Translate

18 Mart 2010 Perşembe

Sınavsız üniversite hakkı kaldırıldı

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE Sınavsız üniversite hakkı kaldırıldı YÖK, TC uyruklu olup liseyi yabancı bir ülkede tamamlayanların Türkiye'deki üniversitelere merkezi sınava katılmadan girebilme hakkını kaldırdı. Öğrenciler ya Türkiye'deki iki aşamalı sınava ya da 'Yurt Dışında Çalışanların Çocukları İçin Yükseköğretime Giriş Sınavı'na (YÇS) girecekler. YÖK'ten dün yapılan açıklamada, YÇS'ye 'anne veya babası, işi veya görevi nedeniyle yurt dışında bulunduğu sırada, ortaöğrenimlerini bu ülkelerin lise veya dengi meslek okullarında yapan öğrencilerin' başvuru yaptığı ve bu sınavın kontenjanının ÖSYS'den ayrı belirlendiği kaydedildi. 6 Ocak 2010'da '2010-2011 öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere Türkiye'de yükseköğretim programlarına yerleştirme için yapılan YÖS'ün kaldırıldığı, yabancı uyruklu öğrenci kabulünde uygulanacak şartların üniversitelerce belirlenerek YÖK'e bildirilmesine' karar verildiği hatırlatıldı. Açıklamada, kurul kararının doğru olmasına karşın uygulamanın yanlış anlaşılmalara neden olduğu belirtildi. Açıklamaya TC veya KKTC uyruklu olup lisenin tamamını KKTC hariç yabancı bir ülkede tamamlayanlar Türkiye'de üniversite okumak istiyorsa iki aşamalı yeni sınav sistemine(YGS-LYS) katılacak ya da YÇS'ye girmek zorunda olacak. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/518/sinavsiz_universite_hakki_kaldirildi.html

YÖK, katsayı kararının gerekçesini açıkladı

AKŞAM EGITIM 18 MART 2010, PERŞEMBE YÖK, katsayı kararının gerekçesini açıkladı YÖK, yeni katsayılarla ilgili olarak “Kurulumuzca belirlenen yeni oranlar eski sistemde olduğu gibi farklı alana yönelmek isteyen öğrencilerin geleceğini belirleme hakkını kullanmalarını imkansızlaştıran değil, yargı kararları doğrultusunda oldukça zorlaştırıcı etki yaratan bir orandır” açıklaması yaptı.YÖK Genel Kurulu'nun yeni katsayıların alanını tercih edecek öğrenciler için 0.15, alanı dışında tercih yapacak adaylar için 0.12 olarak belirlenmesinin gerekçesi açıklandı.Gerekçede, katsayı oranları ile ilgili açılan dava konusuna değinilerek, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun kararı anımsatıldı.YÖK'ün, yargı kararını yerine getirmek amacıyla yeni bir katsayı oranı belirlemek üzere toplandığı ve yeni sistemin bütünlüğü içinde hukuki ve teknik değerlendirmeler yaparak yeni bir oran belirlediği ifade edilen gerekçede, “Bu oran mevcut yeni sistemin bütünlüğünü bozmayacak ölçme ve değerlendirme ilkelerine uygun maksimum orandadır” denildi.Gerekçede, şunlar kaydedildi:“Bu belirleme yapılırken önceki sınav dönemlerinde ortaya çıkmış veriler ve uygulama sonuçları değerlendirilmiş, yükseköğretim programlarına daha donanımlı öğrencilerin yerleşmesini sağlamak hedef alınmıştır. Bir önceki sınav sonrasında ilk yerleştirme sonucunda boş kalan kontenjanın en uygun nitelikte öğrenciler ile doldurulmasında yaşanan sorun da dikkate alınmış ve soru türü bakımından asgari yeterliliği sağlamış, nitelikçe en uygun öğrenciler tarafından doldurulması esas alınmıştır.” “TEK SINAVLA BİLGİ ÖLÇÜLEMİYOR” 1998'den bugüne kadar yapılan üniversiteye giriş sisteminde uygulanan tek aşamalı sınavın bilgi yerine ağırlıklı olarak yetenek ölçümünü esas aldığı belirtilen gerekçede, bu nedenle öğrencilerin ortaöğretimdeki bilgi ve başarılarının ölçülemediği ve başarı sıralamasının belirlenmesinde Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının (AOBP) belirleyici olduğu ifade edildi. Gerekçede, sadece Lise 1. sınıf bilgilerinin ölçülmesi nedeniyle, lise 2, 3 ve 4. sınıf bilgilerinin ve bu bilgilerdeki öğrenci başarılarının farklı katsayı uygulanmak suretiyle sınav puanına yansıtıldığı anlatıldı.Gerekçede, şöyle denildi:“Ne var ki 10 yılı aşkın uygulama sonuçları bu sistemin birçok açıdan sakıncalı ve amaçla uyumlu olmadığını ortaya çıkarmıştır. Sınavın bilgi ölçen bir sınav olmaması nedeniyle adayların lise müfredatından koptuğu ve dershanelere odaklandığı, AOBP'nin belirleyici etkisi nedeniyle gerçeği yansıtmayan, şişirilmiş başarı ortalamalarının adaylar arasında adaletsizliklere yol açtığı, özellikle ortaöğretim başarısını gerçekçi olarak değerlendiren okulların öğrencilerini mağdur duruma düşürdüğü ve alan dışı tercih yapmayı imkansızlaştıran yapısı nedeniyle de ortaöğretim 8. sınıf sonrasında adayların tercihlerinde meydana gelen değişiklikleri revize etme şansını ortadan kaldırdığı gözlemlenmiştir. Bu sistemde okulun yerini dershanelerin aldığı, özellikle lise son sınıftaki öğrencilerin sağlık mazeretiyle okula devam etmedikleri, ancak buna rağmen okul başarısını yükseltmek adına yüksek notlar verildiği, gerçek başarı yerine katsayı farklılaştırılması yoluyla türetilmiş başarı esasına dayanan bu sistemin çalışkan ve donanımlı öğrencilerin aleyhine işlediği bir vakıadır.”Bu nedenle giriş sisteminin değişmesi gerektiği konusunun irdelendiği YÖK Strateji Raporu'nun dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunulduğu ve bu konuda çalışmak üzere ÖSYM Başkanı'nın da aralarında bulunduğu bir komisyon oluşturulduğu anlatılan gerekçede, komisyonun çalışmaları anlatıldı.Komisyonun vardığı sonuçlar ve önerilerin yer aldığı raporun 21 Temmuz 2009'da YÖK Genel Kurulu'na sunulduğu ve Genel Kurul'un puan türlerinin belirlenmesi ve yerleştirme puanlarının hesaplanmasına ilişkin kararlar aldığı ifade edildi.“YÖK Genel Kurulu 21 Temmuz 2009'da aldığı kararla yukarda belirtilen sakınca ve şikayetleri gidermek ve ölçme değerlendirme ilkelerine uygun şekilde daha donanımlı öğrencilerin yükseköğrenime ulaşmasını temin etmek amacıyla yeni bir sınav modeli öngörmüştür” denilen gerekçede, yeni sınav sisteminin amacına değinildi.Gerekçede, “Öğrencilerin gerçek başarısını esas alan bir ölçme ve değerlendirme sınavı getirildiği için, önceki sistemde öğrenci başarısının ölçülmemesi nedeniyle uygulanan katsayı farkının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 18 Şubat 2010'da verdiği karar ile belirlenen ölçülere getirilmesinin benimsendiği” vurgulanarak, şunlar kaydedildi:“Bütün bu açıklamalar doğrultusunda yeni katsayı oranlarına ilişkin işlem tesis edilirken yargı kararının gereğinin yerine getirilme zorunluluğu ve sistemin bütünlüğünü koruma kaygısı birarada değerlendirilmiştir. Sonuçta alan içi ve alan dışı tercihlerde kullanılacak katsayı oranlarının 0.15 ve 0.12 olmasına karar verilmiştir. Böylece getirilen 0.03 puanlık katsayı farkıyla AOBP en düşük olan öğrenciler arasında alan farkından dolayı 3 puanlık, AOBP en yüksek olan öğrenciler arasında alan farkından dolayı 15 puanlık bir fark doğmuştur.2009'da üniversitelerin lisans programlarına yerleşen adayların AOBP sayısal puanlarının dağılımı listelerinin incelenmesinden, zaten düşük puana sahip olan (50-70 arasında AOBP puanına sahip) ve lisans programına yerleşen öğrenci sayısının dikkate alınmayacak ölçüde çok düşük olduğu görülmektedir. Bu itibarla yığılma 70-100 puana sahip öğrencilerde olduğundan puan farkının da üst seviyede bir anlam ifade ettiği görülecektir. Kısacası yerleştirmede 3 puanlık fark değil, 70-100 AOBP aralığına yansıyan 8-15 puanlık fark önemli olacaktır.”Gerekçede, yeni belirlenen katsayı oranları ile alan dışında tercihte bulunan adayların bu alanla ilgili yeterli donanıma ve bilgi birikimine sahip olup olmadıklarının, yeni sınav sisteminden soruların sayısının artırılması ve puanlama ağırlıklarının alanlara göre farklılaştırılması yoluyla ölçülebilir nitelik taşıdığı belirtildi.Gerekçede, ortaöğretimden mezun olduğu alanın dışında bir alanda yükseköğretime devam etmek isteyenlerin karşılaşacağı zorluğun ölçülülük ilkesine aykırı olmamasının sağlanmaya çalışıldığı ifade edildi. “ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ” Gerekçede, şunlar kaydedildi:“Ölçülülük ilkesi uyarınca getirilen bir sınırlama ya da yaptırımın ulaşılmak istenen amaçla orantılı olması, yıkıma yol açmaması ve bir hakkın özüne dokunmaması gerekmektedir. Kurulumuz, dava konusu işlemle yargı kararının gereğini yerine getirme anlamında yeni katsayıları belirlerken tüm bu ölçüleri göz önünde bulundurmuştur. Bir yandan yargı kararında belirtilen 'yöneltme' gerekçesine uygunluk anlamında alan içi, alan dışı farklılaştırması yapılmış, bir yandan da yöneltme amacını gerçek başarıyı esas alan bir ölçme değerlendirmeyle sağlayan yeni sistemin bütünlüğü göz önünde bulundurulmuştur.Aynı zamanda Kurulumuzca belirlenen yeni oranlar eski sistemde olduğu gibi farklı alana yönelmek isteyen öğrencilerin geleceğini belirleme hakkını kullanmalarını imkansızlaştıran değil, yargı kararları doğrultusunda oldukça zorlaştırıcı etki yaratan bir orandır.” Sadece yeteneğin ölçüldüğü tek aşamalı bin sınavda, her bir alana ilişkin soru sorulmaması nedeniyle öğrencilerin yönlendirilmesinde tek araç olarak katsayı farklılaştırılmasının kullanılmasının kabul edilebilir bir durum olduğunun ifade edildiği gerekçede, “Öğrencilerin kendi alanlarında ortaöğretimde aldıkları bilginin ölçülmesini öngören yen modelde katsayı farklılaştırılmasının kabul edilebilir ölçüde olması ölçülülük ilkesine ve kamu yararı ile hizmet gereklerine ters düşecek nispette sonuç doğurmaması da gerekmektedir” denildi. “DAHA FAZLA AÇILMASI ÖNEMLİ SORUN OLUŞTURUR” Gerekçede, 2010'a kadar uygulanan sistemde lisans programlarına yerleştirmede referans alınan 3 puan türü yerine yeni sistemde LYS sonucunda lisans programlarına yerleştirmede esasa alınan 18 puan türü getirildiği anımsatılarak, şöyle denildi:“Yerleştirmeye esas alınan bu 18 puan türünde katsayı nedeniyle puan farkının belirlenen orandan daha fazla açılması yeni sistemin işlerliğinde önemli sorun oluşturacaktır.Alan içi ve alan dışı farkın aşılamaz ölçüde belirlenmesi durumunda 2009'da yaklaşık 306 bin olan toplam lisans kontenjanının 40 bininin ek yerleştirmeye rağmen boş kalması dikkate alındığında ortaya çıkan sorunun önemi ortaya çıkmaktadır. Katsayı oranları belirlenirken bu tablo da dikkate alınmak suretiyle seçiciliğin sınav türü bağlamında artırılması ve lisans programlarını tercih edecek potansiyel öğrencilerin sayılarının üniversite kontenjanlarına uygunluğu sağlanmaya çalışılmıştır.” “ÖĞRETMEN LİSELERİ İÇİN KATSAYI 0.06” Öte yandan gerekçede, YÖK Genel Kurulu'nun Anadolu öğretmen liseleri ile meslek lisesi mezunlarından, sınavsız kayıt hakkı olanlar dışında, kendi alanlarındaki programları tercih etmeleri halinde ilgili AOBP'nin 0.06 ile çarpılacağı kararına da yer verildi. Kararda AOPB'nin 0.06 ile çarpımı sonucunda bulunan puanın sınav puanına ekleneceği belirtilerek, “Bu karar ile en üst AOBP'de 30 puanlık, en alt AOBP'de 6 puanlık bir fark doğmuştur. Böylece öğretmen lisesi ve meslek lisesi mezunlarına alanlarında bir bölümü tercih etmeleri durumunda ciddi bir katkı sağlanmıştır” denildi.Kararda ayrıca meslek yüksek okullarına sınavsız geçişten boş kalan kontenjanlarına, açık öğretim programlarına ve meslek liselerinin devamı niteliğindeki lisans programlarına YGS puanları esas alınarak yerleştirme yapılacağı da belirtildi. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/524/yok__katsayi_kararinin_gerekcesini_acikladi.html

Liseli Cennet sırlarıyla atladı

AKŞAM GUNCEL 18 MART 2010, PERŞEMBE Liseli Cennet sırlarıyla atladı İSTANBUL Kız Meslek Lisesi öğrencisisi Cennet Yükselici (15) Haliç Köprüsü'nden atladı. Köprüde bıraktığı okul çantasından ise defter, kalemlik ve iç çamaşırı çıktı. 4 gün önce doğum günü kutlayan Cennet'in facebook'a 'Gün gelir gidersin elbet zaten alıştı gönlüm uzaktan sevmeye sende git şimdi ardına bile bakmadan eğer dönersen bil ki ben orda olmam çünkü, yoruldum artık' yazdığı görüldü.

İki baba tek yürek

AKŞAM GUNCEL 18 MART 2010, PERŞEMBE İki baba tek yürek Tramvay kazasında can veren İrem ile mucizeyi bekleyen Buket'in babası kenetlendi. Aileler umutlu Tramvay faciası sonucu beyin ölümü gerçekleşen Buket Bulut'un ailesi mucizeyi bekliyor. Amcası, durumunun daha iyi olduğunu belirterek, 'Tansiyonunu ilaçsız olarak koruyabiliyor. Yaşarsa ilkokul ve lise arkadaşı İrem'in anısına adını 'Buket İrem' olarak değiştireceğiz' dedi. Başbakan Erdoğan'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde özel kaleminde görev yapan dayı İsmail Engin ise Prof. Dr. Haluk Deda'nın ziyareti hakkında bilgi verdi. Dayı, 'Kardeşim, Kadir Topbaş'tan Prof. Dr. Deda'nın, kızını muayene etmesini istedi. Sayın Topbaş'ın durumu ilettiği Başbakanımızın talimatı üzerine Deda, Buket'i muayene etti' dedi. Kazada İrem'i kaybeden baba Zafer Dinçsoy ise Bulut ailesini yalnız bırakmıyor. Tıbben öldü, umut verilmesi yanlışBUKET'İ ziyareti sonra, ''İyileşmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz'' diyen Beyin Cerrahı Prof. Dr. Haluk Deda'ya organ nakli uzmanları tepki gösterdi.Transplantasyon Merkezi Müdürü Doç. Dr. Aydın Dalgıç: Beyin ölümünün gerçekleşmesiyle Buket'i maalesef kaybettik, tıbben ölüdür. Böyle bir hasta için bu şekilde ümit verici konuşmak büyük hatadır. Beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın tekrar yaşama dönebileceğini söylemek büyük hatadır. Ancak başka bedenlerde yaşayabilir. Ailesi, organlarını bağışlamayı tekrar düşünmeli.Prof. Dr. Mehmet Emin Özdoğan: Maalesef Buket'in beyin ölümü gerçekleşti. Buket'in ölümünden dolayı çok üzgünüz, ama genç kızımız başkalarının umudu olabilir.Prof. Dr. Hülya Çelebi: Öncelikli hedefimiz hastalarımızı yaşatmak. Buket'in beyin ölümü klinik, laboravutar ve kan dolaşımı testleriyle tespit edildi. Hastanın beyninde dolaşım yoksa beyin ölümü gerçekleşmiş demektir. Mete YILMAZ

İnanılmaz kurtuluş

AKŞAM GUNCEL 18 MART 2010, PERŞEMBE İnanılmaz kurtuluş Zonguldak'ta geziye çıkan iki üniversite öğrencisi, 60 metreden uçuruma yuvarlandı. Yoldan geçen vatandaşın yardımı ile yola çıkarılan öğrenciler, kazayı kırık ve sıyrıklarla atlattı. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi öğrencileri Burak K. ile Aydın A., 67 TL 617 plakalı otomobilleri ile Kdz. Ereğli ilçesinden yola çıktı. Zonguldak merkeze yaklaşık 15 kilometre kala, havanın yağmurlu ve zeminin de ıslak olması nedeniyle kontrolden çıkan otomobil 60 metreden dereye uçtu. Hurdaya dönen aracın içinde sıkışan öğrencilerin imdadına ise kazanın görgü tanığı İsmail Aydın yetişti. Aracını yol kenarına park edip 60 metrelik yolu bir hızla inen Aydın, sırayla öğrencileri araçtan çıkardı. Sırtına aldığı öğrencileri sırayla yukarı çıkartan İsmail Aydın, bu sırada polise ve ambulansa haber verdi. Olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan İsmail Aydın, "Yolda gidiyordum. Birden öğrencilerin kullandığı otomobil dereye uçtu. Bir an şaşırdım. Koşarak 60 metre yolu indim. Nasıl indiğimi dahi hatırlamıyorum. Çocukları sırtımda yola çıkardım. Çocukları hemen Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne getirdim. Sonra yine olay yerine geldim. Birinin ayağı kırıkmış diğeri ise yaralı sanıyorum. Hayati tehlikeleri yok" diye konuştu. Kaza sonrası olay yerine gelen jandarma ve polisler karayolunda kontrollü geçişi sağlayarak vince haber verdi. 60 metre aşağıya atılan zincir ve halatlar otomobile bağlanarak çekilmeye başlandı. Kurtarma çalışmaları ise ağaçların aracın çekilmesine engel olması nedeniyle 2 saat uzadı. Vincin karayolunun ortasında olması nedeniyle uzun süre araçlara geçiş izni verilmedi. Her iki yönde de uzun araç kuyruğu olması nedeniyle meraklı vatandaşlar kurtarma çalışmalarını izledi. Polisler, çalışmalara engel olan meraklı vatandaşları alandan uzaklaştırdı. Otomobili gören vatandaşlar ise durumu "Mucize" olarak nitelendirdi. Ekiplerin çalışmaları akşam saatlerine kadar sürdü. Sağlık durumları iyi olan öğrencilerin tedavileri ise ZKÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde sürüyor.

17 Mart 2010 Çarşamba

Çocuklarda Göz Hastalıklarına Dikkat!

Çocuklarda Göz Hastalıklarına Dikkat! Erken teşhis, göz tembelliğinden şaşılık ve miyopa kadar birçok kusurun tedavi edilmesini sağlıyor. Çocuklarda göz hastalıklarındaki erken teşhis, göz tembelliğinden şaşılık ve miyopa kadar birçok kusurun tedavi edilmesini sağlıyor.Bu yüzden, doğum sonrası çocukların göz kontrolünden geçirilmesinde yarar var.Televizyon izlerken, kitap okurken gözleri kısma, ovuşturulan gözler, başağrısından şikayet... Bunların hepsi çocuklarda gözden kaynaklanan sorunlar.Okul öncesinde en çok hipermetrop, göz tembelliği ve göz kaymaları ortaya çıkıyor.Okul dönemi ile birlikte okuma yazma ve bilgisayar, miyop vakalarını artırıyor.Uzmanlar, özellikle göz tembelliği ve şaşılık konularında erken tanının önemine dikkat çekiyor.Göz Hastalıkları Uzmanı Op.Dr.Özlem Polatlı, 9 yaş öncesindeki teşhiste yüzde 100’e yakın başarı şansı olduğunu belirterek, "özellikle altıncı ayda gördüğümüz şaşılık tespitlerinde, ilk bir-bir buçuk yılda ameliyatını yapıp tedavisini yapmamız gerekiyor" dedi.Uzmanlar, doğum sonrası altıncı ayda bir kontrol daha öneriyor.Sorun yoksa, 2 yılda bir yapılacak kontroller yeterli.

Çocuklarda doğuştan katarakta dikkat!

Çocuklarda doğuştan katarakta dikkat! Sadece yaşlı insanlarda görüldüğü düşünülen katarakt, aslında doğumdan itibaren bebeklerde de görülebilen bir göz hastalığıdır.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Mirza, çocuklarda tedavi edilmeyen doğuştan kataraktlarının gözün görme fonksiyonunu yüzde 90 oranında azalttığını belirtti. Prof. Dr. Mirza, yaptığı yazılı açıklamada, 5-7 Mart 2010 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi Sabancı Kültür Sitesi’nde "Pediatrik Oftalmoloji" konulu sempozyum gerçekleştirildiğini hatırlattı. Sempozyumun, Türkiye genelinden 333 katılımcıyla gerçekleştirildiğini belirten Mirza, katarakt, glokom, uvea, şaşılık, göz kapağı hastalıkları, göz tümörleri, göz enfeksiyon hastalıkları, retina hastalıkları ve benzeri göz hastalıkları konusundaki en son tedavileri ele aldıklarını kaydetti. Toplumda sadece yaşlı insanlarda görüldüğü düşünülen kataraktın, doğumdan itibaren bebeklerde de görülen bir göz hastalığı olduğuna dikkati çeken Mirza, şunları kaydetti: "Gözdeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi sonucu oluşan katarakt, doğuştan gelen çocuk göz hastalıklarında ilk sıralarda yer alıyor. Bunda genetik nedenler başta olmak üzere, annenin hamilelikte geçirdiği hastalıklar, özellikle enfeksiyon hastalıkları, anne karnında gelişimsel bozukluklar ve akraba evlilikleri etkili olabiliyor. Doğuştan çocuklarda katarakt hastalığında erken teşhis çok önemli. Eğer hastalık erken fark edilirse, ameliyatla gözdeki bu sorun kolayca çözülebilir. O yüzden ailelerin, çocuklarının özellikle göz bebeklerinde (gri-beyaz) bir renkte perde gördüklerinde hemen doktora başvurmaları önerilmektedir. Eğer geç kalınırsa katarakttan dolayı çocuğun, gerek göz ve gerekse beyinde görme merkezleri gelişmez ve geç yapılan müdahaleden beklenilengörme sonucu alınamaz. Çocuklarda tedavi edilmeyen doğuştan katarakt, gözdeki görme fonksiyonunu yüzde 90 azaltıyor."

Yurtdışında okuyan öğrencilere kötü haber

Yurtdışında okuyan öğrencilere kötü haber Yurtdışında okuyan Türk öğrencilerin üniversiteye sınavsız giriş hakkı kaldırıldı. YÖK, orta öğretiminin tamamını yurt dışında tamamlayan TC uyruklu adaylara da başvuru hakkının verildiğini hatırlatarak, "Alınan kararda TC uyruklu olup, yurt dışında eğitim gören tüm adayların sınavsız üniversitelere kabul edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır" dedi. ANKA /AA Ankara- YÖK Genel Kurulu, Danıştay'ın YÖK'ün katsayıyla ilgili kararının yürütmesini durdurmasının ardından katsayıyla ilgili yapılacak yeni düzenlemeyi görüşmek üzere toplandı. YÖK Genel Kurulu toplantısı, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında başladı. Katsayıyla ilgili yapılacak yeni düzenlemenin ele alınacağı toplantıda, bazı komisyon raporlarının da değerlendirilmesi öngörülüyor. Yurtdışında okuyan Türk öğrencilerin üniversitelere sınavsız giriş hakkının kalktığı bildirildi. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığındaki YÖK Genel Kurulu toplantısına öğle yemeği arası verildi. Özcan, gazetecilerin katsayı konusunda getirilecek yeni düzenlemeye ilişkin soruları üzerine, konunun görüşüldüğünü belirterek, ''Az kaldı, konuşmalar bitti. Karar verme süreci kaldı, oylama yapılacak, oylaması kaldı'' karşılığını verdi. ''Görüş farklılığı var mı?'' sorusuna YÖK Başkanı Prof. Dr. Özcan, ''Hayır, tartışıyoruz'' yanıtını verdi. Özcan, toplantıda alınacak kararın öğleden sonra açıklanacağını da belirtti. YÖK'ten geri adım Yurtdışında okuyan Türk öğrencilerin üniversiteye sınavsız giriş hakkı kaldırıldı. YÖK, orta öğretiminin tamamını yurt dışında tamamlayan TC uyruklu adaylara da başvuru hakkının verildiğini hatırlatarak, "Alınan kararda TC uyruklu olup, yurt dışında eğitim gören tüm adayların sınavsız üniversitelere kabul edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır" dedi. YÖK'ten yapılan açıklamada, Türkiye'deki yüksek öğretim kurumlarında kendi imkanlarıyla eğitim almak isteyen öğrenciler için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi(ÖSYS) Yabancı Uyruklu Öğrenci Kabulü(YÖS) ve Yurt Dışında Çalışanların Çocukları İçin Yüksek Öğretime Giriş Sınavı (YÇS) giriş sınavının uygulandığı kaydedildi. YÇS'ye anne veya babası, işi veya görevi nedeniyle yurt dışında bulunduğu sırada ortaöğrenimlerini bu ülkelerin lise veya dengi meslek okullarında başvuru yaptığı ifade edilen açıklamada, bu sınavın kontenjanının da YÖS gibi ÖSS'den ayrı belirlendiğine dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca, 2010 yılından itibaren uygulanmak üzere ÖSYS'de 2 aşamalı bir sınav sisteminin uygulanmasına karar verildiği ve bu sistemin birinci aşaması olan "Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı"nın öğrencilerin ortak alan derslerinden oluşan bir sınav olduğu ifade edilerek, ikinci aşaması olan "Lisans Yerleştirme Sınavları"nın da adayların ders düzeyindeki bilgi ve yeteneklerini ölçen sınav olduğu belirtildi. Türkiye'deki yüksek öğretim programlarına yerleştirme sisteminde yapılan çalışmalara paralel olarak Türkiye'nin uluslararası rekabete açılabilmesi için yabancı uyruklu öğrenci kabulünün incelendiği belirtilerek, 6 Ocak 2010 tarihli Değerlendirme Kurulu Toplantısında, "2010-2011 öğretim yılından itibaren uygulanmak üzere Türkiye'de yüksek öğretim programlarına yerleştirme için yapılan YÖS'ün kaldırılarak, yabancı uyruklu öğrenci kabulünde uygulanacak esasların ve kabul şartlarının üniversiteler tarafından belirlenerek, YÖK'e bildirilmesi ve YÖK'te onaylanmış koşullarla yabancı uyruklu öğrencilerin kabulünün yapılmasına" karar verildiği açıklandı. Yabancı uyruklu öğrenci kabulüne ilişkin yapılan çalışmalar sırasında, Türkiye'deki ortaöğretim sisteminde işlenen konular ve ders içerikleriyle yurt dışındaki eğitim sisteminde işlenen dersler ve içeriklerinin örtüşmediğinin anlatıldığı açıklamada, ortaöğretimini Türkiye'de tamamlamayan öğrencilerin almadıkları bir eğitim sistemine ilişkin sorulardan oluşan sınavlarda mağduriyetinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Açıklamada şöyle denildi: "Sınırlı sayıdaki programa yerleşme imkanı sağlayan YÇS kaldırılarak bu öğrenci grubunun da faydalanabileceği bir sistem oluşturulmasının yararlı olacağı hususları dikkate alınıp, 'Yabancı Uyruklu Öğrenci Kabulü' uygulamasının bırakılarak, 'Yurt Dışından Öğrenci Kabulü' uygulamasının başlatılmasına ve bu sisteme orta öğretiminin tamamını Türkiye ve KKTC hariç yurt dışında tamamlayan TC uyruklu adayların da başvuru yapabilmesine karar verilmiştir." Yüksek öğretim kurumlarında yurt dışından öğrenci kabulü kontenjanlarının daha önceki yıllarda olduğu gibi ÖSS kontenjanlarına ek olarak belirlendiği, bu kontenjanların yabancı uyruklu öğrenci sınavı ve kabulünde kullanılan kontenjanlar olduğu vurgulandı. Söz konusu bu sınırlı ve ek kontenjanlara yabancı uyruklu adaylarla beraber orta öğretiminin tamamını yurt dışında tamamlayan TC uyruklu adaylara da başvuru hakkının verildiği belirtilen açıklamada, "Alınan kararda TC uyruklu olup, yurt dışında eğitim gören tüm adayların sınavsız üniversitelere kabul edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır" denildi. Açıklamada bu adayların yurt dışından yüksek öğrenim görmeye gelecek diğer adaylar gibi üniversitelerin YÖK tarafından kabul gören sınırlı sayıdaki belirlenen kontenjanlarına başvuru yapacağı ve başvuruları yine üniversitelerin belirlediği başvuru şartları dikkate alınarak üniversiteler tarafından değerlendirileceği anlatıldı. Açıklamada şöyle denildi:"Başvuru şartlarını sağlamayan adaylar ile başvuru şartını sağlasa bile başvuran adaylar içinde kontenjan dahilinde sıralamaya giremeyen adayların başvurduğu üniversiteye kaydının yapılması mümkün değildir. Kurulumuz alınan bu kararın doğru olduğunu ve uygulanması gerektiğini düşünmekle birlikte kamuoyunda konunun yanlış anlaşılmalara neden olduğu ve yapılan bazı açıklamaların Türkiye'de orta öğretimini tamamlayan adaylar üzerinde olumsuz etki yaratarak motivasyonlarını bozabileceği hususlarını dikkate alarak, orta öğretiminin tamamını yurt dışında tamamlayan adaylar için konunun daha sonraki yıllarda, getirilen değişikliğin sonuçları itibariyle görülerek doğru anlaşılmasından sonra yeniden değerlendirilmek üzere ele alınmasına ve 21 Ocak 2010 tarihli YÖK Genel Kurulu kararının 'B-Başvuracak Adaylar' başlığı altında yer alan a maddesinin 2 numaralı alt bendinin (TC veya KKTC uyruklu olup lise öğreniminin tamamını KKTC hariç yabancı bir ülkede tamamlayanların) ve b maddesinin 1 numaralı alt bendindeki (Lise öğreniminin tamamını KKTC hariç yabancı bir ülkede tamamlayanlar hariç) ibaresinin geri alınmasına karar vermiştir." 17 Mart 2010

Lise eğitiminde yeni dönem

Lise eğitiminde yeni dönem MEB çalıştayında ortaöğretim komisyonu, liselerin 2 dönem yerine 4 dönem olmasını ve 'ara karne' uygulaması getirilmesini teklif etti. Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB) “haftalık ders çizelgelerinin yeniden düzenlenmesi” amacıyla gerçekleştirilen çalıştay bünyesindeki ilköğretim komisyonunda, 4. ve 8. sınıflar arasında zorunlu okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin bir saat azaltılmasına karşı çıkıldı. Komisyonun nihai raporunda, “din dersi süresinin bir saat kısaltılması” ve “ders süresinin aynı kalması” şeklinde iki görüşe yer verildi. Ortaöğretim komisyonu, liselerin 2 dönem yerine 4 dönem olmasını ve “ara karne” uygulaması getirilmesini teklif etti. Milliyet'in haberine göre dün sona eren çalıştayda, ilköğretim ve ortaöğretim komisyonlarınca hazırlanan ve “tavsiye kararlarını” içeren nihai raporlar, en kısa sürede Talim ve Terbiye Kurulu’na (TTK) sunulacak. Tavsiye kararları, ancak TTK kararları ile yürürlüğe girebilecek. 2 ara tatil Ortaöğretim kurumlarıyla ilgili alınan radikal tavsiye kararlarından bazıları şöyle:Bir öğretim yılı 4 dönem olarak düzenlenmeli. Birinci dönem ara karne ve ikinci dönem ara karne sonrası birer hafta tatil, iki dönem arasında ise 2 haftalık yarı yıl tatili olarak uygulama yapılmalı. TTK, kararı kabul ederse, 45 günlük birinci dönem sonrası öğrenciler ara karne alıp bir hafta tatil, daha sonra yine 45 gün çalışıp iki haftalık tatil yapacak. Üçüncü dönemde yine 45 gün sonra ara karne alıp bir hafta tatil yapacak olan öğrenciler, sene içerisinde 4 hafta tatil yapmış olacak. Dördüncü döneme kadar 3 ara karne alacak olan öğrenciler, sene sonunda bir karne daha alıp yaz tatiline çıkacak. Öğrencilerin alan değiştirmesi teklifi yapıldı. Ortaöğretim kurumlarıyla ilgili alınan ve nihai rapora yansıyan radikal tavsiye kararları şöyle:* 11. sınıfın sonuna kadar öğrenciler alanlarını değiştirebilmeli.* Ders çeşidi en fazla 12 olmalı.* Ders saati süresi tüm ortaöğretim kurumları için 40 dakika olmalı.* Ortaöğretim kurumlarında bir eğitim-öğretim yılı süresi en az 180 iş günü olmalı. Mevcut sistemde 185 gün uygulanıyor. 17 Mart 2010

Dikkat! Şeker hastalığı riskini artırıyor

17 Mart 2010 Çarşamba Dikkat! Şeker hastalığı riskini artırıyor Şişman doğma ve bebeklikteki aşırı kilo alma şeker hastalığı riskini artırıyor... Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Kültürsay, doğum kilosundaki her bin gram artışın, insülin eksikliğine bağlı şeker hastalığı riskini yüzde 7 artırdığını belirterek, ''Çalışmalar, şeker hastalığı gelişen kişilerde yaşamın ilk yılındaki kilo alımının da yüksek olduğunu göstermektedir'' dedi. Kültürsay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gebelik döneminde sağlıklı ve dengeli beslenmenin bebeğin normal doğum ağırlıklı doğmasını, zihinsel ve bedensel gelişimini tamamlamasını ve çocukluk ve erişkinlikte bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasını sağladığını söyledi. Gebelikte iyi beslenme, tansiyon kontrolü ile düşük doğum kilosunun önlenebildiğini ifade eden Kültürsay, şişmanlığın Türkiye'de de ciddi bir sağlık sorunu haline geldiğini belirtti. Kültürsay, ''Türkiye'de her dört anneden birinin şişman'' olduğunu ifade ederek, ''Yeni açıklanan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) 2008 sonuçlarına göre, Türkiye'de 15-49 yaş grubu 100 kadının 58'i kilolu ya da şişman, 24'ü ise obez tanımlamasına girmektedir. Gebelik öncesinde şişman olan bir kadının gebelikte hipertansiyon ve gebelik şekeri problemi olma olasılığı artar. Ayrıca yaşamının ileri yıllarında da şeker hastalığı riski çok yüksektir'' diye konuştu. Gebelik şekerinin, anne karnındaki bebekleri çok olumsuz etkilediğine dikkati çeken Kütürsay, şunları kaydetti: ''Bebeğin organlarının gelişiminde bozukluklar, kalpte ve diğer organlarda ciddi etkilenmeler ve anomaliler olabilir. Anne karnında ölüm riski artar. Bebek aşırı kilolu, 4 kilodan büyük doğabilir. İri doğum nedeniyle doğumda ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Bebeğin doğumda sakatlanması ya da sezaryen yapılmak zorunda kalınması mümkündür. Bu bebeklerde yenidoğan döneminde ölüm riskini artıran solunum sıkıntısı, kan şekeri düzensizlikleri, sarılık, havale geçirme riski vardır. Yeni çalışmalar, aşırı kilolu doğan bebeklerde beyin tümörü gelişme riskinin de arttığını göstermiştir.'' ''HER ON ŞİŞMAN ÇOCUKTAN BİRİNDE ŞEKER HASTALIĞI GELİŞİYOR'' Kültürsay, şişman doğan bebeklerin kilo alma hızının ilk yılda azaldığını, ancak 6-8 yaşlarından itibaren tekrar hızlandığını belirterek, bu çocukların 18-27 yaşta gizli şeker hastası olabilecekleri uyarısında bulundu. ''Her on şişman çocuktan birinde şeker hastalığı geliştiğini'' vurgulayan Kültürsay, ''Doğum kilosundaki her bin gram artış, insülin eksikliğine bağlı şeker hastalığı riskini yüzde 7 artırır. Çalışmalar, şeker hastalığı gelişen kişilerde yaşamın ilk yılındaki kilo alımının da yüksek olduğunu, yani şişman doğmanın ve bebeklikteki aşırı kilo almanın riski artırdığını göstermektedir'' dedi. Kültürsay, bebeklerin mutlaka anne sütü ile beslenilmesi gerektiğini, anne sütünün birçok riski ortadan kaldırdığını vurgulayarak, şöyle devam etti: ''Aşırı kilolu doğan kız bebek, ileride şişman bir anne adayı olur ve gene şişman ve riskli bir bebek doğurur. Annede gebelik şekerinin kontrolü için mutlaka kan şeker yükleme testlerinin her gebede yapılması ve gerekli önlemlerin alınması gerekir. Gebelik şekeri erken tanınmalı ve uygun şekilde kontrol altında tutulmalıdır. Mutlaka ve mutlaka bebeklerini anne sütüyle beslemeleri ve aşırı kilo almalarını engellemeleri gerekir. Çünkü obezite ve gebelik şekeri, nesiller ötesine taşınabilen ama önlenebilir etkilere sahiptir.''

Anne-babalar dikkat! Çocuklar için zararlı

17 Mart 2010 Çarşamba Anne-babalar dikkat! Çocuklar için zararlı Küçük bir çocuğun gözlerinin, izlediği filmin ardından enfeksiyon kapması, yeni bir tartışma başlattı. İtalya’da küçük bir çocuğun gözlerinin, 3D gözlüğüyle izlediği filmin ardından enfeksiyon kapması, yeni bir tartışma başlattı. Milano’daki çevre ve tüketici hakları koruma derneği “Condacons”, üçboyutlu olarak vizyona giren “Alis Harikalar Diyarında” filmini ailesiyle sinemada izledikten birkaç saat sonra, gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle apar topar acil servise götürülen 3 yaşındaki kız çocuğuna akut enfeksiyon tanısı konulduğunu duyurdu.Condacons’un başvurusunu değerlendiren Sağlık Yüksek Konseyi de 3D gözlüklerinin 6 yaşın altındaki çocuklar için sakıncalı olduğu, yetişkinlerin bu gözlükleri kullanmasının da sınırlandırılması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Konseyin kararında, çok sayıda seyirci tarafından kullanılan bu gözlüklerin gözleri yorduğu, bakteriyel ve viral enfeksiyonların bulaşma riskini artırdığı belirtildi. Condacons yetkilileri, “Ayrıca çocuk filmleri ve çizgi filmler, 6 yaşın altındaki çocukların bu tür gözlüklerle izlemesinin sakıncalı olduğu bazı efektler içeriyor” dedi.Ulusal Sinemacılar Derneği’nin Başkanı Paolo Protti ise İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, konseyin kararına karşı çıktı. Seyircilerin sağlığının birincil öncelikleri olduğunu ifade eden Protti, kendilerinin de 3D gözlüklerinin 3 yaşın altındaki çocuklar tarafından kullanılmaması tavsiyesinde bulunduklarını, ancak halen bunun endikasyonlarını tartıştıklarını söyledi. 2009-2010 yılları arasında yaklaşık 14 milyon İtalyan’ın 3 boyutlu film izlediğini kaydeden Protti, tek bir vakadan yola çıkarak karar almanın yanlış olduğunu savundu. http://www.bugun.com.tr/haber-detay/96232-anne-babalar-dikkat-haberi.aspx

Milli eğitim AKP tarafından siyasete alet mi ediliyor?

Milli eğitim AKP tarafından siyasete alet mi ediliyor? Eğitim-İş Genel Başkan Yüksel Adıbelli, ücretsiz dağıtılan kitaplarda ve seviye belirleme soru kitapçıklarında, AKP’nin amblemi olan ampulün kullanıldığını belirtti. 17 Mart 2010 Türkiye’nin ufkunu açıyoruz! Her vatandaş gazeteci, her konuda bir görüş... Web sitesi olan herkes SizdenSize’de buluşuyor Eğitim ve Bilim İş Görenleri Sendikası(Eğitim-İş) Genel Başkan Yüksel Adıbelli, ücretsiz dağıtılan kitaplarda ve seviye belirleme soru kitapçıklarında, AKP’nin amblemi olan ampulün kullanıldığını belirterek, "Bilinçaltı reklamcılık modeli ile parti reklamı yapılmaktadır. Milli eğitim her yönüyle AKP tarafından siyasete alet edilmektedir" dedi. Adıbelli, yaptığı basın açıklamasında, ücretsiz dağıtılan okul kitaplarında AKP propagandası yapıldığını ve öğretmelere uygulanan ‘intel öğretmen programı temel kursu’ kitaplarında ise AKP’nin ambleminin olduğunu ileri sürdü. Adıbelli, "Öğrencilere yönelik seviye belirleme sınavı soru kitapçıklarına kadar AKP’nin amblemi olan ampul kullanılarak ‘bilinç altı reklamcılık modeli’ ile parti reklamı yapmaktadır. Milli eğitim her yönüyle AKP tarafından siyasete alet edilmektedir. Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde Milli Eğitim Müdürlüğü’nün izniyle ilköğretim öğrencileri için özel bir kuruluşun hazırladığı seviye belirleme sınavı soru kitapçığında yer alan bir sorunun yanıt seçenekleri arka planda AKP’nin amblemi ampul kullanılmıştır" dedi. AKP’nin bu uygulamalara duyarsız kaldığını savunan Adıbelli, "Eğitim-iş olarak yapılan bu tür uygulamaları şiddetle kınıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nı gerekli denetimi sağlamaya, ilgililer hakkında işlem yapmaya, Bankan Nimet Çubukçu’yu da bakanlığıyla daha yakından ilgilenmeye çağırıyoruz" dedi.

Çubukçu'yu dehşet içinde bırakan olay

AKŞAM GUNCEL 17 MART 2010, ÇARŞAMBA Çubukçu'yu dehşet içinde bırakan olay Nimet Çubukçu, kantinlerde çalışan 233 sabıkalının, artık çalışmayacağını açıkladı. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, İstanbul'da okul kantinlerinde ve sözleşmeli olarak çalışan 233 sabıkalının, artık çalışmayacağını belirterek, ''Bu isimlerin hiçbiri bir suçtan mahkum olmuş kişiler değil. Ama arandıkları ya da yargılandıkları suçlar, çocukların daha yüksek düzeyde korunması düşüncesinden hareketle, daha titiz davranmamızı gerekli kılıyor'' dedi. Çubukçu, bakanlığın talebiyle yapılan araştırmada, İstanbul'daki okullarda sabıkalı çalıştırıldığının ortaya çıkmasına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı. Okul kantinlerinde çalışan sabıkalı bir kişinin söz konusu olmadığını belirten Çubukçu, sabıkalı ile bazı suçlardan aranan kişilerin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Çubukçu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İstanbul Emniyet Müdürlüğünün işbirliği protokolü çerçevesinde konunun ortaya çıkarıldığını, bakanlığının, bu işin ortaya çıkarılması için çalışma yapan kurum olduğunu kaydetti. Üzerlerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olduklarını dile getiren Çubukçu, ''Okul servislerimiz, kantinlerimiz olsun, eğitim hizmetleri dışında çalışan insanlarla ilgili büyük bir titizlik gösteriyoruz. Okullarımız ve çocuklarımızın, en yüksek düzeyde himaye, korunmaya ve tedbirli davranmaya ihtiyacı var. Okulları, çocuklarımızın, çoğu zaman kendi evlerinden daha yüksek düzeyde korunmaları gereken kurumlar olarak görüyorum'' diye konuştu. -''KESİNLEŞMEDEN SUÇLANMASINI DOĞRU BULMAM''- Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, okulların kantin ve servis işletmeciliği gibi, kurum dışındaki bu gruplara yönelik ihalelerden önce bazı belgeler istendiğini, bunlardan birinin de sabıka kaydı olduğunu anımsattı. Çubukçu, sabıkasızlık durumunda, diğer şartların da uygun olması halinde, ihalenin verildiğini söyledi. Çubukçu, ihaleleri, bakanlığın ya da bakanlık kurumlarının değil, Kamu İhale Kanunu çerçevesinde oluşturulan komisyonlar ve okul aile birliklerinin yaptığını hatırlattı. Çubukçu, bakanlığın, minimum düzeyde inisiyatifinin bulunduğunu buna rağmen denetim görevlerini yerine getirmek adına daha titiz davrandıklarını ifade etti. Kantin işletmelerini alanlar, burada çalışacaklarla ilgili sabıka kayıtları ve diğer belgelerin istendiğine dikkati çeken Çubukçu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Çoğu durumda, herhangi bir hüküm giymemiş olsa dahi bazı isimler, bazı suçlardan aranıyor olabiliyor. Bir hukukçu olarak, bir kişinin hakkında verilmiş kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmaksızın suçlanmasını doğru bulmam. Dolayısıyla bu isimlerin hiçbiri bir suçtan mahkum olmuş kişiler değillerdir. Ama arandıkları ya da yargılandıkları suçlar, nitelik itibariyle söylediğim nedenlerle, çocukların daha yüksek düzeyde korunması düşüncesinden hareketle, daha titiz davranmamızı gerekli kılıyor. Bu çalışmayı biz bu nedenlerle yaptık, gösterdiğimiz hassasiyetin bir sonucu olarak görülmesini temenni ediyorum.'' -''KİMSEYİ SUÇLAMAK İSTEMİYORUM, BİZ TİTİZLİK GÖSTERİYORUZ''- Bakan Çubukçu, ''Sabıkalılar hakkında bir şey yapılacak mı?'' sorusuna, ''Sabıkalı değiller, suçlu da değiller. Bazı suçlardan haklarında arama, yakalama, yargılama gibi işlemler var. Sonuçlanmamış meseleler'' karşılığını verdi. Okulların, çocuklar için en güvenli kurumlar olması, onlara zarar verecek unsurların bulunmaması gerektiğini bildiren Çubukçu, kimseyi suçlamak istemediğini, kendilerinin titizlik gösterdiklerini dile getirdi.

16 Mart 2010 Salı

"İnternet, başarısızlık nedeni"

"İnternet, başarısızlık nedeni" Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES), internette fazla zaman geçiren öğrencilerin okul başarısında ve sosyal ilişkilerde olumsuzluklar yaşadığını savundu. AA Ankara- DES'ten yapılan yazılı açıklamada, sendikaya bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 3. Eğitim Bileşenleri Raporu'nun hazırlandığı bildirildi. Açıklamada, ''Öğrencilerimiz ve internet'' konulu raporla ilgili şu bilgilere yer verildi:''Öğrencilerin interneti bilinçsiz kullanması ve kullanma alışkanlıkları konusundaki eğitimsizliklerinden dolayı Türkiye'de internet gibi bazı teknolojik gelişmelerden fayda yerine daha çok zarar görülmüştür. Türkiye'de internetin hem çocuk gelişimi hem de okul başarısı açısından olumsuz etkilerine rastlanmıştır. Özellikle internet kafeler gençleri teknoloji ile tanıştırmaktan çok kötü alışkanlıklar kazandırıyor. Bilgisayar ve internet bağlantısı olan evlerde ise ailelerin girilen siteleri önceden gözden geçirmeleri, zararlı sitelere girişleri engelleyen filtre programları kullanmaları gerekir.'' 16 Mart 2010

Erkeklere 'bıyık ve sakal', kızlara 'epilasyon' dersi

Erkeklere 'bıyık ve sakal', kızlara 'epilasyon' dersi Milli Eğitim Bakanlığı'nca (MEB), ortaöğretim 9. ve 10. sınıf öğrencilerine cilt ve hijyen konusunda eğitim verilirken, kız ve erkek öğrencilere ayrı ayrı kitapçık dağıtılıyor. AA Ankara- MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının kararı ile 10-19 yaş grubu öğrencileri için eğitim ve öğretim açısından uygun bulunarak basılan ''Gençlerde Hijyen ve Cilt Sağlığı Öğrenci Kitabı'' erkek ve kız öğrenciler için ayrı ayrı hazırlandı. Kitapçıkta erkek ve kız öğrenciler için ''Yaşamın En Güzel Dönemi Ergenlik'', ''Derinin Yapısı'', ''Derinin Özellikleri'', ''Ergenlik Döneminde Sık Görülen Cilt Sorunları'', ''Beden ve Cilt Sağlığı'', ''Saç ve Yüz Sağlığı'', ''El Sağlığı'', ''Ayak Sağlığı'' ''Beden Takıları ve Dövmeler'', ''Güneş Etkileri ve Güneşten Korunma Yolları'', ''Güneşten Koruyucu Ürünlerin Kullanımı'', ''Solaryum'' , ''Sağlıklı Olmanın ve Güzel/Yakışıklı Görünmenin Yolları'' ortak konular olarak belirlenerek, bu konularda gençlere bilgi verildi. Erkek öğrenciler için ''Bıyık ve Sakal'', ''Tıraş Olurken Dikkat Edilecek Hususlar'' konuları, kız öğrenciler için ise ''Adet Dönemi'', ''Epilasyon'' konuları ele alındı.Yakışıklı ve güzel görünmek için Sağlıklı olmanın ve yakışıklı/güzel görünmenin yolları olarak, sağlıklı beslenmek, sigara kullanmamak, alkollü içki içmemek, madde kullanmamak, egzersiz yapmak, vücut ağırlığını idealde tutmak, derisine iyi bakmak, karar verebilme ve stres yöntemini öğrenmek, düzenli sağlık kontrolünü yapmak gerektiği ifade edildi. Gençlerin alkollü içki içme davranışlarının erişkinlere göre daha farklı olduğu belirtilerek, uzun süre alkollü içki içiminin erişkin dönemde karaciğer yetmezliği ve kanser gibi yaşamı tehdit eden hastaların oluştuğu vurgulandı. Bu konuda, ''Gençlerde bir defada çok miktarda alkol alma daha sık olarak görülmektedir, bir oturuşta fazla miktarda alkol içildiğinde yaşamı ve sağlığı tehdit eden riskli davranışlara olan eğilimi de artabilir'' denildi. Sağlıklı büyümek için ''madde kullanımından'' uzak durulmasının altı çizilerek, ''Herhangi bir madde kullanımı, bedensel değişikliklerin yanı sıra ruhsal dengemizi de bozar. Yaşam tarzının olumsuz etkilenmesinden ölüme kadar pek çok sorunun yaşanmasına neden olabilmektedir'' denildi. Öğrencilerin stresle baş edebilmeyi öğrenmelerinin önemine değinilerek, stres altında kalındığında güvenilen bir kişiyle sorunun paylaşılması, günlük tutulması, müzik dinlenilmesi ve yürüyüş yapılması gibi çözümler önerildi.Solaryum önerilmiyor Kitapçıkta, ergenlikte bedene, çocukluk dönemine göre daha fazla özen göstermeye başlandığı ifade edilerek, bu dönemde özellikle deri ile ilgili sorunların can sıkıcı olabileceği belirtildi. Sağlıklı bir deriye sahip olmak için gerekenlerin de anlatıldığı kitapçıkta, derinin yapısı ve özelliklerine değinildi. Ergenlik döneminde ergenlik sivilcesinin, egzamanın, siğilin sıkça görülebilen cilt sorunu olduğu belirtilerek, ergenlik döneminde pek çok gençte görülen sivilcelerin yaşamı tehdit eden bir sağlık sorunu olmadığının altı çizildi. Beden ve cilt sağlığına ilişkin olarak, erkeklere yönelik önerilerde, her gün yıkanılması, kişiye özgü havlunun kullanılması, hamamda yıkanılacaksa ortamın temizliğine dikkat edilmesi gerektiği vurgulandı. Saç bakımına yönelik olarak, ''Saç için kullanılan şampuan, jöle, briyantin, saç kremi ve spreyler kalıcı hasara ve saç dökülmesine neden olmazlar'' denildi. Ancak bu maddelerin günlük kullanımı sırasında kullanılan miktarın çok fazla olmamasına ve günün sonunda saçın yıkanılarak bu maddenin temizlenmesine özen gösterilmesi önerildi. El sağlığı ile ilgili olarak ise gençlere sıvı sabun tüketmeleri önerisinde bulunularak, ''Kalıp sabunlar kişiye özel temizlik araçları olduğundan mümkünse ortak kullanılmamalıdır. Bu nedenle okul, lokanta, iş yeri gibi kalabalık ortamlarda sıvı sabun tercih edilmelidir'' denildi. Beden takıları ve dövmeler ile ilgili konuda, vücut takılarına ilişkin bilgi verilerek, ''insanların çok eski zamanlardan beri güzel görünmek için vücutlarına taktığı bu takıların başında çok eski yıllardan beri küpe yer alırken, son yıllarda kaş, burun, dudak, dil, göbek gibi vücudun pek çok yerine takının takılmaya başlandığı'' ifade edildi. Beden takılarının seçimi ve uygulanması sırasında hijyen kurallarına uyulması gerektiği belirtilerek, piercing yapan kişinin deri yapısı hakkında bilgi sahibi olması gerektiğine değinildi.Dövme konusunun de ele alındığı kitapçıkta, dövmenin ehil kişilerce yapılmasına dikkat çekilerek, ''Dövme sırasında kullanılan boya, ayrıca alerji ve kaşıntıya neden olabilir. Nadir olmakla beraber, dövme yapıldıktan sonra kişide uzun vadede de baş ağrısı gibi bazı yakınmalar görülebilir'' ifadesine yer verildi. Solaryum hakkında da öğrencilere bilgi verildi. Ultraviyole ışınlarının vücutta birikerek kansere neden olduğunun bilindiği belirtilerek, solaryum ile bronzlaşmanın güneşlenerek bronzlaşmada olduğu gibi deri hastalıkları ve kanser gibi sağlık sorunlarına neden olduğu kaydedildi. Bu nedenle solaryumun deriyi ultraviyole gibi etkilediği için sağlık açısından önerilmediğinin altı çizildi. Erkek öğrenciler için hazırlanan kitapçığın ''Bıyık ve Sakal'' bölümünde, ''erkeklerin cilt yapısının kadınlara göre daha dayanıklı olduğu'' belirtilerek, ''erkeklerin sık tıraş olması ciltlerine ayrıca önem göstermeleri gerektirdiği, tıraş malzemelerinin kişiye özel olması gerektiği'' kaydedildi. Ergenlikte ilk çıkan bıyık ve sakalların daha çok ince tüycük yapısında olduğu ifade edilerek, bu tüycüklerin bakımlı ve sağlıklı görünmesi için seyrek de olsa tıraş edilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Tıraş olmanın aşamalarının anlatıldığı bölümde, kuru ve ıslak tıraş yöntemleri, tıraş olurken dikkat edilecek hususlar da ele alındı. Kız öğrencilere yönelik hazırlan kitapçığın, ''Adet Dönemi'' bölümünde kız öğrencilere bu dönemde temizliklerine özen göstermeleri gerektiği uyarısında bulunuldu. ''Epilasyon'' bölümünde ise kız öğrencilere, istenmeyen tüylerin alınmasına yönelik uygulanan yöntemler hakkında bilgi verildi. 16 Mart 2010

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=122510

"Dünyaya Felsefeyle Bakınca..."

"Dünyaya Felsefeyle Bakınca..." Çorum Hitit Üniversitesi Sürekli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü ve Türkiye Felsefe Kurumu üçlü işbirliğiyle hazırladığı programı uygulamaya başladı. Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- "Bin Tanrı İlinde Felsefe Günleri" diye de adlandırılabilecek olan bu program geçen hafta Prof.Dr.Betül Çotuksöken’in yaptığı konuşmayla başladı.Çotuksöeken sunumunda; Eğitimin hangi öğelerden oluştuğunu, eğitimin toplumsal ve kamusal bir etkinlik olduğunu, eğitimde hem kuramsal olanın hem de uygulamaya yönelik olanın ne denli önemli olduğunu, eğitim alma hakkının önemini, eğitimin sistematik, etkili ve sürekli olması gerektiğini ele aldı. Etkinlik Programı 19.03.2010 Doç. Dr. Gülriz Uygur (Ankara Üniversitesi) "Hukuka Felsefeyle Bakınca…"26.03.2010 Öğr. Gör. Dr. Kurtul Gülenç (Maltepe Üniversitesi) "Bilime Felsefeyle Bakınca…"02.04.2010 Prof. Dr. Sevgi İyi (Maltepe Üniversitesi) "İnsana Felsefeyle Bakınca…"09.04.2010 Yrd. Doç. Dr. Ahu Tunçel (Maltepe Üniversitesi) "Siyasete Felsefeyle Bakınca…"16.04.2010 Prof. Dr. İoanna Kuçuradi (Maltepe Üniversitesi) "İnsan Haklarına Felsefeyle Bakınca…" 30.04.2010 Prof. Dr. Harun Tepe (Hacettepe Üniversitesi) "Çağımızın Sorunlarına Felsefeyle Bakınca…"07.05.2010 Öğr. Gör. Kaan Özkan (Maltepe Üniversitesi) Edebiyata Felsefeyle Bakınca…14.05.2010 Yrd. Doç. Dr. Demet Taşdelen (Anadolu Üniversitesi) "Yaşama Felsefeyle Bakınca…"21.05.2010 Yrd. Doç. Dr. Hülya Durudoğan (Koç Üniversitesi) "Beraber Varoluşa Felsefeyle Bakınca…" 16 Mart 2010

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=122776

Anne adaylarına önemli uyarı

16 Mart 2010 Salı Anne adaylarına önemli uyarı Anne adaylarında yumurtalık rezerviyle ilgili olarak uzmanlardan hayati bir uyarı... Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, 35 yaş üstü anne adaylarında yumurtalık rezervi düşüşe geçtiği için ikinci çocuk isteği olan çiftlerin gecikmemelerinde fayda olduğunu söyledi.Şatıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, düzenli ve korunmasız cinsel birliktelik yaşayan bir çiftin bir yıl sonunda gebeliğe ulaşamamasına ''primer infertilite'' (birincil kısırlık), daha önce bir bebeğe sahip olmalarına rağmen ikinci gebeliğin gerçekleşmemesine ise ''sekonder infertilite'' (ikincil kısırlık) adı verildiğini söyledi. Sekonder infertilitenin en başta gelen sebebinin, hem erkek hem de kadında ilerleyen yaş durumu olduğunu bildiren Şatıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:''İnsanoğlunu işleyen bir mekanizma olarak ele alırsak, bu mekanizmada zaman içinde bazı aksamalar, bozukluklar oluşması doğaldır. Her makinenin bir miadı, arıza yapmadan düzgün bir çalışma süresi olduğu gibi insan üreme sisteminde de zamanla aksamalar meydana gelebilir. Sekonder infertilite, çoğu zaman kadının yumurtalık rezervine bağlı olarak ya da erkeğin sperm sayısı ve kalitesindeki bozulmadan dolayı meydana gelir.'' İlk çocuğa sahip olan çiftlerin genellikle ikinciyi yapmakta aceleci davranmadığını kaydeden Şatıroğlu, birincil kısırlıkta olduğu gibi, ikincil kısırlıkta da bir yıllık korunmasız cinsel birliktelik sonucunda bir gebeliğin oluşmaması durumunun söz konusu olduğunu bildirdi.Toplumda ''Kısırlığın çoğunlukla kadına bağlı sebeplerden oluştuğu'' gibi yanlış bir ön yargının olduğuna işaret eden Şatıroğlu, erkek kaynaklı infertilite yüzdesinin hiç de hafife alınacak boyutlar olmadığını vurguladı.Özellikle yaşa, strese ve sigara kullanımına bağlı olarak sperm sayısı ve kalitesinde ciddi düşüşler yaşandığını belirten Şatıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bazen en başından beri bu tür bir soruna sahip erkek tesadüfen bebek sahibi olabiliyor. Fakat ikinci bebek isteği gündeme geldiğinde aradan geçen zamanla birlikte spermlerin durumu daha da kötüleştiği için doğal yollarla çocuk sahibi olmak zorlaşıyor. Aynı durum kadın için de söz konusu olabiliyor. Kadınlar belli bir yumurtalık rezervine sahiptir. İşte bu yumurtalık rezervi kimi zaman vaktinden önce tükenir ve kadın doğurganlık özelliğini kaybeder. Bunun dışında kadının üreme organlarında meydana gelebilecek aksaklıklar da gebeliğe engel teşkil edebilir.'' Bunların başında, ''endometrium'' denilen rahim içi dokusunun rahim dışında konumlanmasıyla meydana gelen bir rahatsızlık olan ''endometriozis''in geldiğini bildiren Şatıroğlu, şu bilgileri aktardı:''Endometriozis, kadının yumurta kalitesinin bozulmasına sebep olabildiği gibi, tüpleri tıkayarak gebeliğe de engel olabilmektedir. Aynı şekilde yumurtalıklarda oluşan çeşitli kistik yapılar, rahimde oluşan polip ya da miyomlar da gebeliği engellemektedir. Bir diğer sebep ise kadında oluşabilecek tiroit bezi rahatsızlıklarıdır. Tiroit hormonundaki düzensizlik gebe kalmayı engellediği gibi oluşan gebelikte de düşük ihtimalini yükseltmekte ve risk oluşturmaktadır.''Birincil ve ikincil kısırlık belirtilerinin benzeştiğini, ancak ikincil kısırlığın en büyük tetikleyicisinin ilerleyen yaş olduğunu belirten Şatıroğlu, ''35 yaş üstü anne adaylarında yumurtalık rezervi belli bir düşüşe geçtiği için ikinci bir çocuk isteği olan çiftlerin ellerini çabuk tutmasında fayda vardır. Doğal yollarla ikinci çocuklarına sahip olamayan çiftler için durum, birincil kısırlık teşhisiyle tedavi gören çiftlerden çok farklı olmayacaktır. Annede yumurta, babada da sağlıklı sperm bulunduğu sürece yine yumurtlama tedavisinden tüp bebek tedavisine kadar uzanan çeşitli tedavi seçenekleriyle çocuk sahibi olmalarına çalışılır'' diye konuştu.

7 üniversite daha kuruluyor

7 üniversite daha kuruluyor Milliyet Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu'nda 7 yeni üniversite kurulmasına ilişkin kanun tasarısının imzaya açıldığını belirtti. 16 Mart 2010 ufkunu açıyoruz! Her vatandaş gazeteci, her konuda bir görüş... Web sitesi olan herkes SizdenSize’de buluşuyor Çiçek, Bakanlar Kurulu'nun ardından yaptığı açıklamada, YÖK'ten gelen teklif doğrultusunda 7 devlet üniversitesinin kurulmasına ilişkin kanun tasarısının imzaya açıldığını söyledi. Çiçek, "Özellikle büyük şehirlerimizde devlet üniversiteleri gerek kontenjan artırımları sebebiyle gerekse öğretim üyesi sebebiyle yeni devlet üniversitelerinin açılmasına imkan verecek kapasitededir" dedi. Çiçek bu üniversitelerin İstanbul’da Medeniyet, Ankara’da Yıldırım Beyazıt, İzmir’de Turgut Reis, Bursa’da Orhan Gazi ile Konya, Kayseri ve Erzurum’da bu illerin adını taşıyan üniversiteler olduğunu belirtti. Başöğretmen ve uzman öğretmen olma esasları Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısında Milli Eğitim Temel Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına ilişkin tasarının da ele alınarak imzaya açıldığını belirterek, bunun Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda başöğretmen ve uzman öğretmen olma esaslarını yeniden belirleyen, tümüyle teknik nitelikte bir kanun tasarısı olduğunu kaydetti. Çiçek ayrıca, Adalet Personeline Yol Tazminatı Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'nın da görüşüldüğünü belirterek, bunun daha önce Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğini, tasarının fonda toplanan paranın tasfiyesi ve bundan sonra da haciz ve keşiflerde ödenebilecek yol tazminatıyla ilgili olduğunu söyledi.

Üniversite bitiren herkese iş sözü

AKŞAM EGITIM 16 MART 2010, SALI Üniversite bitiren herkese iş sözü Valilik, dört yıllık üniversite bitiren herkesi iş sahibi yapma sözü verdi... Edirne Valisi Mustafa Büyük, ''Roman vatandaşlarımızdan 4 yıllık üniversite bitiren herkesi iş sahibi yapma sözü veriyoruz'' dedi. Vali Büyük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Roman vatandaşların en yaygın olarak yaşadıkları şehirlerden birinin Edirne olduğunu belirtti. Roman vatandaşların sıkıntı ve problemlerin çözümüne yönelik bazı projeler üzerinde çalıştıklarını ifade eden Büyük, şöyle konuştu: ''Hafta sonu Türkiye'nin her yerinden gelen Roman vatandaşlarımız Başbakanımızla görüştüler. Yaşadıkları problemleri ve isteklerini Başbakanımıza anlatma fırsatı buldular. Edirne'den de yaklaşık bin 600 vatandaşımız Roman Buluşması'na katıldı. Bu buluşma mutlaka çok olumlu bir etki oluşturdu. Roman vatandaşlarımız genellikle konut, eğitim, istihdam sıkıntılarının olduğunu ve bazı konularda ayrımcılıkla karşılaştığını söylüyorlar. Bizimde üzerinde çalıştığımız konular var. TOKİ tarafından Roman vatandaşlarımıza Edirne ve Keşan ilçesinde yapılacak konutlar var. Ayrıca meslek edinme ve eğitim alanında da çeşitli projeler yürütüyoruz. Yerinde iyileştirme projemiz de var. Bu proje kapsamında Roman vatandaşlarımızın yaşadıkları mekanlar evlerindeki mutfaklar, banyo ve tuvalet daha modern hale getiriliyor.'' ÜNİVERSİTEYİ BİTİREN ROMANLARA İŞ GARANTİSİ Vali Büyük, üniversiteyi bitiren Roman öğrencilere iş garantisi verdiklerini belirtti. Roman vatandaşların özellikle eğitim alanında desteklenmesi gerektiğini anlatan Büyük, ''Valilik olarak Romanlara ilköğretimde okulda beslenme, imkanı, orta öğretimde ulaşımını sağlıyoruz. Üniversite eğitiminde harçlarını biz ödüyoruz. Dört yıllık üniversiteyi bitiren herkesi mutlaka iş sahibi yapma sözü veriyoruz. Böylelikle örnek insanlar oluşturarak onların da daha eğitimli, topluma uyumlu, huzur içinde yaşayan vatandaşlarımız olmasını arzu ediyoruz'' dedi. http://www.aksam.com.tr/2010/03/18/haber/egitim/512/universite_bitiren_herkese_is_sozu.html

Kelebekler yok mu oluyor?

Kelebekler yok mu oluyor? Avrupa'da birçok kelebek, yusufçuk ve kınkanatlının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bildirildi. AA Cenevre- Uluslararası Doğa Koruma Birliğinin (IUCNP) yayımladığı, Avrupa'da tehlikede olan türlerin Kırmızı Listesi'nde, Avrupa'da doğal yaşam alanı yok olan 6 bin türden söz edildi. UICN'nin uzmanları, üç kelebek veya kınkanatlıdan birinin azalmaya başladığını ve incelenen 435 türden yüzde 9'unun şimdiden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirttiler.Listeyi hazırlayanlardan Annabelle Cuttelod, iklim değişikliği, tarım uygulamalarındaki değişiklikler, yaşlı ağaçların yok oluşu, su kaynaklarının azalması, orman yangınları, orman kıyımı ve turizmin gelişmesinin kelebek, kınkanat ve yusufçukların doğal yaşam alanını yok ettiğini, dolayısıyla da türlerinin tehlikeye girdiğini ifade etti. 16 Mart 2010