Translate

18 Ocak 2010 Pazartesi

Zeki çocuk için 5 tavsiye

Zeki çocuk için 5 tavsiye İşte uzmanlardan zeki çocukların gelişimini etkileyecek öneriler... 18 Ocak 2010 - 05:00Yazı Boyutu: 1 - Hafıza oyunu oynatın: İki iskambil destesini kapalı olarak masaya koyun. Her seferde bir tane kart çevirerek eşleşen kartları birlikte bulun. 2 - Harfleri eğlenceli öğretin: Çocuğun sırtına parmağınızla harf yazın ve sonra “Söyle bakayım bana bu hangi harf?” diye sorun. 3- Hesap yaptırın: Çocuğun rakamlarla iyi ilişki kurması için aklından problem çözmesini isteyin. 4 - Doğru bilgisayar oyununu seçin: Strateji oyunları çocuk zekasını geliştirir. Gelecekteki hamleleri planlayacağı oyunlar hafızayı güçlendirir. 5 - Televizyonda sınırı geçmeyin: Fazla televizyon izlemek zararlı. Çocuğun doğa ve bilimle ilgili belgeselleri izlemesi ufkunu genişletir.

Okullar hijyenik değil

Ankara Okullar hijyenik değil Ankete katılan eğitimcilerin yüzde 74.9’u “okulların hijyenik olmadığını, bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıksız olduğu” ileri sürüldü. 18 Ocak 2010 Pazartesi ANKARA- Türk Eğitim-Sen'in anketine katılan eğitimcilerin yüzde 74.9'u 'okulların hijyenik olmadığını, bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıksız olduğunu' ileri sürdü. Türk Eğitim-Sen'in 'eğitimin sorunlarını' tespit etmek amacıyla Türkiye genelinde bin 821 eğitimci üzerinde anket çalışması yaptı. Ankete katılanların yüzde 63.8'ini öğretmenler, yüzde 18.8'ini müdür yardımcısı, yüzde 14.3'ünü müdür, yüzde 3.1'ini de memur ve hizmetliler oluşturdu. Anket sonuçlarına göre, eğitimcilerin yüzde 27'si Milli Eğitim Bakanlığının işleyişindeki en önemli sorunu 'kadrolaşma' olarak görürken, yüzde 20.2'sinin 'hükümetler üstü bir politika ile yönetilmemesi', yüzde 14.8'inin 'eğitim çalışanlarını kucaklamadığı' görüşünde olduklarını belirtti. Katılımcıların yüzde 28.3'ü 'okulunda bakım-onarım, yenileme çalışmaları yapılmadığını' söylerken, yüzde 17.5'i yılda bir kez, yüzde 15.7'si ise beş yılda bir yapıldığını ifade etti. Anketi cevaplayan eğitimcilerin yüzde 74.9'u 'okulların bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıksız olduğunu ve hijyenik olmadığını' öne sürdü. Okulların hijyenik ve bulaşıcı hastalıklara karşı hazırlıklı olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 5.2 olarak belirlendi. Eğitimcilerin yüzde 65.1'i okulunda tuvalet kağıdı, sabun, peçete, ıslak mendil gibi temizlik malzemelerinin yeterli düzeyde olmadığını belirtirken, yüzde 34.9'u ise temizlik malzemelerinin yeterli düzeyde olduğunu kaydetti. Okulunda her gün temizlik yapıldığını belirtenlerin oranı yüzde 65 iken, yüzde 17'si haftada bir, yüzde 11.7'si iki günde bir temizlik yapıldığını, yüzde 4.5'i ayda bir temizlik yapıldığını ifade etti. Yüzde 61.4 oranında eğitimci temizlik personelinin ihtiyaca cevap vermediğini düşünürken, yüzde 20.8'i kısmen cevap verdiğini, yüzde 17.8'i de cevap verdiğini belirtti. 'Okulunuzda temizlik personeli sayısı ne kadar?' sorusuna ankete katılanların yüzde 31'i 1, yüzde 26.1'i 2, yüzde 15.1'i 3 cevabını verirken, yüzde 11.7 eğitimci ise okulunda temizlik personelinin olmadığını bildirdi. Anket sonuçlarını değerlendiren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türkiye'de eğitimin pek çok sorunu olduğunu, ancak bu sorunların çözülmesi için yeterli gayretin olmadığını savundu. Okullarda hijyenik yapının, temizlik personelinin yetersiz olması dolayısıyla sağlanamadığını ileri süren Koncuk, 'Okullarda temizlik malzemeleri yeterli değildir. Tuvalet kağıdı, sabunu bile bulunmayan okullar vardır. Bazı okullarda boya-badana, tamirat işleri ödenek yetersizliği dolayısıyla yapılamamaktadır' dedi.

Kemik kıran öğretmen

Kemik kıran öğretmen

Batman'da ilköğretim okulu 2'nci sınıf öğrencisi Yunus Emre Türe'nin kadın öğretmeninden yediği dayak yüzünden bacağının kırıldığı ileri sürüldü

18 Ocak 2010 - 05:00
Yazı Boyutu:

YARAMAZLIK GEREKÇESİ

Batman’da Bağlar İlköğretim Okulu 2’nci sınıf öğrencisi Yunus Emre Türe (8), geçen cuma okuldan sol bacağında şiddetli bir ağrıyla eve döndü. Ailesi tarafından hastaneye götürülen Yunus Emre’nin muayenesinde bacağının kırıldığı belirlendi. Yunus Emre sınıfta yaramazlık yaptığı iddiasıyla 2’nci öğretmeni Ayşe Ü.’nün topuklu ayakkabısıyla sol bacağına tekme attığını iddia etti.

EVİ ARAYIP ÖZÜR DİLEMİŞ

Bacağı alçıya alınan Yunus Emre Türe olay anını şöyle anlattı: “2 arkadaşım kavga ediyordu. Onları ayırmak için araya girdim. Öğretmen sınıfa girdiğinde benim yaramazlık yaptığımı sandı. Topuklu ayakkabısıyla bana tekme attı. O an farketmemişim. Eve gelince bacağım çok ağrıdı.” Anne Revşen Türe olayın ardından Ayşe Öğretmen’in kendilerini telefonla arayarak özür dilediğini söyledi.

‘KADIN DA BUNU YAPARSA’

Kahvecilik yapan 8 çocuk babası Ahmet Türe, Ayşe Ü. hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirterek, “Aynı okulda 2 çocuğun daha öğretmenler tarafından dövüldüğünü öğrendik. Okul müdürü öğretmenleri dayak konusunda uyarsa bu olay yaşanmayabilirdi. Bu nasıl eğitimci? Bir kadının bunu yapması beni şoke etti” dedi. Suçlanan öğretmen konu hakkında konuşmak istemedi.  Arif ARSLAN/DHA

http://www.posta.com.tr/turkiye/HaberDetay/Kemik_kiran_ogretmen.htm?ArticleID=15741

Ebru'nun cesedi bulundu

Ebru'nun cesedi bulundu

Paylaş Benimsayfam'da Paylaş
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş
Işıl ARSLAN- Faruk KAHRAMAN/KARACABEY (Bursa), (DHA) 18 Ocak 2010
BURSA’nın Karacabey İlçesi’ne bağlı Orhaniye Köyü’nde evinin önünde 3 gün önce kaybolan 2 yaşındaki Ebru Çakaloğlu’nun cesedi, köy yakınlarında bulundu. Köyden 6 kilometre uzaklıkta bulunan Ebru’nun donarak öldüğü sanılıyor.

Karacabey İlçesi’nin Orhaniye Köyü’nde oturan Pakize Çakaloğlu’nun iki çocuğundan küçüğü olan Ebru Çakaloğlu, geçen cumartesi günü öğle saatlerinde oynamak için sokağa çıkmış, boşanma aşamasında oldukları bildirilen ve Bursa’da oturan eşi Güven Çakaloğlu’ndan ayrı yaşayan Pakize Çakaloğlu, bir süre sonra çocuğunu almak için sokağa indiğinde iddiaya göre, minik Ebru’yu bulamamıştı. http://dosyalar.hurriyet.com.tr/haber_resim/kayip1.jpg Pakize Çakaloğlu, aramalarından bir sonuç alamayınca durumu jandarmaya bildirmişti. Bunun üzerine köy ve çevresinde geniş çaplı aramalara başlanmış, akşam saatlerine doğru jandarma, Sivil Savunma ve Bursa, Karacabey, Mudanya, Mustafakemalpaşa Belediyelerinin arama kurtarma ekipleri de çalışmalara katılmıştı. 3 günden beri sürdürülen arama çalışmaları sonucunda, Ebru Çakaloğlu'nun cesedi bugün saat 12.10'da köye 6 kilometre uzaklıkta su depoları yakınındaki boş arazide bulundu. Terliği cesedinden uzakta bulunan Ebru’nun yapılan ilk incelemede donarak öldüğü sanılıyor. Soruşturma sürdürülüyor.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13509518.asp?gid=229

Daha başarılı ve mutlu bebeklerin sırrı

18 Ocak 2010 Pazartesi
Daha başarılı ve mutlu bebeklerin sırrı
Bu bebekler büyüyünce daha başarılı ve mutlu oluyorlar...
Müzik bir çocuğun gelişiminde büyük rol oynuyor. Daha anne karnındayken ritim duygusuyla tanışan bebekler, dünyaya geldiklerinde de daha sosyal, daha başarılı ve mutlu insanlar oluyor.

Bebekler müziği henüz anne karnındayken duyar ve alışırlar. Annelerinin karnındayken duydukları o sesler, onların aslında ilk ninnileri gibidir. Müziğin, bebeklerin gelişimlerine faydaları ise oldukça fazladır. Uzmanlar, müzik dinleyen bebeklerin, ileride yaşıtlarına göre sakin ve duygusal açıdan daha huzurlu olduklarını söylüyor. Psikolog Ercihan Karadağ da, bebek ve çocukların gelişiminde müziğin neden önemli olduğuyla ilgili bilgileri, Bebeğim ve Biz dergisiyle paylaştı ve anne-babalara önerilerde bulundu...

Müziğin bebek gelişimine yararları

Bebekler dünyaya beyinlerindeki milyarlarca hücreyle gelirler ve yaşamın ilk yıllarında bu beyin hücreleri, birbirleriyle bağlantıya geçmeye başlar. Zamanla bu bağlantılar daha da kuvvetlenir; kullanılmayan, ateşlenmeyen beyin hücreleri ise ölür. Araştırmacılar, bebeğe müzik dinletmenin onun beyninde yeni yolların, yeni bağlantıların oluşmasını desteklediğini ortaya çıkarmıştır. Anne karnında müzik dinletilerek gelişen ve doğum sonrasında da müzik dinletilmeye devam edilen çocukların; yaratıcılık, sosyallik, hafıza, matematik, dil ve duygusal zeka gibi alanlarda hızlı bir gelişim gösterdiği yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır.

Fiziksel gelişime etkisi:

Müzik dinleyen bebekler, müziğin ritmine göre hareketlenmeler gösterirler. Zamanla birtakım fiziksel gelişimlerin tamamlanmasıyla birlikte hareketlenmeler yerini el çırpmaya, oynamaya ve hatta dans etmeye bırakır. Bu hareketlenmeler, çocuğun küçük kas ve kaba motor becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Sosyal gelişime etkisi:

Müzik evrenseldir, farklı dilleri ve kültürleri birbirine yakınlaştırır. Müzikle büyüyen bebekler, zamanla sosyal iletişimde de gelişim gösterirler.

Zihinsel gelişime etkisi:

Yapılan araştırmalar, müziğin bebeklerin beyin kıvrımlarının gelişiminde etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle ilk yıllarında çocukların zihinsel gelişiminde müzik oldukça etkilidir. Müziğin, matematik zekasının gelişiminde de etkin olduğu saptanmıştır.

Duygusal gelişime etkisi:

Anne karnından itibaren müzik dinleyen bebeklerin, hırçın hareketler yerine daha uyumlu davranışlar sergiledikleri gözlenmiştir. Bazı çalışmalarda; sürekli ağlayan ve huzursuz davranan bebeklere, anne karnında kendisine dinletilen müzikler tekrar dinletilmiş; sonucunda da bu bebeklerin, bu tanıdık melodiler sayesinde rahatlayarak uykuya daldıkları görülmüştür.

Kulak ve dil gelişimine etkisi:

Müzikle büyüyen çocuklar, kulak ve dil gelişimlerinde hızlı bir ilerleme gösteriyor. Özellikle annenin bebeğine bakarak melodili şarkılar söylemesi, çocuğun dil gelişimini çabuklaştırıyor.

Stres üzerindeki pozitif etkileri:

Stresten uzak büyüyen, beslenmesinde, uykusunda ve diğer yaşam faaliyetlerinde sıkıntı yaşamayan bebek; uyku sorunu yaşamayan, stresten uzak bir anne profilinin oluşmasına da yardımcı olur. Böylece doğumdan sonra annenin yaşayabileceği depresyonun en az hasarla atlatılması da sağlanmış olur.

Bebeklere nasıl müzik dinletilmelidir?

Bebeğe dinletilecek müzik tercih edilirken, müziğin sakin ritimler içeren hafif ya da klasik müzik olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü bir bebeğin henüz anne karnındayken işitebildiği en yoğun ses, dakikada 70-100 kere atan kalbin atış sesidir. Bu ritimlere en uygun seslerse klasik müzikte mevcuttur. Özellikle Mozart'ın müziklerinin bebekler üzerinde daha etkin olduğu bilinir. Bu nedenle anne adaylarına müzik tercihlerini klasik müzikten yana kullanmaları önerilir. Özellikle hamilelik sürecinde anneyi rahatlatan yumuşak müzikler tercih edilebilir. Çünkü anneyi rahatlatan müziğin etkileri doğrudan anne karnındaki fetüs tarafından hissedilir. Ayrıca hamilelik sürecinde annenin yaşayabileceği yoğun stres, üzüntü gibi durumlar; tavşan ya da yarık dudak olarak adlandırdığımız fiziksel bir rahatsızlık, erken doğum, doğum sonrasında anne ve bebek arasında sosyal bağın kurulamaması, annenin çocuğunu emzirememesi gibi olumsuz sonuçları da doğurabilir. Bu nedenle hamilelik sürecinde annenin stresten uzak durması çok önemlidir.

Tercihiniz klasikten yana olsun

Bebeğinizin, hamileliğinizin 16'ncı haftasından itibaren dışarıdan gelen sesleri duyabildiğini unutmayın. Eğer bebeğinize müzik dinletmek istiyorsanız; yumuşak, hafif müzikleri tercih edin. Bebeğinizin kalp atışlarına en uyumlu olan müzik ise klasik müziktir. Sert ve çok sesli müzikler bebeğinizin kulağına zarar verebilir. Bebeğinizin hangi müziklerde ne tür davranışlar sergilediğini gözlemleyin; rahatladığı müzikleri belirleyin ve sıklıkla bu müzikleri kullanın. Bebekler, anne karnında dinlemeye alıştıkları müzikleri, doğumdan sonraki süreçte de hatırlayabilirler. Bebeğinize huzursuz olduğu anlarda anne karnında dinlettiğiniz müzikleri dinletirseniz, bebeğinizin anne karnındaki huzurlu ortamı hatırlamasını sağlayarak rahatlamasına yardımcı olabilirsiniz. Müziği kullanarak bebeğinizin belirsizlikten kurtulmasını, dolayısıyla rahatlamasını sağlayabilirsiniz

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/90245-daha-basarili-ve-mutlu-bebekler-haberi.aspx

Belli etmeseler de babalar çok endişeli!

18.1.2010 Belli etmeseler de babalar çok endişeli! Baba adaylarının, doğum öncesi ne gibi endişeleri olduğunu merak ediyor musunuz? Bu içerik Primadunyasi.com desteğiyle hazırlanmıştır. Hamile bir kadında gerçekleşen büyük değişikliklerle birlikte, bir babanın da bebeğin gelişini beklerken pek çok şey yaşar. Bu, bir başka çocuğa yer açmak için kendisiyle, karısıyla ve diğer çocuklarıyla ilişkisinde değişimlerin yaşandığı bir geçiş dönemidir. Bazı babalar görünümlerini değiştirirler, mesela sakal bırakırlar, diğerleri daha uzun süreler çalışırlar veya büyüyen ailelerini geçindirebileceklerinden emin olmak için ikinci bir işe bile girerler. Yine bazıları evi tamir ederler veya yeni bir proje üstlenirler. Hepsi kendi babaları hakkında düşünmektedir ve kendilerinin de aynı mı, farklı mı olacaklarını merak etmektedirler. Bunu göstermekte zorlanmalarına rağmen, kendilerini oldukça tedirgin hissederler. Bu karışık hisler, ayarlamayı yapmak, bebekle birbirine bağlanmak ve bebeğin ihtiyaç duyduğu baba haline gelmek için gerekli enerjiyi oluşturur. Yani bu sağlıklı bir endişedir. Bir baba, bebeğin doğumundan önce başlayarak, çocuğun yaşamında büyük öneme sahip bir kişidir. Pek çok baba doğumdan önce bebekleriyle konuşarak ve şarkı söyleyerek veya annenin karnına hafifçe masaj yaparak bebekleriyle oynamaktadır. Eğer baba bu kadar yakın olmuşsa, bebek doğumda babasının sesini tanıyacaktır. Hem erkekler hem de kızlar, eğer babaları da yanlarındaysa daha kolay bir doğum geçirirler, büyüdükçe daha iyi bir kişisel gelişime sahip olurlar ve okulda daha başarılı olurlar. Babalar “Anne” Değildir (ve onların anne olmalarını da istemeyiz!) Babalar bebeklerine annelerden daha farklı bir etkileşim sunarlar. 4 haftalık olduklarında bir bebek babasının görüntüsüne eşsiz olarak tepki verebilir. Öne doğru eğilir ve yüzü istekli bir beklenti görünümünü sergiler - kaşlar kalkık, ağız açık, gözler parlak. Oynamaya hazırdır. Paylaştıkları oyunlar, hikâyeler, selamlaşmalar ve kıkırdamalar anne ve bebeğinkilerden oldukça farklıdır. Babaların ve annelerin çocuk bakma stilleri birbirinden farklıdır. Çocuğa yaşamın farklı yönlerini gösterirler ve farklı beceriler sunarlar. Hepsi iş eğitimini sadece yaparak öğrenir - kendi tarzlarında bebeğe bakmak, hatalarından ders almak. Her ebeveyn bu yeni becerileri denemek için zamana ihtiyaç duyar. Doğum öncesi derslerine katılarak ve biraz okuma yaparak babalar kendi babalıkları hakkında düşünmeye başlama yolu olarak şu sorulara cevap verebilirler: * Rahimdeki bebekle nasıl oynarsınız veya nasıl sakinleştirirsiniz? Nasıl tepki verir? Onun için özel bir şarkınız var mı? *Bebeğin fiziksel bakımına ne kadar dahil olmak istiyorsunuz? Hangi bakım işlerini yapmak istiyorsunuz? Bunları ne zaman yapacaksınız? *Kendi babanızın taklit etmek istediğiniz şeyleri nelerdir? Farklı yapmak istediğiniz şeyler nelerdir? *Görünümünüzü değiştirdiniz mi? İyi bir baba olarak sizin kendi imajınız nedir? *Bebeğiniz sizin bebek giysilerinizi mi giyecek, sizin eski oyuncaklarınızla mı oynayacak? Veya taze bir başlangıç mı yapmak istiyorsunuz? Devamı ve daha fazlası için tıklayın! Bu içerik Primadunyasi.com desteğiyle hazırlanmıştır http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/belli-etmeseler-de-babalar-cok-endiseli-/primadunyasi/haberdetay/20.01.2010/1187500/default.htm?ver=39

Kardeşler anne - baba kadar önemli!

Kardeşler anne - baba kadar önemli! 18.1.2010 Çocuk gelişiminde kardeşlerin de anne-baba kadar önemli olduğu bildirildi. Amerikalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, çocukların anne ve babalarından olduğu kadar kız ya da erkek kardeşlerinden çok şey öğrenebileceklerini, bu nedenle kardeşlerin çocuk gelişimi üzerindeki öneminin hafife alınmaması gerektiğini ortaya koydu. İngiliz Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan araştırmaya göre ebeveynler, sosyal kurallar hakkında çocukları üzerinde daha etkili olurken, kardeşler "sokakta" davranış biçimi konusunda rol oynuyor. Kardeşlerden öğrenilenler arasında okulda ve arkadaş çevresinde nasıl davranılması gerektiği konusu ön sırada yer alırken, küçüklerin büyüklerden sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları edinme ihtimali de bulunuyor. Illinois Üniversitesiden profesör Laurie Kramer, çocukların günün büyük bölümünü geçireceği sosyal çevreye daha yakın olmaları nedeniyle kardeşlerin çocuk gelişimine katkılarının gözden kaçırılmaması gerektiğinin altını çizdi. Kramer, ebeveynlerin yapabileceği en önemli işlerden birinin, en başından kardeşler arasında dayanışmayı artırmaya yardım etmek olduğunu kaydetti. http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/kardesler-anne-baba-kadar-onemli-/bebekvecocuk/haberdetay/20.01.2010/1187574/default.htm?ver=68

Modern yaşam doğurganlığı etkiliyor mu?

18.1.2010
Teknoloji ilerliyor ve buna bağlı olarak yaşamımız kolaylaşıyor. Peki tüm bu kolaylıklar sağlığımız üzerinde olumsuz etki yaratıyor mu ?? Günlük yaşamda kullandığımız cep telefonu, diz üstü bilgisayar gibi cihazlar kısırlığa yol açıyor mu? Birçok kişinin merak ettiği bu soruların cevabını ve kısırlık hakkında bazı doğru bilinen yanlışları Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Aydın Arıcı anlattı. İleri yaşta görülecek kabakulak kısırlığa yol açar mı? Hayır, kabakulak yapısal bozukluğa sebebiyet vermez. Çocukluk döneminde yapılan bazı aşılar ileride kısırlığa neden olur mu? Şu ana kadar hiçbir aşının kısırlığa yol açtığı kanıtlanmadı. Bazı aşıların yan etkileri olabilir Ancak tetanozdan tutun da, difteri veya kabakulak aşısına kadar çocukluk döneminde tüm aşıların mutlaka yapılması gerekir. Uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı kısırlığa yol açar mı? Doğum kontrol haplarının doğurganlığı olumsuz yönde etkilediğine dair bugüne kadar kanıtlanan bir çalışma bulunmuyor. Erkeklerin kaslarını geliştirmek için kullandıkları ilaçlar kısırlığa neden olur mu? Vücudunu geliştiren, daha fazla kas yapmak isteyen erkeklerin kullandığı bazı ilaçlar kasları geliştirirken sperm fonksiyonunu hemen hemen sıfıra indirir. Antidepresanların, vitaminlerin bilinçsiz kullanımı doğurganlığı etkiler mi? Kişi depresyondaysa cinsel fonksiyonlar en çok etkilenenlerden birisi olur. Erkekse iktidarsızlık görülür. Kadında da cinsel isteksizlik olabilir. Bu gibi durumlarda antidepresanların faydası vardır.. Ancak çok yüksek dozda kullanıldığında cinsel fonksiyonu olumsuz yönde etkileyebilir. Tedavi dozunda kullanılması ve iyi takip edilmesi gerekir. Aşırı kilo ya da zayıflık kısırlığa yol açar mı? Kilo hem testisleri hem de yumurtalıkları olumsuz yönde etkiler. Aşırı kilo kadınların düzensiz yumurtlamasına aşırı zayıflık da hiç yumurtlamamaya neden olur. Dolayısıyla en doğrusu ideal vücut ölçülerinde olmaktır.. Dar kot giymek kısırlığa neden olur mu? Bu doğru fakat fazla abartılacak bir konu değildir. Çok dar kot giyilmesi testisin vücuda daha çok yapışması ve ısısının artmasına neden olur. Bu da sperm durumunu biraz etkileyebilir ama bunun ciddi boyutlarda olduğunu düşünmek doğru değildir. Böyle bir durum ancak sınırda sperm sayısı olan kişileri etkileyebilir. Cep telefonu gibi elektronik cihazlar kısırlığa yol açan nedenlerden birisi midir? Tüm cihazların bir arada zararlarının olacağı aşikar. Dolayısıyla bu aletlerin mümkün olduğunca vücuda yakın tutulmaması gerekir. Diğer taraftan şu ana kadar cep telefonlarının üreme fonksiyonlarını etkilediğine dair kanıtlanmış bir bilgi bulunmuyor. Dizüstü bilgisayar kullanımı erkeklerde kısırlığa yol açar mı? Bu durum dizüstü bilgisayar kullanım süresiyle alakalıdır. Bütün gününü diz üstü bilgisayarla geçiren ve testis bölgesi bu nedenle sürekli sıcak kalan kişilerde üreme fonksiyonları olumsuz etkilenir. Kistler, kadınlarda kısırlığa neden olur mu? İçi kan dolu olması nedeniyle çikolata kisti olarak adlandırdığımız, sızı ve yapışıklıklara neden olan kistler tüplerin tıkanmasına neden olabilir ve kısırlığa neden olabilirler. Su kistleri ise genellikle kısırlık sebebi değildir. Aşırı sıcak banyo kısırlık nedeni midir? Çok sıcak banyo, testislerin fazla ısınmasına neden olur. Çok sıcak hamamlar, jakuziler ya da testis ısısını artıracak yol şoförlüğü, fırıncılık, ocakçılık gibi bazı meslekler kısırlıkta etkili olabilir. Erken yaşta menopoza girmiş bir kadın çocuk sahibi olabilir mi? Çok genç yaşta menopoza girerek yumurtalarını yitirmiş kadınların çocuk sahibi olması yumurta nakliyle gerçekleşiyor. Sağlıklı bir kadından alınan yumurtanın eşinin spermiyle döllenerek rahmine yerleştirilmesiyle çocuk sahibi olabiliyor. Ancak birçok ülkede uygulanan yumurta nakli dediğimiz bu işlemin ülkemizde yapılması kanunlarla yasak. Bunların yanı sıra erken menopoza giren kadınlara uygulanan östrojen tedavisiyle kenarda kalmış bir yumurta gelişimi ve sonucunda hamilelik de olabiliyor. Bu ihtimal yüzde 1’in altındadır. http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr/modern-yasam-dogurganligi-etkiliyor-mu-/bebekvecocuk/haberdetay/20.01.2010/1187442/default.htm