirilebilir. Çünkü bu konu üzerinde siyaset yapılabilecek bir konu. Bu konu, değişik yönlere çekilebilecek ve istismara müsait bir konu. Ancak bu husus Türkiye'nin menfaatleri açısından siyaset konusu yapılmadan... Türkiye'nin şu anda 208 ayrı ihlal kararını delegeler komitesinin önünden düşürecek bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum ve altını çiziyorum.'' Sadullah Ergin, bu endişeleri gidermek için tasarıda 3 ayrı ilave tedbir konulduğunu ve bu endişelerin giderilmesinin öngörüldüğünü bildirdi. Ergin, ''Bu maddenin tasarıya bir tek giriş nedeni vardır, o da Türkiye'nin ihlal kararlarını yerine getirmeyen ülke pozisyonundan kurtarılması ve bu anlamda almış olduğumuz tazminatların bundan sonraya dönük olarak ödenmemesidir'' diye konuştu. Tasarıyla getirilen göçmen kaçakçılığı konusundaki düzenlemeleri de anlatan Ergin, ''Birçok konuda değişiklik öngördüğü için muhalefet partilerinin ve komisyon üyelerinin bu konuda teklifleri söz konusu. Bütün bunların bir araya getirilebilmesi, teknik olarak düzenlenebilmesi açısından bunun bir alt komisyonda görüşülmesinin usul açısından daha uygun olacağı kanaatindeyim'' diye konuştu.

Depremden kurtulduklarına sevinemiyorlar- iki yaşında kızlar tecavüz kurbanı

18.03.2010 - 21:53
12 Ocak'taki depremle yerle bir olan Haiti'de çadırlarda inanılmaz koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan depremzedeler tecavüz kabusu yaşıyor. İki yaşında kızlar tecavüz kurba... Ünlü aktör Sean Penn'in Haiti'ye yardım grubundan gönüllü tıbbi koordinatör Alison Thompson şok edici bir açıklama yaparak iki yaşındaki çocukların da tecavüz kurbanı olduğunu söyledi. Doktorlar, son onbeş günde bir kampta tecavüze uğrayan iki ve yedi yaşlarında çocukları tedavi ettiklerini belirtiyor. Başkent Port-au-Prince devasa bir çadır haline gelirken, kadınlar gıda ve barınak karşılığında cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyor. IŞIKLAR SÖNÜNCE TECAVÜZ BAŞLIYOR Thompson, "Kadınlar savunmasız. Hava kararıp ışıklar söndüğünde tecavüz olayları artıyor. Port-au-Prince'deki kamplarda tecavüz her gün meydana gelen rutin bir olay haline geldi" diyor. Aydınlatma ve güvenliğin olmaması, 200 bin kişinin öldüğü depremde sağ kalabilen çocuk ve kadınları savunmasız kılıyor. Tecavüzlerin çoğu, utanma, dışlanma korkusu ve tecavüzcülerin intikam alması endişesi nedeniyle bildirilmiyor. SEKS KARŞILIĞINDA GIDA Üniversiteler Arası Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nün raporuna göre, genç kızlar yağmurda barınacak bir yer bulabilmek ve gıdaya ulaşabilmek için seks pazarlığına girmek zorunda kalıyor. Adı gizli tutulan 21 yaşındaki bir anne, üç erkeğin tecavüzüne uğradığını anlatıyor ve Haitili erkeklerin yardımları dağıtmadan önce seks pazarlığı yaptığı için ailesinin gıda yardımına ulaşamadığını belirtiyor. KAÇAN MAHKUMLAR DA DEPREMZEDELERİN ARASINDA47 binden fazla kişinin barındığı en büyük kamplardan biri şehrin merkezindeki bir spor sahasına kuruldu. Burada depremde cezaevinden kaçan çok sayıda mahkum da bulunuyor. Kampta yaşayan insan hakları savunucusu Fritznel Pierre, "Ama hiç kimse suçlulardan ve polisten korktuğu için hiçbir şey söyleyemiyor" diyor. Pierre, tecavüz olaylarının kaydını tutuyor. Birinde 17 yaşındaki bir genç kız altı erkeğin saldırısına ve defalarca tecavüze uğramış. Pierre, "Bu kız için çok endişeleniyorum, çünkü bakacak kimsesi yok. Kendisine saldıranları gördüğünü söylüyor. Ama şikayet ederse kamptan ayrılması gerekecek ve başka gidecek hiçbir yeri yok" diyor. BM GÖREVLİLERİ ARAÇLARINDAN BİLE İNMİYORYardım çalışanları BM yetkililerinin çok nadir devriye gezdiklerini ve etkisiz olduklarını belirtirken, BM'ye bağlı güvenlik çalışanlarının devriye gezerken araçlarından bile inmediğini söylüyorlar. AIDS KORKUSUCinsel yollarla bulaşan hastalıklar ve istenmeyen hamilelikler dışında kurbanlar AIDS tehlikesiyle karşı karşıya. Haiti, bölgede en yüksek HIV oranlarına sahip ülke. Her 50 kişiden biri HIV taşıyıcısı. TUZAK KURUP TECAVÜZ EDİYORLARKurbanlar arasında bütün ailesini ve yakınlarını kaybetmiş 18 yaşında bir genç kız da var. Sokaklarda amaçsızca ne yapacağını bilmez halde dolaşırken orta yaşlı bir adam yanına gelmiş ve karısının ona çok iyi bakacağını söylemiş. Genç kızı evine götüren adam iki adamla birlikte eve gelmiş. Genç kız kendisine defalarca tecavüz eden adamların elinden son anda kurtulmayı başarmış. Genç kız, Amerikalı gönüllü avukatlar grubunun ABD'ye sığınabilmesi için yardımcı olduğu birkaç kurbandan biri. ABD'li avukat Jayne Fleming, "Beş gündür buradayım ve 30 tecavüz kurbanıyla konuştum. Çoğu 18 yaşın altındaydı. Hikayeleri korkunç. Dondum kaldım" diyor. "SORUNUN FARKINDAYIZ, AMA ÖNCELİĞİMİZ DEĞİL"Haiti polis şefi Mario Andresol, saldırılardan cezaevinden kaçan 7 bin mahkumu sorumlu tutuyor. Enformasyon Bakanı Marie-Laurence Jocelyn Lassegue, geçen ay yaptığı açıklamada "Sorunun farkındayız, ama önceliğimiz değil" demişti. (DIŞ HABERLER / GAZETEPORT)

17 yaşında kalp krizinden öldü

17 yaşında kalp krizinden öldü Boğaz ağrısı şikayetiyle hastaneye giden öğrenci ağrı kesici verilip evine yollandı. Genç adam akşam saatlerinde fenalaşarak... İzmir'in Ödemiş ilçesinde 17 yaşındaki lise öğrencisi, geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Boğaz ağrısı şikayetiyle sağlık merkezine başvuran öğrencinin, ağrı kesici verilip dinlenmesi için evine gönderildiği öğrenildi. Alınan bilgiye göre, lise öğrencisi Muhammet Alperen Saygılı, dün boğaz ağrısı şikayetiyle okuldan sevk alarak, ilçedeki bir sağlık merkezine başvurdu. İddiaya göre, sağlık merkezindeki hekimin ağrı kesici verip dinlenmesi için evine gönderdiği Saygılı, akşam saatlerinde fenalaşınca ailesi tarafından Ödemiş Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kalp krizi geçirdiği anlaşılan lise öğrencisi, hastanedeki müdahaleye rağmen kurtarılamadı. OKULUNDA TÖREN DÜZENLENDİ Muhammet Alperen Saygılı'ın ölümü, okulda büyük üzüntüye yol açtı. Arkadaşlarının sırasını karanfillerle donattığı Saygılı için okul bahçesinde tören düzenlendi. Törene, Ödemiş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü şube müdürleri, öğretmenleri, arkadaşları ve ailesi katıldı. Muhammet Alperen Saygılı'nın cenazesi, okuldaki törenin ardından defnedilmek üzere ilçeye bağlı Gereli köyüne götürüldü. Saygılı'nın 1 yıl öncesine kadar güreş sporu yaptığı ve bu dönemde birkaç kez kalp sorunu yaşadığı öğrenildi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/96409-17-yasinda-kalp-krizinden-oldu-haberi.aspx

Okuldaki risk büyük ama...

İstanbul Küçükçekmece'de, depreme karşı güçlendirilmesi yönünde karar alınan 50 yıllık okul binasında eğitim ve öğretime devam edilmesine veliler ve öğrenciler tepki gösteriyor.

CHP'li Sevigen'e öğrenci protestosu

18 Mart 2010 Perşembe CHP'li Sevigen'e öğrenci protestosu TEKEL işçilerine destek verdikleri için tasdiknameleri verilen öğrencilerin okuluna gelen Sevigen neye uğradığını şaşırdı. Çekmeköy Mehmetçik Lisesi'nden “Tekel işçilerine destek vererek, sloganlar attıkları” iddiasıyla tasdiknameleri verilen öğrencilere destek için okula gelen CHP Milletvekili Mehmet Sevigen, ummadığı bir protestoyla karşılaştı. Öğrenciler kendileri üzerlerinden siyasi rant sağlandığını iddia ederek, Sevigen'in makam aracının önünü kesip aracı yumrukladı. Tekel işçilerine destek verdikleri için okuldan atıldıklarını iddia eden öğrencilere destek amacıyla liseye gelen CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, içeride okul yönetimi ve öğrencilerle konuştuktan sonra dışarı çıktı. Sevigen, kapı önünde yaptığı gazetecilere yaptığı açıklamada, Tekel'e her kesimin destek verdiğini öğrencilerin de da desteğinin çok normal olduğunu söyledi. Bu durumun ilgili makamlarla görüşülerek çözülmesi gerektiğini söyleyen Mehmet Sevigen, “Bu olay siyaset üstü bir durum, Tekel işçilerine kurtlar kuşlar destek verdi bu çocukların da destek vermesi çok normal” dedi. Sevigen makam aracına binmek üzereyken, tasdiknameleri verilen bazı öğrenciler, “Bizle de konuştunuz. Hani basın açıklaması yapmayacaktınız. Siyasi rant elde etmeye çalışıyorsunuz” diyerek tepki gösterdiler. Makam aracınını etrafını saran, aracı yumruklayan öğrenciler sürücü kapısını açıp arka koltukta oturan Sevigen'e, siyasi rant aracı olarak kullanılmak istemediklerini söylediler. öğrencilere “Siyaset yok” diye seslenen Sevigen, tepkiler sürünce, aracıyla hızla okulun önünden uzaklaştı. Bu arada, tasdiknamelerini henüz almayan öğrencilerin okula girmek istemesi üzerine, öğrenciler ile güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı.

Çocuklarda ishale dikkat

AKŞAM SAGLIK 18 MART 2010, PERŞEMBE Çocuklarda ishale dikkat Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Erol Yıldırım, ishalin çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar ağır seyrettiğini belirterek, "Özellikle el temizliğine dikkat edeceğiz. Yani suya sabuna dokunacağız" dedi. Tokat'ta ishal vakalarında gözle görülür oranda artış olduğuna dikkat çeken Yıldırım, ishalin bebeklerde en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu söyledi. İshalin herkesin her an karşılaşabileceği bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Yıldırım, ishal vakalarının su kaybından ötürü ciddi seyredebileceğini belirterek, "O sebeple günde 2-3 defanın üzerinde kusma ve ishal varsa hastaneye müracaat edilmesinde fayda var. İshal kusma olduğu dönemde annenin bol bol su, şeftali suyu, yoğurt, ayran, yayla çorbası, patates haşlaması gibi gıdalar vermesi gerekir. Bebeklerde ilk 6 aylık süreçte anne sütü ile beslendiğinden dolayı ishale daha az rastlanır. Daha ileri aylarda özellikle de ek gıdalara geçildiğinde daha fazla ishal görülebilir. Fakat çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar ağır seyrediyor. Küçük yaşlardaki çocuklara hemen müdahale edilmesi lazım. Büyüklerde hafif seyrediyor" dedi. Yıldırım, ishal riskine karşı kişisel hijyen ve ev hijyenine özen gösterilmesinin en önemli korunma faktörü olduğuna dikkat çekerek, "Bebeğin beslenmesinde kullanılan araç-gereç temiz tutulmalıdır. Bebeğin maması hazırlanmadan ve bebeği beslemeden önce eller iyice yıkanmalıdır. Özellikle el temizliğine dikkat edeceğiz. Yani suya sabuna dokunacağız. Ellerimizi dışarıdan geldiğimizde, kirli şeylere dokunduğumuzda, tuvaletten sonra sabunlayarak bol suda yıkamalıyız. Bebeklere ek gıdaları verirken daha dikkatli olmalıyız. Meyveyi, sebzeyi bol suyla yıkamamız lazım. Hatta antiseptik solüsyonlar, sirkeli sularda tutmamız lazım" diye konuştu. Basit ishallerin birkaç gün içersinde geçtiğine dikkat çeken Yıldırım, ciddi ishal vakalarının daha uzun sürdüğünü ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti: "Esas burada önemli olan ishalin ve kusmanın miktarı, sayısıdır. Mesela saatte bir defa kusma ve ishal oluyorsa çok ağır bir vakadır. Günde 1-2 defa ishal ise evde tolere edebilir. Ama günde 5-6'nın üzerinde ciddi, çok sulu ishal geliyorsa mutlaka tedavi altına alınması lazım. Doktora gelene kadar hastaya yapacağımız en önemli tedbir bol bol su vermek." http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/saglik/777/cocuklarda_ishale_dikkat_.html

Kansere karşı mutlaka tüketin

AKŞAM SAGLIK 18 MART 2010, PERŞEMBE Kansere karşı mutlaka tüketin Kalın bağırsak kanserine karşı B6 vitamini etkili oluyor. B6 vitaminini doğal olarak alabileceğiniz gıdalardan biri de muz.B6 vitamininin, kalın bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi. Amerikan Tıp Derneği’nin dergisi JAMA’da yayımlanan araştırmada bilim adamları, 2002- 2009’da yapılan 13 araştırmayı değerlendirdi. Kandaki pridoksal fosfat (B6 vitamininin etkin hali) seviyesinin artmasının kalın bağırsak kanserine karşı korucu etki sağladığı ve kanser riskinin, seviyenin artmasına bağlı olarak azaldığı sonucuna varıldı. B6 vitamini tahıllarda, kırmızı ve beyaz ette, nişastalı besinlerde, muz ve avokado gibi bazı meyvelerde bulunuyor.

Kutu içeceklerdeki ölümcül tehlike

AKŞAM SAGLIK 18 MART 2010, PERŞEMBE Kutu içeceklerdeki ölümcül tehlike Uzmanlar uyarıyor! Teneke meşrubatların taşıdığı bu tehlikeye dikkat... Daha önce Zonguldak ve Bartın’da görülen hastalığın kurbanının kısa süre içinde ölümle yaşam arasındaki ince çizgide gidip gelmesi, dikkatleri hastalığa çevirdi.Başta fareler olmak üzere, genellikle kemirgenlerden insanlara geçen “Hanta hastalığı”nın ilk örneğine İstanbul’da rastlandı. 30’lu yaşlarının ortalarında bir akademisyen olan S.M. 1.5 ay önce 38-39 derece arasında seyreden ateş, halsizlik, bel ağrısı, hafif mide bulantısı gibi belirtiler üzerine grip geçirdiğini düşündü.Doktora danışarak başladığı antibiyotik tedavisinden yarar görmeyen S.M. bunun üzerine hastaneye başvurdu. Hastaneye yatırılışının üzerinden 48 saat geçtikten sonra yoğun bakıma alınan S.M. 72 saat sonra ise solunum cihazı ve diyaliz makinesine bağlı hale geldi. Durumun ciddiyeti ve hastanın 3 gün içinde yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiye gelmesi, tüm doktorların vakayı yakın takibe almalarına neden oldu ve başka hastalıklar değerlendirilmeye başlandı. Bunlardan biri de hastanın Hanta virüsü taşıyabileceği ihtimaliydi. TESTLER POZİTİF Türkiye’de Hanta virüsünün varlığını test etme imkânı olmadığı için, kan sonuçları Almanya’ya gönderildi. Sonuçlar hastanın Hanta virüsü taşıdığını gösteriyordu. Yoğun bakımda kaldığı 10 günü bilinci yerinde olmadan geçiren S.M., uygulanan tedaviler sonucunda artık sağlıklı ve mutlu. Acıbadem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Tunga Canpolat’la Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nevin Sarıgüzel Sar, bir hastada hastalık hızının bu derece korkutucu olmasına ilk defa rastladıklarını söyleyerek, Hanta virüsü şüphesini hastada ateşle birlikte trombosit düşüklüğü olduğunu gördükten sonra düşündüklerini söyleyerek uyguladıkları tedavileri anlattılar. ''PAZARTESİYE ÇIKMAZ DİYE DÜŞÜNDÜM'' Dr. Alper Tunga Canpolat, S.M.’nin hastalıkta kritik kabul edilen 3. evrede diyalize alınmasına ve solunum cihazında desteklenmesine rağmen istenen sonucun gelmemesi üzerine, yaşamından ümit kestiklerini ve tüm çabalarına rağmen ertesi günü çıkaramayacağını düşündüklerini söyledi. Hanta virüsünün iki çeşidi olduğunu belirten Canpolat ve Sar, hastalığın akciğer tutulumu olan tipinde ölüm riskinin yüzde 50-60 oranında olduğunu, S.M.’de görülen böbrek tutulumunda ise bu riskin yüzde 20 civarında bulunduğunu söyledi. Bununla birlikte hastada diyaliz makinesine bağlanma gereği halinde bu risk yüzde 50’lere kadar yükselebiliyor. HANTA NEDİR? Hanta virüsü insanlara kemirgenlerin idrar, çıkartı ve salgıları yoluyla bulaşır. Hastalık belirtileri “grip” ve “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi” ile benzerlik gösterir. Hastalığın kuluçka süresi 1-3 hafta arasındadır. Bu sürenin sonunda ani başlayan yüksek ateş, üşümetitreme, halsizlik, yaygın adale ağrıları, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi şikâyetler meydana gelir. Bu şikâyetlerin başlamasından kısa süre sonra kan trombosit sayısında azalma, böbrek fonksiyon bozukluğu, geçici bulanık görme, öksürük, solunum bozukluğu, deri veya mukozal kanama gibi belirtiler görülebilir. TENEKE MEŞRUBATLARI TEMİZLEYİN Hanta virüsünün kişinin aklına gelmeyecek bulaşma yolları olduğunu söyleyen uzmanlar, yaptıkları araştırmanın sonucunda virüsün S.M.’ye bulaşmasının tek yolunun teneke kutudan içilen meşrubat olduğu sonucuna vardıklarını belirttiler. Meşrubatların tutulduğu depolarda kemirgenlerin bulunma riskine karşı, temizlik kontrollerinin ihmal edilmemesi ve yıkanmadan tüketilmemesi gerekiyor.

Bebeğiniz için sakıncalı olan besinler

AKŞAM SAGLIK 18 MART 2010, PERŞEMBE Bebeğiniz için sakıncalı olan besinler Bal, yumurta akı, inek sütü, çikolata... İşte bebeğinizi 1 yaşına kadar uzak tutmanız gereken besinler... Anne sütü, bebeğin büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan besin maddelerini içermesi nedeniyle mükemmel bir besin kaynağı. Anne sütünün bebeğe sağladığı yararlar sayılamayacak kadar çok. Bu nedenle hekimler, bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenmesini öneriyorlar. 6. ayın bitiminden sonra ise ek besinlerle birlikte 2 yıl anne sütü verilmesinin yararlı olduğunu belirtiyorlar. 6. ayın bitiminden itibaren bebeğin birçok farklı gıdayla tanıştırılması; hem yeni tatlara alışması hem de sağlıklı beslenmesi açısından oldukça önemli. Ancak 1 yaşından önce bazı besinlerin bebeklerden uzak tutulması gerekiyor. Çünkü bu besinler bebeklerde alerjiye, zehirlenmeye ve boğulmaya neden olabiliyor. International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Duygu Gür Ünal'a göre, 1 yaş öncesi bebek için yasaklı yiyecekler şunlar: BalYumurta akıİnek sütü Çikolata, kakaoÇilek, domates, kivi, fıstık ezmesi gibi alerji potansiyeli yüksek gıdalarDeniz ürünleriŞarküteri ürünleri (salam, sosis, sucuk…)Konserve ve dondurulmuş gıdalarKatkılı, tuzlu, salçalı, baharatlı hazır gıdalarKuruyemiş, patlamış mısır, pastil, sakız gibi boğulmaya neden olabilecek taneli ya da yapışkan besinler (4 yaşına kadar verilmemeli)Tüm diyet ürünleri (aksi doktor tarafından belirtilmedikçe)ELMA HER MEVSİM VERİLEBİLİREk gıdalara başlama konusunda annelerin dikkat etmesi gereken konular hakkında Dr. Duygu Gür Ünal, şunları söylüyor: “Bebeğinize vereceğiniz ilk gıdaların tek çeşitten oluşan, basit, alerji riski olmayan besinlerden seçilmesi gerekiyor. Sabah ve öğle öğünleri arasına ekleyeceğiniz meyve püresi, bebeğiniz için lezzetli bir başlangıç olabilir. İyi yıkanmış ve kabuğu soyulmuş mevsim meyvesinin bir dilimini (kışın: elma, armut, yazın: elma, şeftali, kayısı) cam rendeden geçirerek pütürlü olarak yarı oturur pozisyondaki bebeğinize verebilirsiniz. Aynı meyvenin miktarını artırarak birkaç gün boyunca vermeniz olası alerji ve mide barsak problemlerini daha rahat gözlemenize yardımcı olabilir. Bebeğiniz meyve pürelerine alıştıktan sonra inek sütü ya da formül mamayla hazırlayabileceğiniz bir çay bardağı yoğurt, ikindi öğününe eklenebilir. Yoğurdu da sabah vermediğiniz meyve veya pekmez ile de tatlandırabilirsiniz.” MEVSİM SEBZELERİYLE ÇORBA HAZIRLAYINDr. Ünal, bebeğin ayına göre uygun sebze çorbaları hazırlamak gerektiğini belirtirken, mevsimine uygun çorbalar yapılması gerektiğini vurguluyor. Patates, havuç, pirinç ve zeytinyağı ile hazırlanacak ve öğle öğününde verilecek sebze çorbasına kış mevsiminde lahana, brokoli, ıspanak, pırasa, kereviz, karnıbahar, yazın ise kırmızıbiber, kabak, enginar, taze fasulye, semizotu gibi sebzeler eklenebileceğini belirtiyor. BESİNLERİ BLENDERDAN GEÇİRMEYİNBebekleri pütürlü gıdalara alıştırmak posa alımlarını da kolaylaştırıyor. Ancak anneler bebeklerin pütürlü gıdaları alamayacağını düşünerek blenderdan geçirip tamamen sıvı hale getiriyor. Tamamen pütürsüz yemeye alışan bebek, daha sonra pütürlü gıdaları yemeyi reddediyor. Bu nedenle annelerin sebze çorbasını blender yerine tel süzgeçten geçirmesi ya da çatalla ezerek püre haline getirmesi gerekiyor. TARHANA VE MERCİMEK ÇORBASI SEKİZİNCİ AYDAN SONRASebze çorbalarının dışında, öğle öğününde, tavuk suyuna tel şehriye, baharatsız yayla çorbası da verilebilir. Tarhana ve mercimek çorbalarının yoğun içeriklerinden dolayı yedinci veya sekizinci aylardan sonra verilmesi gerekiyor. Bebeklere altıncı aydan itibaren sebze çorbalarına kibrit kutusu büyüklüğünde iki kez çekilmiş yağsız kıyma, yedinci-sekizinci aylardan itibaren de et, balık, tavuk eklenebilir. Sekizinci ve dokuzuncu aylardan itibaren baklagiller, dolma, pilav, makarna, köfte bebeğin iştahını daha da açıyor. ALTINCI AYDAN SONRA BEBEK KAHVALTISIAltıncı aydan itibaren bebeklere sabahları kahvaltıda şu yiyecekler verilebiliyor: Formül mamanın içine;İki üç adet organik bebek bisküvisi ya da evde yapılmış bir dilim kek, Yarım kibrit kutusu akşamdan tuzu alınmış beyaz peynir,Bir çay kaşığı tereyağı ya da zeytinyağı,Bir tatlı kaşığı pekmez,İyi pişmiş yarım yumurta sarısı. BİR YAŞINDAN İTİBAREN YETİŞKİN SOFRASINA OTURABİLİRDr. Duygu Gür Ünal, bebeklerin bir yaşından itibaren yetişkinlerin sofrasına oturup beslenebileceğini belirterek şunları söylüyor: “Bebeğinizi beşinci-altıncı aylardan itibaren mama sandalyesinde beslemeye alıştırabilirsiniz. Böylece siz ailece masaya oturduğunuzda onu da yanınıza alabilir ve birlikte yemek yeme alışkanlığı kazandırabilirsiniz. Mama sandalyesine alıştırmanızın bir başka yararı ise, sizi zorlayacak davranışlardan (bebeğinizin arkasından koşmak, televizyon karşısında yedirmek, oyunlar yapmak gibi...) kurtaracak olmasıdır. YEMEK SAVAŞLARINA HAYIR!Bebeğin sunulduğu anda yemek istemediği besinler olabileceğini söyleyen Dr. Duygu Gür Ünal, bebeklerle yemek savaşı yapılmaması gerektiğini söylüyor. “Ek gıdayla geçiş döneminde dikkat etmeniz gereken önemli noktalardan biri, bebeği sevmediği besinler konusunda zorlanmamanız, yemesi için onunla inatlaşmamanızdır. Eğer bebek besini beğenmiyorsa, bir diğer besine geçebilirsiniz. Ancak beğenmediği yemeği 1–2 hafta sonra tekrar denemelisiniz. Pek çok bebek, daha önce reddetmesine rağmen zaman geçtikten sonra tekrar sunulan besini afiyetle yer. Ayrıca bebek hastayken yeni besinlerle tanıştırılmaması, hastalıklarının geçmesinin beklenmesi önem taşıyor.

İstanbul Çocuk Koordinasyon Projesi

İstanbul Çocuk Koordinasyon Projesi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü, risk altında bulunan, suça sürüklenen ve mağdur çocuklarla ilgili bir proje hazırladı. 18 Mart 2010
Türkiye’nin ufkunu açıyoruz! Her vatandaş gazeteci, her konuda bir görüş... Web sitesi olan herkes SizdenSize’de buluşuyor İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sıtkı Akgül de Üsküdar’daki Çocuk Şube Müdürlüğünde yapılan tanıtım toplantısında, projenin İstanbul Valiliğine sunulduğunu ve onayından sonra ilçe kaymakamları, ilçe emniyet müdürleri ve il kurum müdürlerine anlatıldığını ifade etti. Akgül, "Bu proje, çocuğu kurumlara götüren bir proje değil tam aksine kurumları çocuğun ayağına getiren bir proje. Bu proje ile İstanbul’da her 3 veya 4 ilçeden sorumlu bir merkez olmak üzere, 10 tane ’Çocuk Koordinasyon Merkezi’ kurulması planlanıyor. Bu projeyle mevcut kurumların yapısında bir değişiklik öngörülmemekle birlikte, risk altında bulunan, suça sürüklenen ve mağdurçocuklarla ilgili tam bir koordinasyon içinde çalışma fırsatı yakalanmış olacak" dedi., Çocuk Şube Müdürü Sedat Ercoşkun da amacı İstanbul’daki çocukların psiko-sosyal gelişimlerine yardımcı olmak, onları her türlü gizli-açık tehlikelerden, zararlı alışkanlık ve faaliyetlerden alıkoymak, toplumun geleceği adına ideal bireyler hazırlamak olan bu projeye, her türlü sosyo-ekonomik risk altında bulunan, çeşitli zararlı oluşumlar içine girmeye meyilli çocukların da dahil edileceğini belirtti. Projenin esaslarını da anlatan Ercoşkun, şunları söyledi: "Veri tabanı sayesinde ilin çocuk profili net olarak ortaya konularak, kurumlar arası koordinasyon sağlanacak. Ortak bir amaca hizmet eden kurumların, sinerji esası doğrultusunda hareket etmeleri sağlanarak, bürokratik iş ve işlemlerin asgari seviyeye indirilerek verimliliği artırılacak. Bu sayede, çocuğun yüksek yararı hassasiyetle gözetilerek, gerekli her türlü müdahale gecikmeksizin yapılacak. Ekonomik yönden yardıma muhtaç çocuk veya ailesinin doğru tespiti yapılarak, uygulanacak yardımların verimli hale getirilmesi, böylelikle mükerrer yardımların önüne geçilerek, daha fazla çocuğa veya aileye yaygınlaştırılması sağlanacaktır. Eğitimine ara vermiş veya hiç başlamamış çocuklar tespit edilerek, eğitim ve öğretim almaları temin edilecek. Uçucu-uyuşturucu madde bağımlısı haline gelmiş veya kullanma eğiliminde olan çocuklara yönelik rehabilite faaliyetlerinde bulunarak, gerekli görülmesi halinde tıbbi müdahale yapılacak. Çocuklar, içinde bulundukları karamsar durumdan alıkonularak zihinsel ve bedensel meşguliyetlere yönlendirilecek." Çocuğun sosyal, kültürel, ekonomik altyapısına ilişkin bilgilerle hazırlanacak olan "Sosyal İnceleme Raporu"nun anında çocuk savcısı tarafından incelenmesinin temin edileceğini vurgulayan Ercoşkun, adliyede çocuğun yüksek yararı için verilen "Denetimli Serbestlik ve Koruma Kararları"nın etkin bir şekilde takip edileceğini kaydetti. -TOPLUMA YENİDEN KAZANDIRMADA VERİMLİLİK"- Tutukluluk veya hükümlülük geçirmiş çocuğun topluma yeniden kazandırılmasında verimlilik sağlanacağını belirten Ercoşkun, şunları kaydetti: "Proje kapsamındaki kurumların görev alanına giren konularla ilgili olarak, üniversite birlikteliğinde akademik ve bilimsel çalışmalar yapılacaktır. Çocuğa, eğilimine göre, çeşitli sosyal, sportif, sanatsal, kültürel, etkinlik ve eğitim sunmak, bunların kullanımına yönelik mesleki eğitim kursları vererek, çocuğun yaşam alanına etkin bir birey olarak adapte etmek, ebeveynlere eğilimine göre mesleki eğitimler verilmesini teminle, aile ekonomik yönden desteklenecektir. Sosyal, ailevi, çevresel koruma faktörleri artırılıp, riskfaktörleri azaltılacaktır." Ercoşkun, projenin nihai amacının da 18 yaş altı çocuk suçluluğunu en aza indirmek ve ülke genelinde ilgili kurumlara "Ulusal Çocuk Bilgi Ağı" oluşturmak olduğunu kaydetti.
http://egitim.milliyet.com.tr/istanbul-cocuk-koordinasyon-projesi/egitimdunyasi/haberdetay/23.03.2010/1213074/default.htm?ref=haberici&ver=85 Çocuk Şube Müdürlüğü verilerine göre, İstanbul’da 716 madde bağımlısı ve 1808 sokakta çalıştırılan veya dilendirilen çocuk bulunuyor. Geçen yılın verilerine göre de çocuklar, 2 bin 792 uyuşturucu madde ve 877 de "cinsel istismar" suçuna karıştı.

Ne fark eder ki...

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Ne fark eder ki... YÖK, Danıştay'ın iptal ettiği katsayı kararını dün yeniden görüşüp bir kez daha belirledi. Danıştay bir daha iptal edecek. Bu işlem ne kadar sürer bilmiyorum. Daha önceki yazılarımda da bu işlemin bilimsel temellerde konuşulmadan çözülemeyeceğini yazmıştım aynı fikirde devam ediyorum. Kısacası katsayı 0.13 mü olacak 0.12 mi bunun bilimsel hiçbir temeli yok. Karar vericiler neye göre karar veriyor bu da belli değil, iptal edenler neye göre ediyor bu da belli değil. Kısacası tam bir Türkiye hikayesi sürüp gidiyor. Biz de izliyoruz, ne kadar izleriz bilemiyorum ama umarım bir bilim insanı çıkar ve ben araştırdım bilimsel olarak doğrusu budur der de biz de rahatlarız. Ama halen böyle bir işaret göremiyorum. Çünkü bilim insanları da herhalde çok yoğun ve meşguller !!! Kısacası yine YÖK toplanıyor, yine karar veriyor neye göre belli değil, yine Danıştay toplanacak yine karar verecek neye göre belli değil.Bu hafta iki gün pazartesi ve salı Gaziantep'teydim. Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü ve Uğur Dershaneleri olarak Gaziantep'in en büyük sekiz okulunda toplam üç bin öğrenci ve Gaziantep'te bulunan okulların müdür, rehber öğretmen ve öğretmenleriyle çalışmalar yaptım. Bu çalışmalarda yüreğim yandı desem abartmış olmam. Niye mi? Bir düşünün bugün 18 Mart yani YGS' ye yirmi gün kalmış. Öğrencilerin yarısı hatta ayrıntıları da sayarsak yüzde sekseni yeni sistemi bilmiyor. Birçok okulda yönetici ve rehber öğretmenler elinden geleni yapıyor ama ne yapsınlar en tepedeki kurumlar karar verememiş ki onlar ne yapsınlar. Öğrenciler ne yapacaklarını bilmiyorlar, sınav sistemini bilmiyorlar. Veliler hiçbir şey bilmiyorlar. Ben iddia ediyorum ki yeni sistemi sınava girecek olan öğrencilerin yarısı bilmiyor. Acaba YÖK veya ÖSYM bu yeni sınav sistemini tanıtmak ve anlatmak için bir çalışma yaptı mı? Hayır yapmadı. Kim yaptı birkaç üniversite ve Uğur Dershaneleri. Peki, öğrenciler bilmedikleri tanımadıkları bir sınava nasıl girecekler. Bu çocuklar yarın kalkıp biz bu sınavı bilmediğimiz için sınavda başarısız olduk derlerse sizce haklı değiller mi? Bence haklılar. Geçen hafta yeni sınav sistemindeki kaosu yazdım. Bu yazımın üstüne bir haftada tam bin tane mail aldım. Her kesimden teşekkür aldım. Hiç kimse bana katsayı ne olacak diye sormuyordu. Maillerde sorular hep sınavın kendisi ile ilgiliydi. Sayın YÖK üyeleri siz sınava başvuran 1,5 milyon öğrencinin 300 bininin meslek lisesi geriye kalan 1,2 milyonun genel lise olduğunu biliyor musunuz? Biliyorsanız eğer bu 1,2 milyonun neler yaşadığı sizin hiç umurunuzda değil mi? Bugün yeni katsayı kararınızı açıkladınız peki Danıştay sınava iki gün kala bunu iptal ederse sorumluluk kimin olacak. Neden bu devletin kurumları olarak 1,5 mil-yon öğrencinin sağlığı ve geleceği için ortak akıl yakalamıyorsunuz. Neden bir araya gelip bilim insanlarını da yanınıza alıp bu sorunu çözmüyorsunuz. Yoksa dilim varmıyor ama hem Danıştay hem de YÖK olarak sizler bu durumdan zevk mi alıyorsunuz? Ben artık katsayının ne olacağı ile ilgilenmiyorum. Çünkü ne olursa olsun bu iş yeterince kamuoyunu oyaladı. Bizim düşünmemiz ve yapmamız gereken çok iş var. Bu tartışmalar bizi eğitimde ileriye değil geriye götürüyor. Bundan sonra aldığınız ve alacağınız kararlar ne olursa olsun. Lütfen yaşları henüz 17-18 olan çocukları düşünün onların gözlerini ve bakışlarını hatırlayın. Sizin göreviniz onları diken üstünde oturtmak değil onları huzurlu ve daha iyi yarınlara hazırlamaktır. Bunu unutmayın lütfen... Turgay Polat http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/523/ne_fark_eder_ki___.html

Genç yönetmen yarışması

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Genç yönetmen yarışması İstanbul Lisesi öğrencilere genç yaşta sinema sevgisi kazandırmak amacıyla kısa film yarışması düzenledi. Geçen yıl Türkiye'nin dörtbir yanından gelen 114 kısa filme ev sahipliği yapan yarışmaya katılmak isteyenler için son başvuru tarihi 10 Mayıs olacak. Katılımcılar ön başvuru formunu, eserin 4 DVD kopyası, filmle ilgili en az 2 siyah-beyaz veya renkli fotoğrafı (filmin afişi veya filmden kare) ve özetini bir CD içinde öğrenci belgesiyle birlikte İstanbul Lisesi Sinema Kulübü adresine ulaştırmaları gerekiyor. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/522/genc_yonetmen_yarismasi.html

Bahçeşehir'den Kariyere atılan küçük adımlar

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Bahçeşehir'den Kariyere atılan küçük adımlar Okul öncesi eğitiminin önemini ve geleceğe katkılarını vurgulamak amacıyla düzenlenen Kariyerin Küçük Adımları eğitim platformunun beşincisi, BJK, Bahçeşehir Kolejleri ve Harvard Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirildi. Erken çocukluk eğitimcilerine farklı bir bakış açısı kazandırmak için her yıl düzenlenen eğitim platformunda bu yıl ele alınan konu başlıkları ise ; 'Öğrenme, Okuma-Yazma Sürecinde Dil Gelişimi, Okul Öncesinde Çok Kültürlü Eğitim ve Düşünme Süreçleri' ydi. Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden dil bilimci Prof.Dr.Catherine Snow, sunumunda sözcük dağarcığının okuduğunu anlamada çok önemli olduğunu vurguladı. Çocukların yaşadıkları dünyayı anlayabilmeleri için okulda öğrenecekleri konularla ilgili sözcüklerin öğretilmesi gerektiği, tartışma ortamları ile kelime bilgilerinin artacağını söyledi. Sözcük bilgisinin akademik başarıda çok önem kazandığını, yapılan araştırmalarda eğitim seviyesi düşük olan yoksul aile çocuklarının eğitim seviyesi yüksek zengin aile çocuklarına oranla daha az kelime bilgisine sahip olduklarını ifade etti. Snow, konuşmasında eğitim seviyesi düşük bir ailede 3 yaşındaki bir çocuk 500 farklı sözcük bilirken, eğitim seviyesi yüksek olan bir ailede aynı yaşta 1200 farkı sözcük bildiğini ve okul öncesi iyi bir eğitimle bu sayının daha da çok artırılabileceğini ve 1.sınıfa başladığında ise 6000 sözcük bilgisine ulaşabileceğini belirtti. Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve 'Project Zero' Araştırmasının yöneticilerinden Prof.Dr. David Perkins ve Dr. Shari Tisman da yaptıkları sunumda 21.yüzyılda eğitim vizyonunun 'Görülebilir Düşünme' ve 'Kavratmak için Öğretmek' olduğunun altını çizdiler. Anaokulundan itibaren çocuklara düşünmenin öğretilebileceğini örneğin bir sanat resmi üzerinde çocuklara soru sorarak tartışma ortamı yaratılabileceğini, çocukların birbirlerinin düşüncelerini dinleyerek öğrenebildiklerini ve böylece düşüncenin görülebilir hale geldiğini ifade ettiler. Kavratmak için öğretmenin ise, bilgiyi kullanarak düşünmek olduğunu, okulda düşünme rutinleri yaparak düşünmenin alışkanlık haline getirilmesi gerektiğini vurguladılar. 21.yüzyılda sınıfların yanı sıra internet, sosyal ağlar, müzeler, toplum ve iş yerlerinin de artık birer öğrenme ortamı olduğunu söylediler. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/521/bahcesehir_den_kariyere_atilan_kucuk_adimlar.html

Miniklere ünlü konuk

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Miniklere ünlü konuk Özel İstanbul Koleji, 'Abimm' filminin oyuncusu Levent Üzümcü'yü konuk etti. Öğrenciler, sanatçıyı soru yağmuruna tuttu. Levent Üzümcü gelen bir soru üzerine 'En sevdiğim işim 'Avrupa Yakası'ydı. Yeniden öyle başarılı ve uzun soluklu bir dizide yer almak isterim. En sevmediğim işim ise 'Tozlu Çizmeler' adlı tiyatro oyunuydu' dedi. 6 yıl boyunca 'Avrupa Yakası'nın Cem'i olarak hafızalara kazınan sanatçı en beğendiği komedyenin de Cem Yılmaz olduğunu itiraf etti. Üzümcü 'Onunla aynı filmde olmayı çok isterdim ama gülmekten çalışamazdım sanıyorum' diye konuştu. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/520/miniklere_unlu_konuk.html

Katsayı makası biraz daha açıldı

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Katsayı makası biraz daha açıldı YÖK yeni açıkladığı katsayı ile yine tartışılacak bir orana imza attı. Yeni katsayılar 0.15-0.12 olarak belirlendi. Alanında tercih yapan öğrenciler 0.15 alan dışı tercih yapan öğrenciler de 0.12 katsayı ile karşılaşacak YÖK, Danıştay'ın iki kez iptal ettiği katsayıda yine tartışılacak bir oran belirledi. Danıştay'ın son olarak iptal ettiği 0.15-0.13 katsayılar, dün yapılan düzenleme ile 0.15-0.12 olarak belirlendi. Yeni katsayılara göre alan içi ve alan dışı tercih yapan öğrenciler arasında 8 ile 15 puanlık bir fark ortaya çıkacak. Bu fark Fen ve matematikte 6-7 soru ile Türkçe sosyal 9-10 soru ile kapanabilecek. Alanında tercih yapan öğrenciler 0.15 alan dışı tercih yapan öğrenciler de 0.12 katsayı ile karşılaşacak. Meslek liselerinin kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde de orta öğretim başarı puanlarına 0,06 ek katsayı getirilecek. Necmi Yüzbaşıoğlu, Atilla Eriş, Ali Ekrem Özkul, Mustafa İlhan YÖK'ün bu kararına karşı oy kullandıkları da öğrenildi. Üyeler, 'Katsayı farkı az. Öğrenci ortalama 8-9 soru ile bu farkı kapatabilir. Fark daha fazla olmalı sadece15 puanlık bir avantaj var' dedikleri öğrenildi. YÖK'ten yapılan açıklamada da şu ifadelere yer verildi:Yeni kararın oluşturulmasında, yargı kararının gereğinin yerine getirilme zorunluluğu ve sistemin bütünlüğünü koruma kaygısı bir arada değerlendirilmiş ve öğrencilerin yerleştirme puanlarının hesaplanmasına esas olacak oranlar alan içi 0,15, alan dışı 0,12 olarak belirlenmiştir.AŞILMASI ZOR2009 yılında üniversitelere yerleşen öğrencilerin sayısal dağılımlarının incelenmesinden, zaten düşük puana sahip olan ve lisans programına yerleşen öğrenci sayısının çok düşük olduğu görülmektedir. Bu itibarla yığılma eski sisteme göre 70-100 puana sahip olan öğrencilerde olduğundan puan farkının yeni sistemde de yüksek AOBP'nin yığıldığı üst aralıkta yoğunlaşacağına dikkat edilmelidir. Sonuçta alan dışı tercihlerde aynı soruları cevaplayan adayların yerleştirme puanlarında aşılması oldukça zor 8 ila 15 puanlık bir fark ortaya çıkacaktır. Sınavda bir puanlık farkın bile binlerce öğrencinin sıralamasını değiştirdiği ve bölüm kontenjanlarının ortalama 40-100 arasında olduğu düşünüldüğünde, yerleştirme puanında meydana gelen 15 puanlık bir fark çok ciddi bir farklılık doğurmaktadır. İŞTE YENİ SİSTEM- Yeni sistemde 0.15 - 0.12 katsayılar uygulanacak. Alanında tercih yapan bir öğrenci 0.15, alanı dışında tercih yapan bir öğrenci 0.12 katsayı ile karşılaşacak. Meslek liseleri de 4 yıllık tercihlerinde 0.12 katsayı ile karşılaşacak. Örneğin bir imam hatip lisesi öğrencisi Tıp fakültesi tercih ederse 0.12 katsayı ile karşılaşacak. Bir fen alanı mezunu da sosyal tercih yaparsa 0.12 ile karşılaşacak. 0.15 katsayıya göre öğrenci maksimum15 puan geriye düşecek. Bu puan farkı da matematik fende 6-7 soru ile Türkçe sosyal de 9-10 soru ile kapatılabilecek.- En yüksek puan 500 olacak. Ağırlıklı orta öğretim puanları da 500-100 arasında hesaplanacak. Katsayıların 0.15 ile hesaplananlara okuldan en yüksek puan 75 en düşük puan ise 15 olmuş olacak. 0.12'lik katsayıyla karşılaşanlarda ise okuldan en yüksek 60 e düşük 12 puan alacak.- Öğrenciler iki yıllık tercih yapabilmesi için 500 üzerinden 140 puan alması gerekecek. Öğrencinin 4 yıllığa girmeyi gerektiren ikinci aşama LYS'ye de girebilmesi için 180 puan alması gerekiyor. Z. Kıvanç EL - ANKARA http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/519/katsayi_makasi_biraz_daha_acildi.html

Sınavsız üniversite hakkı kaldırıldı

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Sınavsız üniversite hakkı kaldırıldı YÖK, TC uyruklu olup liseyi yabancı bir ülkede tamamlayanların Türkiye'deki üniversitelere merkezi sınava katılmadan girebilme hakkını kaldırdı. Öğrenciler ya Türkiye'deki iki aşamalı sınava ya da 'Yurt Dışında Çalışanların Çocukları İçin Yükseköğretime Giriş Sınavı'na (YÇS) girecekler. YÖK'ten dün yapılan açıklamada, YÇS'ye 'anne veya babası, işi veya görevi nedeniyle yurt dışında bulunduğu sırada, ortaöğrenimlerini bu ülkelerin lise veya dengi meslek okullarında yapan öğrencilerin' başvuru yaptığı ve bu sınavın kontenjanının ÖSYS'den ayrı belirlendiği kaydedildi. 6 Ocak 2010'da '2010-2011 öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere Türkiye'de yükseköğretim programlarına yerleştirme için yapılan YÖS'ün kaldırıldığı, yabancı uyruklu öğrenci kabulünde uygulanacak şartların üniversitelerce belirlenerek YÖK'e bildirilmesine' karar verildiği hatırlatıldı. Açıklamada, kurul kararının doğru olmasına karşın uygulamanın yanlış anlaşılmalara neden olduğu belirtildi. Açıklamaya TC veya KKTC uyruklu olup lisenin tamamını KKTC hariç yabancı bir ülkede tamamlayanlar Türkiye'de üniversite okumak istiyorsa iki aşamalı yeni sınav sistemine(YGS-LYS) katılacak ya da YÇS'ye girmek zorunda olacak. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/518/sinavsiz_universite_hakki_kaldirildi.html

YÖK, katsayı kararının gerekçesini açıkladı

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE YÖK, katsayı kararının gerekçesini açıkladı YÖK, yeni katsayılarla ilgili olarak “Kurulumuzca belirlenen yeni oranlar eski sistemde olduğu gibi farklı alana yönelmek isteyen öğrencilerin geleceğini belirleme hakkını kullanmalarını imkansızlaştıran değil, yargı kararları doğrultusunda oldukça zorlaştırıcı etki yaratan bir orandır” açıklaması yaptı.YÖK Genel Kurulu'nun yeni katsayıların alanını tercih edecek öğrenciler için 0.15, alanı dışında tercih yapacak adaylar için 0.12 olarak belirlenmesinin gerekçesi açıklandı.Gerekçede, katsayı oranları ile ilgili açılan dava konusuna değinilerek, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun kararı anımsatıldı.YÖK'ün, yargı kararını yerine getirmek amacıyla yeni bir katsayı oranı belirlemek üzere toplandığı ve yeni sistemin bütünlüğü içinde hukuki ve teknik değerlendirmeler yaparak yeni bir oran belirlediği ifade edilen gerekçede, “Bu oran mevcut yeni sistemin bütünlüğünü bozmayacak ölçme ve değerlendirme ilkelerine uygun maksimum orandadır” denildi.Gerekçede, şunlar kaydedildi:“Bu belirleme yapılırken önceki sınav dönemlerinde ortaya çıkmış veriler ve uygulama sonuçları değerlendirilmiş, yükseköğretim programlarına daha donanımlı öğrencilerin yerleşmesini sağlamak hedef alınmıştır. Bir önceki sınav sonrasında ilk yerleştirme sonucunda boş kalan kontenjanın en uygun nitelikte öğrenciler ile doldurulmasında yaşanan sorun da dikkate alınmış ve soru türü bakımından asgari yeterliliği sağlamış, nitelikçe en uygun öğrenciler tarafından doldurulması esas alınmıştır.” “TEK SINAVLA BİLGİ ÖLÇÜLEMİYOR” 1998'den bugüne kadar yapılan üniversiteye giriş sisteminde uygulanan tek aşamalı sınavın bilgi yerine ağırlıklı olarak yetenek ölçümünü esas aldığı belirtilen gerekçede, bu nedenle öğrencilerin ortaöğretimdeki bilgi ve başarılarının ölçülemediği ve başarı sıralamasının belirlenmesinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının (AOBP) belirleyici olduğu ifade edildi. Gerekçede, sadece Lise 1. sınıf bilgilerinin ölçülmesi nedeniyle, lise 2, 3 ve 4. sınıf bilgilerinin ve bu bilgilerdeki öğrenci başarılarının farklı katsayı uygulanmak suretiyle sınav puanına yansıtıldığı anlatıldı.Gerekçede, şöyle denildi:“Ne var ki 10 yılı aşkın uygulama sonuçları bu sistemin birçok açıdan sakıncalı ve amaçla uyumlu olmadığını ortaya çıkarmıştır. Sınavın bilgi ölçen bir sınav olmaması nedeniyle adayların lise müfredatından koptuğu ve dershanelere odaklandığı, AOBP'nin belirleyici etkisi nedeniyle gerçeği yansıtmayan, şişirilmiş başarı ortalamalarının adaylar arasında adaletsizliklere yol açtığı, özellikle ortaöğretim başarısını gerçekçi olarak değerlendiren okulların öğrencilerini mağdur duruma düşürdüğü ve alan dışı tercih yapmayı imkansızlaştıran yapısı nedeniyle de ortaöğretim 8. sınıf sonrasında adayların tercihlerinde meydana gelen değişiklikleri revize etme şansını ortadan kaldırdığı gözlemlenmiştir. Bu sistemde okulun yerini dershanelerin aldığı, özellikle lise son sınıftaki öğrencilerin sağlık mazeretiyle okula devam etmedikleri, ancak buna rağmen okul başarısını yükseltmek adına yüksek notlar verildiği, gerçek başarı yerine katsayı farklılaştırılması yoluyla türetilmiş başarı esasına dayanan bu sistemin çalışkan ve donanımlı öğrencilerin aleyhine işlediği bir vakıadır.”Bu nedenle giriş sisteminin değişmesi gerektiği konusunun irdelendiği YÖK Strateji Raporu'nun dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunulduğu ve bu konuda çalışmak üzere ÖSYM Başkanı'nın da aralarında bulunduğu bir komisyon oluşturulduğu anlatılan gerekçede, komisyonun çalışmaları anlatıldı.Komisyonun vardığı sonuçlar ve önerilerin yer aldığı raporun 21 Temmuz 2009'da YÖK Genel Kurulu'na sunulduğu ve Genel Kurul'un puan türlerinin belirlenmesi ve yerleştirme puanlarının hesaplanmasına ilişkin kararlar aldığı ifade edildi.“YÖK Genel Kurulu 21 Temmuz 2009'da aldığı kararla yukarda belirtilen sakınca ve şikayetleri gidermek ve ölçme değerlendirme ilkelerine uygun şekilde daha donanımlı öğrencilerin yükseköğrenime ulaşmasını temin etmek amacıyla yeni bir sınav modeli öngörmüştür” denilen gerekçede, yeni sınav sisteminin amacına değinildi.Gerekçede, “Öğrencilerin gerçek başarısını esas alan bir ölçme ve değerlendirme sınavı getirildiği için, önceki sistemde öğrenci başarısının ölçülmemesi nedeniyle uygulanan katsayı farkının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 18 Şubat 2010'da verdiği karar ile belirlenen ölçülere getirilmesinin benimsendiği” vurgulanarak, şunlar kaydedildi:“Bütün bu açıklamalar doğrultusunda yeni katsayı oranlarına ilişkin işlem tesis edilirken yargı kararının gereğinin yerine getirilme zorunluluğu ve sistemin bütünlüğünü koruma kaygısı birarada değerlendirilmiştir. Sonuçta alan içi ve alan dışı tercihlerde kullanılacak katsayı oranlarının 0.15 ve 0.12 olmasına karar verilmiştir. Böylece getirilen 0.03 puanlık katsayı farkıyla AOBP en düşük olan öğrenciler arasında alan farkından dolayı 3 puanlık, AOBP en yüksek olan öğrenciler arasında alan farkından dolayı 15 puanlık bir fark doğmuştur.2009'da üniversitelerin lisans programlarına yerleşen adayların AOBP sayısal puanlarının dağılımı listelerinin incelenmesinden, zaten düşük puana sahip olan (50-70 arasında AOBP puanına sahip) ve lisans programına yerleşen öğrenci sayısının dikkate alınmayacak ölçüde çok düşük olduğu görülmektedir. Bu itibarla yığılma 70-100 puana sahip öğrencilerde olduğundan puan farkının da üst seviyede bir anlam ifade ettiği görülecektir. Kısacası yerleştirmede 3 puanlık fark değil, 70-100 AOBP aralığına yansıyan 8-15 puanlık fark önemli olacaktır.”Gerekçede, yeni belirlenen katsayı oranları ile alan dışında tercihte bulunan adayların bu alanla ilgili yeterli donanıma ve bilgi birikimine sahip olup olmadıklarının, yeni sınav sisteminden soruların sayısının artırılması ve puanlama ağırlıklarının alanlara göre farklılaştırılması yoluyla ölçülebilir nitelik taşıdığı belirtildi.Gerekçede, ortaöğretimden mezun olduğu alanın dışında bir alanda yükseköğretime devam etmek isteyenlerin karşılaşacağı zorluğun ölçülülük ilkesine aykırı olmamasının sağlanmaya çalışıldığı ifade edildi. “ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ” Gerekçede, şunlar kaydedildi:“Ölçülülük ilkesi uyarınca getirilen bir sınırlama ya da yaptırımın ulaşılmak istenen amaçla orantılı olması, yıkıma yol açmaması ve bir hakkın özüne dokunmaması gerekmektedir. Kurulumuz, dava konusu işlemle yargı kararının gereğini yerine getirme anlamında yeni katsayıları belirlerken tüm bu ölçüleri göz önünde bulundurmuştur. Bir yandan yargı kararında belirtilen 'yöneltme' gerekçesine uygunluk anlamında alan içi, alan dışı farklılaştırması yapılmış, bir yandan da yöneltme amacını gerçek başarıyı esas alan bir ölçme değerlendirmeyle sağlayan yeni sistemin bütünlüğü göz önünde bulundurulmuştur.Aynı zamanda Kurulumuzca belirlenen yeni oranlar eski sistemde olduğu gibi farklı alana yönelmek isteyen öğrencilerin geleceğini belirleme hakkını kullanmalarını imkansızlaştıran değil, yargı kararları doğrultusunda oldukça zorlaştırıcı etki yaratan bir orandır.” Sadece yeteneğin ölçüldüğü tek aşamalı bin sınavda, her bir alana ilişkin soru sorulmaması nedeniyle öğrencilerin yönlendirilmesinde tek araç olarak katsayı farklılaştırılmasının kullanılmasının kabul edilebilir bir durum olduğunun ifade edildiği gerekçede, “Öğrencilerin kendi alanlarında ortaöğretimde aldıkları bilginin ölçülmesini öngören yen modelde katsayı farklılaştırılmasının kabul edilebilir ölçüde olması ölçülülük ilkesine ve kamu yararı ile hizmet gereklerine ters düşecek nispette sonuç doğurmaması da gerekmektedir” denildi. “DAHA FAZLA AÇILMASI ÖNEMLİ SORUN OLUŞTURUR” Gerekçede, 2010'a kadar uygulanan sistemde lisans programlarına yerleştirmede referans alınan 3 puan türü yerine yeni sistemde LYS sonucunda lisans programlarına yerleştirmede esasa alınan 18 puan türü getirildiği anımsatılarak, şöyle denildi:“Yerleştirmeye esas alınan bu 18 puan türünde katsayı nedeniyle puan farkının belirlenen orandan daha fazla açılması yeni sistemin işlerliğinde önemli sorun oluşturacaktır.Alan içi ve alan dışı farkın aşılamaz ölçüde belirlenmesi durumunda 2009'da yaklaşık 306 bin olan toplam lisans kontenjanının 40 bininin ek yerleştirmeye rağmen boş kalması dikkate alındığında ortaya çıkan sorunun önemi ortaya çıkmaktadır. Katsayı oranları belirlenirken bu tablo da dikkate alınmak suretiyle seçiciliğin sınav türü bağlamında artırılması ve lisans programlarını tercih edecek potansiyel öğrencilerin sayılarının üniversite kontenjanlarına uygunluğu sağlanmaya çalışılmıştır.” “ÖĞRETMEN LİSELERİ İÇİN KATSAYI 0.06” Öte yandan gerekçede, YÖK Genel Kurulu'nun Anadolu öğretmen liseleri ile meslek lisesi mezunlarından, sınavsız kayıt hakkı olanlar dışında, kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ilgili AOBP'nin 0.06 ile çarpılacağı kararına da yer verildi. Kararda AOPB'nin 0.06 ile çarpımı sonucunda bulunan puanın sınav puanına ekleneceği belirtilerek, “Bu karar ile en üst AOBP'de 30 puanlık, en alt AOBP'de 6 puanlık bir fark doğmuştur. Böylece öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunlarına alanlarında bir bölümü tercih etmeleri durumunda ciddi bir katkı sağlanmıştır” denildi.Kararda ayrıca meslek yüksek okullarına sınavsız geçişten boş kalan kontenjanlarına, açık öğretim programlarına ve meslek liselerinin devamı niteliğindeki lisans programlarına YGS puanları esas alınarak yerleştirme yapılacağı da belirtildi. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/524/yok__katsayi_kararinin_gerekcesini_acikladi.html