Translate

22 Nisan 2010 Perşembe

Bir foseptik faciası daha!

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE Bir foseptik faciası daha! Antalya'da 8 yaşındaki bir kız çocuğu, site içinde kapağı açık bırakılmış foseptiğin içine düşerek can verdi.Antalya'da annesinin börek alması için yandaki apartmandaki komşuya gönderdiği 8 yaşındaki Aslı Keçeci, ilaçlama yapıldıktan sonra kapağı açık unutulan sitenin foseptiğine düşerek can verdi. Teomanpaşa Mahallesi Sinem Sitesi A Blok 3'üncü katta oturan Yeliz ve Cumali Keçeci çiftinin tek çocukları Aslı, dün öğleden sonra saat 16.30 sıralarında annesi tarafından komşu apartmandaki sınıf arkadaşının annesinden börek almak üzere gönderildi. Aslı evden çıkarken Yeliz Keçeci de kızını izlemek için balkona çıktı. Babası Cumali Keçeci'nin öğretmen olarak görev yaptığı Demirgül İlköğretim Okulu 2'nci sınıfta okuyan Aslı Keçeci, karşıdaki apartmana geçmek için site bahçesinde yürürken annesi de onu izledi. Minik Aslı, bir gün önce ilaçlama yapılan foseptiğin kapağının açık bırakıldığını fark etmedi ve içine düştü. Kızının foseptiğe düştüğünü görünce çığlıklar atan 4 aylık hamile Yeliz Keçeci, yardım istedi. SUYU TAHLİYE EDİP CESEDİ ÇIKARDILAR Apartman sakinleriyle birlikte foseptiğe koşan Yeliz Keçeci ve yanındakiler kaybolan Aslı'yı bulamadı. Sinir krizleri geçiren Yeliz ve Cumali Keçeci çiftine 112 Acil Servis ambulansında sağlık görevlileri müdahale ederken, olay yerine çağrılan itfaiye ekibi, yaklaşık bir saat süren çalışmada önce vidanjörle foseptikdeki suyu tahliye etti. Ardından gaz maskesi takan ve beline ip bağlanan bir itfaiye görevlisi foseptiğe inerek minik Aslı'nın cesedini çıkardı. Foseptikte boğulan Aslı Keçeci'nin cesedi otopsi için Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Görgü tanıkları, sitenin bahçesinde dün ilaçlama yapıldığını, ekiplerin Aslı'nın düştüğü foseptiği de ilaçladığını, kapağının açık unutulduğunu söyledi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Gönül Köprüsü üçüncü kez Ankara'da kuruldu

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE Gönül Köprüsü üçüncü kez Ankara'da kuruldu Yüz binlerce çocuğun Türkiye'nin çeşitli şehirlerini gezme şansı bulduğu 'Gönül Köprüsü' projesinin üçüncüsü Ankara'da başladı. Turkcell, ülkenin dört bir yanından gelen 1000 öğrenciyi buluşturdu Turkcell ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın işbirliği ile 2008 yılında hayata geçirilen 'Gönül Köprüsü' adlı sosyal sorumluluk projesinin üçüncüsü, Ankara'da düzenlenen etkinliklerle başladı. Proje kapsamında ülkenin dört bir yanından gelen 1000 öğrenci, Türkiye'ye 'Gönül Köprüsü'yle bağlandı.2 YILDA 110 BİN ÇOCUK GEZDİ Turkcell Kurumsal İletişim ve İlişkilerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler ile birlikte Anıtkabir'i ziyaret eden öğrenciler, Aslanlı Yol'dan yürüyerek Atatürk'ün mozolesine 'Milli Eğitim Bakanlığı' yazılı çelengi bıraktı. Anıtkabir ziyaretinin ardından yaklaşık 90 kişiden oluşan bir grup Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'yu makamında ziyaret etti. Koray Öztürkler, projeyle 2 yılda 81 ilden 110 bini aşkın çocuğun birbirlerine sevgi bağları ile gönül köprüleri kurduklarını belirterek, 'Bu yıl 20 bin çocuğumuzu daha 'Gönül Köprüsü'yle farklı illere götürerek oralardaki arkadaşlarıyla gönül bağları kurmalarını sağlayacağız. Bu sene programımıza yurtdışı gezileri de ekliyoruz' dedi. Hasan, Hüseyin Birgül, Berfin...MİLLİ Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 'Gönül Köprüsü' projesiyle, yaşadıkları yerlerden çıkamayan, başka şehirleri görme imkanı bulamayan çocuklara yeni ufuklar açılacağını belirterek, 'Gelecek yıllarda da bu projeyi geliştirip sürdüreceğiz ki, Birgüller Berfinlerle, Hasanlar Hüseyinlerle gönül köprüleri kursunlar' dedi. 'Engel' tanımıyorlarİLKÖĞRETİM 7, 8, ile ortaöğretim 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerinin katıldığı 'Gönül Köprüsü' projesinde engelli öğrenciler unutulmadı. Kontenjan dahilinde, engelli öğrenciler de yurtiçi ve yurtdışı gezilere katılacak. 400 öğrenci Yunanistan'a trenle gidecek'GÖNÜL Köprüsü' projesiyle bu yıl tam 20 bin öğrenci gezilere katılacak. Haziran ayında 400 öğrenci Yunanistan'a yapılacak tren gezisiyle, Selanik'i görme fırsatı bulacak. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, KKTC'den Türkiye'ye 80 öğrencinin geleceğini belirterek, 'KKTC'li öğrencilerimiz Ankara'daki 23 Nisan kutlamalarına katılacak. Temmuz ayında ise Türkiye'den giden öğrenciler, KKTC'de gerçekleşecek olan Barış Bayramı'nı kutlayacak' dedi.

Oyuncak Müzesi bayrama hazır

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE Oyuncak Müzesi bayrama hazır Konak Belediyesi'nin Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na hazırlandı. Bayram nedeniyle 1-13 yaş arasındaki çocuklar müzeye ücretsiz girecek. Müzenin bahçesine geçmiş yıllarda çocukların gözde oyunları arasında yer alan figürler yerleştirildi. İp atlayan, ağaca tırmanan, birdirbir oynayan, ip çeken, sapan kullanan, bilye oynayan figürler çocukların ilgi odağı oldu. Unutulmaya yüz tutmuş, hatta bir çoğu, o yılları yaşamış büyüklerin belleğinden de silinmiş oyunlar müzeyi gezmeye gelenlere hatırlatılıyor. Konak Belediye Başkan Dr. Hakan Tartan, 'Çocuklarımıza Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda sıcak bir karşılama yapacağız. Oyun ve oyuncak müzemizin girişinde çocukları karşılayacak. Ulu Önder Atatürk'ün emaneti olan çocuklarımıza, oyun ve oyuncak tarihi ile ilgili bilgi edinebilecekleri bir müzeyi İzmir'e kazandırdık. Rölyef ve heykelleri tamamlayan laleleri toprakla buluşturduk' dedi. Pelin BALTALI / İZMİR http://www.aksam.com.tr/2010/04/22/haber/yasam/4659/oyuncak_muzesi_bayrama_hazir.html

Artvinli kızları bu kitap 'okutur'

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE Artvinli kızları bu kitap 'okutur' SATIŞINDAN elde edilen gelirle 80 Muşlu kızın okullu olmasını sağlayan 'İmkansız Periler' kitabı, şimdi de Artvinli çocuklara uzanıyor. 23 Nisan Çocuk Bayramı öncesi 'İmkansız Periler' kitabından 2 adet satın alan herkes Artvinli bir kız öğrencinin 1 aylık eğitim masrafını karşılamış olacak. METRO Group Türkiye Temsilcilik Ofisi çalışanlarının kaleme aldığı kitap, Real, Metro ve D&R mağazalarında satışa sunuluyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/22/haber/yasam/4658/artvinli_kizlari_bu_kitap__okutur_.html

Türk 'girl'leri Merkel'le buluştu

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE Türk 'girl'leri Merkel'le buluştu ALMANYA Başbakanı Angela Merkel, Aile Kadın ve Gençlik Bakanı Kristina Schröder ile birlikte, genç kızları teknik mesleklere özendirmek amacıyla her yıl geleneksel olarak düzenlenen 'Girls Day' günü kapsamında, aralarında 6 Türk kızının da bulunduğu 24 kız öğrenciyi Başbakanlık konutunda ağırladı.Merkel, kızların okulda erkeklere göre daha başarılı olduğunu, teknik konuları da erkekler kadar başarılı bir şekilde yapabileceklerine inandığını belirterek, genç kızları teknik meslek edinmeye özendirdi. Merkel ve Schröder, gezilerinin sonunda Türk kökenli kız öğrenciler Dilara Parlar, Şanel Özer, Selen Tekten, Gülfidan Ertaş, Hilal Yıldırım ve Ebru Çetin ile hatıra fotoğrafı çektirdi. http://www.aksam.com.tr/2010/04/22/haber/yasam/4657/turk__girl_leri_merkel_le_bulustu.html

‘Dershanede aşk’a ceza var

AKŞAM YASAM 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE ‘Dershanede aşk’a ceza var Ankara’daki Pİ dersanesinin âşık öğrencilerin kaydını sildiği anlaşıldı. Kayıt belgesinde de “Duygusal ilişkiye girenlerin dershaneyle ilişiği kesilir”ifadesi var. Ankara’da faaliyet gösteren Pİ dershanesi, “öğrenciler arasında filizlenen aşkı” affetmeyerek, kayıt silmeye varan bir uygulama yaptı. Öğrenci kayıt belgesinde de “Dershane içerisindeki kız-erkek arkadaşlık ilişkisini duygusal boyuta taşıyan öğrencilerin sorgusuz-sualsiz dershane ile ilişiği kesilir” ifadesine yer verildiği ortaya çıktı. Pİ Dershaneleri’nin Genel Müdürü Tülay Sorgunlu, “duygusal ilişki” dolayısıyla 28 öğrencinin kaydının silindiğini belirterek, “Burası eğitimde bilgi artırma yeridir. Pastane veya kafe değil” dedi. Öğrenci kayıt belgesinde “duygusal ilişkiyle” ilgili şu ifadelere yer verildi: “Dershanemiz öğrencileri, kılık, tavır ve davranışları ile öğrenciye yakışır şekilde hareket etmek ve Ortaöğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği hükümlerine uymak zorundadır. İlişkiyi duygusal boyuta taşıyan öğrencilerin sorgusuz-sualsiz ilişiği kesilir.” 28 öğrenci atıldıAnkara’da 6 şubesi olan dershane, 2009-2010 eğitim döneminde bu gerekçeyle 28 öğrencinin kaydını sildi. Bu nedenle velilerden olumsuz tepki almadıklarını söyleyen Sorgunlu, şöyle konuştu:“Aileler, çocuklarını onlara en iyi eğitimi vereceğimize güvenerek bize emanet ediyor. Bunu sene başında velilerle konuşuyoruz. Tepki göstermedikleri gibi teşekkür ediyorlar. Para alıyoruz diye bu güven duygusunu istismar etmek vicdansızlık olur. 2009-2010 eğitim dönemi sırasında 28 öğrencimizin kaydını sildik. Hatta kaydı silinen birçok öğrencimizin ailesi gelerek bizi kutladı.” ‘Birinci olsa da atılır’Sorgunlu, şöyle devam etti: “Çocukların birbirine âşık olduğunu; birbirlerinden ayrılmamalarından, kavga edip, küsüp ders sırasında birbirlerine trip yapmalarından, diğer arkadaşlarından kıskanmalarından, netlerinin düşmesinden anlayabiliyoruz. Duygusal ilişkileri olduğu zaman konsantrasyonları bozuluyor. Bu derslerine yansıyor. Hatta bazen dışarıdaki arkadaşlıklarına bile tepki gösteriyoruz ama bizi bağlamadığı için orada susuyoruz. Çocukların izleme dosyaları var. Etütlerini, genel girişlerini, netlerini işlediğimiz dosyalar var. Veliyle yapılan sözleşmede bu madde yer aldığı için öğrenci başarılı da olsa dershane birincisi de olsa o madde uygulanır.” ‘Erkekler daha âşık’Pİ Dershaneleri’nin Genel Müdürü Tülay Sorgunlu, “Kaydı silinenler arasında erkekler sanırım çoğunlukta. Kızlar üniversite sınavında daha disiplinli ve bilinçli. Erkeklerin tam ergenlik çıkışı dönemine geliyor. Geçen sene kaydı silinenlerin sayısı sanıyorum 10 veya 15” dedi, Sorgunlu, “Cezalandırmış olmuyor musunuz?” sorusuna da şu yanıtı verdi: “Bunu kayıt belgesinde imzalıyorlar zaten. Önce öğrenciyle konuşuyoruz. Sonra velisini çağırıyoruz. Yapacak bir şey kalmamışsa kaydını siliyoruz. Okuduğu günlerin ücretini alıyoruz, gerisini iade ediyoruz.” Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, dershanelere devam eden lise öğrencilerinin MEB Disiplin Yönetmeliği’ne tabi olduklarını belirterek, “Dershaneye devam eden öğrenciler hakkında, öğrenciliğin gerektirdiği tutum ve davranışları sergilememesi halinde dershane yönetimince soruşturma açılabilir. Soruşturma sonucunda kayıtları silinebilir” dedi.

İşte Çin gerçeği!

AKŞAM DUNYA 22 NİSAN 2010, PERŞEMBE İşte Çin gerçeği! 1 milyar 300 milyonluk Çin'de anne-babası çalışan çocuklara hücre yuva!1 milyar 300 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’i gösteren bu fotoğraflar, halkın acınası ekonomik durumunu da gösteriyor. İp, lastik ya da zincirle bacak ya da belinden duvara bağlanan küçük çocuklar, çalışan anne-babalarının mesailerinin bitmesini bekliyor.FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN!Çocuklar, işyerlerinde kreş ya da ailelerinin yeterli parası olmadığı için, bir oda ya da ahırdan oluşan hücreyuvalarına bağlanıyor. Başka çocuklarla birlikte bağlanan çocuklar ise yalnız kalmadıkları için kendilerini şanslı sayıyor.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Çocuk anne ikinci kez doğum yaptı

Çocuk anne ikinci kez doğum yaptı 21 Nisan 2010, Çarşamba - 00:03 Şanlıurfa'da 3 yıl önce 12 yaşında iken evlendirilen R.A., ikinci çocuğunu dünyaya getirdi. İlk çocuğu 1.5 yaşında olan küçük anne, önceki gün gebelik zehirlenmesi geçirince hava ambulansı ile Diyarbakır'a götürüldü. Hemen doğuma alınan R.A.'nin yine bir erkek çocuğu oldu. A, "Benim gerçek yaşım 20. Babam beni nüfusa geç vurmuş. Bundan sonra bebek yapmayı düşünmüyorum" dedi. http://www.takvim.com.tr/Yasam/2010/04/21/cocuk_anne_ikinci_kez_dogum_yapti

"Hiçbir öğrenci başka yerde sınava girmeyecek"

Hiçbir öğrenci başka yerde sınava girmeyecek" Van'da bulunan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ''Bir daha ki yıl buralarda sınava girme kapasitesi artırılacak ve hiçbir öğrenci başka yerde sınava girmeyecek'' dedi. AA Van- Van'da bulunan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde (YYÜ) düzenlenen senato toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, YYÜ'nün önem verdikleri üniversitelerden biri olduğunu, buradaki her türlü çalışmanın çevre üniversiteler için ayrı önemi bulunduğunu söyledi. Erzurum ve Van'daki üniversitelerin, YÖK nezdinde büyük değeri olduğunu ifade eden Özcan, YYÜ'nün, aynı dönemde kurulan üniversitelerle karşılaştırıldığında biraz daha geride kaldığının fark edildiğini belirtti. Özcan, geçmişi irdelemenin faydası olmadığını, geleceğe bakılması gerektiğini vurgulayarak, ''Kaybettiğimiz yılları yakalamak için geçmişteki hataları bir daha yapmayarak yolumuza devam etmeliyiz. Bugünkü toplantımızın da amacı budur. Ortak bir akıl çerçevesinde görüşlerimizi paylaşıp, bir sonuca ulaşmayı ümit ediyorum'' diye konuştu. YGS tercih merkezleri Bir gazetecinin ''Van'daki çok sayıda öğrencinin YGS'ye tercihleri dışındaki merkezlerde girdiğini'' hatırlatarak, ''bununla ilgili yeni düzenleme yapılıp yapılamayacağını'' sorması üzerine Prof. Dr. Özcan, şunları kaydetti: ''Bu yıl adres problemiyle karşılaşan öğrenci sayısı 25 bin civarında. Üniversite sınavında her öğrencinin 2 adres vermesi rica ediliyor ve öğrenciler sınava girmek istedikleri 2 yerin adresini veriyor. Bu yıl yaklaşık 25 bin öğrenci, birinci adresinde sınava giremedi. Bunlardan 7 bini, ikinci adresinde sınava girdi. Ancak 17 bini ise ikinci adres olarak belirttiği yerlerde kapasite olmadığı için çevredeki en yakın yerlere dağıtıldı. Ama hiçbir zaman Mardin'den Kıbrıs'a, Edirne'ye hiç kimse gitmedi. En fazla gidilen yer Malatya, Kayseri'dir.'' Yusuf Ziya Özcan, şikayetler üzerine yaptığı incelemelerde, ''Mardin'den Edirne'ye giden bir öğrencinin, ikinci adres olarak Edirne'yi verdiği için orada sınava girdiğini belirlediklerini'' kaydederek, sözlerine şöyle devam etti: ''Siz 'Edirne'de imtihana gireceğim' diyorsanız, eğer birinci adreste yer yoksa bizim yapacağımız bir şey yok. Bu sadece devleti suçlama amaçlıdır. Bu nasıl devlet ki, Mardin'de oturan, orada sınava girmesi gereken öğrenciyi Edirne'ye yolluyor. Bu kapasite meselesidir. Gelecek yıl buralarda sınava girme kapasitesi artırılacak ve hiçbir öğrenci, başka yerde sınava girmeyecek. Hiç kimse de bunu istemez. Zaten imtihan heyecanıyla başka bir psikolojiye bürünmüş öğrencinin, bulunduğu ilden başka illerde sınava girmesi hoş değil. Bir daha ki yıl bu sene 25 bin olan adres problemini daha da azaltacağız. Okullarımız kapasite yaratırlarsa bir sorun olmayacaktır.'' YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Mustafa Solak'ın da katıldığı senato toplantısı, Prof. Dr. Özcan'ın açıklamasının ardından basına kapalı yapıldı. http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=133154

18 Nisan 2010 Pazar

Eğitimdeki büyük uçurum

Eğitimdeki büyük uçurum Türk Eğitim-Sen'in yaptığı araştırmaya göre, OECD ülkelerinde ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 28 bin 687 dolar kazanırken, Türkiye'de en yüksek derecedeki öğretmen yılda 17 bin 515 dolar kazanabiliyor. AA Ankara- Türk Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve OECD verilerine dayanarak bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre, MEB verilerine göre 2009-2010 eğitim-öğretim yılında, okul öncesinde 26 bin 681 okul, 980 bin 654 öğrenci, 42 bin 716 öğretmen, 45 bin 703 derslik bulunuyor. İlköğretimde 33 bin 310 okul, 10 milyon 916 bin 643 öğrenci, 485 bin 677 öğretmen, 332 bin 902 derslik, ortaöğretimde ise 8 bin 913 okul, 4 milyon 240 bin 139 öğrenci, 206 bin 862 öğretmen, 110 bin 310 derslik yer alıyor. Bakanlık verilerine göre, Türkiye'de derslik başına okul öncesinde 21 öğrenci, ilköğretimde 32 öğrenci, ortaöğretimde 33 öğrenci düşüyor. Bu sayıların büyük şehirler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde arttığı belirtiliyor. Derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul'da ilköğretimde 46, ortaöğretimde 40; Bursa'da ilköğretimde 38, ortaöğretimde 39; Ankara'da ilköğretimde 36, ortaöğretimde 34; Adana'da ilköğretimde 39, ortaöğretimde 40; Ağrı'da ilköğretimde 43, ortaöğretimde 33; Van'da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 39; Şırnak'ta ilköğretimde 44, ortaöğretimde 36 olarak belirlendi. Araştırmada OECD ülkelerinde derslik başına öğrenci sayılarına da yer verildi. Buna göre, OECD ülkelerinde derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 21,4. Bazı OECD ülkelerinde ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı, Avusturya'da 19,9; Çek Cumhuriyeti'nde 20; Finlandiya'da 19,8; Lüksemburg'da 15,8; Polonya'da 19,6, İzlanda 18,2. Araştırmaya göre, ''OECD ülkeleri baz alındığında Türkiye'de sadece ilköğretimde derslik açığının 158 bin 999 olduğu'' ifade edildi. "Türkiye'de öğretmen başına 22 öğrenci" Türkiye'de öğretmen başına okul öncesinde 23, ilköğretimde 22 öğrenci, ortaöğretimde ise 18 öğrenci düşüyor. Belçika'da ise öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 12,6, ortaöğretimde 10,2; İspanya'da ilköğretimde 13,6, ortaöğretimde 10; Macaristan'da ilköğretimde 10,2, ortaöğretimde 11,1; Portekiz'de ilköğretimde 11,8, ortaöğretimde 8,1; Japonya;da ilköğretimde 19, ortaöğretimde 13,5. "Kızlarda okullaşma oranı düşük" Araştırma, kızların okullaşma oranının erkek öğrencilere göre daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. 2009-2010 eğitim-öğretim yılında okul öncesinde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 37,91, erkek öğrencilerde 39,17; ilköğretimde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 97,84, erkeklerde 98,47; ortaöğretimde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 62,21, erkeklerde de yüzde 67,55, yükseköğretimde kız öğrencilerin okullaşma oranı yüzde 25,92, erkeklerin yüzde 29,40. Araştırmada son 7 yılda yapılan derslik sayılarına da yer verildi. 2003 yılında 15 bin 253, 2004 yılında 28 bin 78, 2005 yılında 28 bin 698, 2006 yılında 28 bin 243, 2007 yılında 15 bin 728, 2008 yılında 16 bin 790, 2009 yılında ise 9 bin 844 derslik yapıldığı belirtildi. Eğitimcilerin ücretleri Araştırmada, OECD'nin 2009 yılı raporuna göre, OECD ülkelerinde ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmenin yılda 28 bin 687 dolar, en üst derecedeki bir öğretmenin ise 47 bin 747 dolar kazandığı ifade edildi. Aynı rapora göre, Türkiye'de en düşük derecede görev yapan bir öğretmen yılda 14 bin 63 dolar kazanırken, en yüksek derecedeki öğretmen ise 17 bin 515 dolar kazanıyor. Belçika'daki bir profesörün ayda ortalama 6 bin 625 Avro, Kanada'dakinin ayda 7 bin 145 Avro, Danimarka'dakinin ayda 6 bin 974 Avro, Almanya'dakinin ayda 4 bin 546 Avro, ABD'dekinin ayda 8 bin 529 Avro kazandığı belirtildi. Türkiye'de ise en yüksek derecede görev yapan bir profesör ayda net bin 880 Avro kazandığı kaydedildi. Yaptıkları araştırmayı değerlendiren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, eğitimde Türkiye'nin OECD ülkelerinin çok gerisinde olduğunu ifade etti. Koncuk, ''Yeni bir eğitim sistemi oluşturmak, eğitimin aksayan yönlerini tartışmak ve eğitim alanında önemli adımlar atarak, sorunlara kalıcı çözümler bulmak hem ülkemiz, hem de geleceğimiz açısından çok önemlidir'' dedi. 18 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=132162

Eğitimdeki büyük uçurum

Eğitimdeki büyük uçurum Türk Eğitim-Sen'in yaptığı araştırmaya göre, OECD ülkelerinde ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 28 bin 687 dolar kazanırken, Türkiye'de en yüksek derecedeki öğretmen yılda 17 bin 515 dolar kazanabiliyor. AA Ankara- Türk Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve OECD verilerine dayanarak bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre, MEB verilerine göre 2009-2010 eğitim-öğretim yılında, okul öncesinde 26 bin 681 okul, 980 bin 654 öğrenci, 42 bin 716 öğretmen, 45 bin 703 derslik bulunuyor. İlköğretimde 33 bin 310 okul, 10 milyon 916 bin 643 öğrenci, 485 bin 677 öğretmen, 332 bin 902 derslik, ortaöğretimde ise 8 bin 913 okul, 4 milyon 240 bin 139 öğrenci, 206 bin 862 öğretmen, 110 bin 310 derslik yer alıyor. Bakanlık verilerine göre, Türkiye'de derslik başına okul öncesinde 21 öğrenci, ilköğretimde 32 öğrenci, ortaöğretimde 33 öğrenci düşüyor. Bu sayıların büyük şehirler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde arttığı belirtiliyor. Derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul'da ilköğretimde 46, ortaöğretimde 40; Bursa'da ilköğretimde 38, ortaöğretimde 39; Ankara'da ilköğretimde 36, ortaöğretimde 34; Adana'da ilköğretimde 39, ortaöğretimde 40; Ağrı'da ilköğretimde 43, ortaöğretimde 33; Van'da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 39; Şırnak'ta ilköğretimde 44, ortaöğretimde 36 olarak belirlendi. Araştırmada OECD ülkelerinde derslik başına öğrenci sayılarına da yer verildi. Buna göre, OECD ülkelerinde derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 21,4. Bazı OECD ülkelerinde ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı, Avusturya'da 19,9; Çek Cumhuriyeti'nde 20; Finlandiya'da 19,8; Lüksemburg'da 15,8; Polonya'da 19,6, İzlanda 18,2. Araştırmaya göre, ''OECD ülkeleri baz alındığında Türkiye'de sadece ilköğretimde derslik açığının 158 bin 999 olduğu'' ifade edildi. "Türkiye'de öğretmen başına 22 öğrenci" Türkiye'de öğretmen başına okul öncesinde 23, ilköğretimde 22 öğrenci, ortaöğretimde ise 18 öğrenci düşüyor. Belçika'da ise öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 12,6, ortaöğretimde 10,2; İspanya'da ilköğretimde 13,6, ortaöğretimde 10; Macaristan'da ilköğretimde 10,2, ortaöğretimde 11,1; Portekiz'de ilköğretimde 11,8, ortaöğretimde 8,1; Japonya;da ilköğretimde 19, ortaöğretimde 13,5. "Kızlarda okullaşma oranı düşük" Araştırma, kızların okullaşma oranının erkek öğrencilere göre daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. 2009-2010 eğitim-öğretim yılında okul öncesinde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 37,91, erkek öğrencilerde 39,17; ilköğretimde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 97,84, erkeklerde 98,47; ortaöğretimde kız öğrencilerde okullaşma oranı yüzde 62,21, erkeklerde de yüzde 67,55, yükseköğretimde kız öğrencilerin okullaşma oranı yüzde 25,92, erkeklerin yüzde 29,40. Araştırmada son 7 yılda yapılan derslik sayılarına da yer verildi. 2003 yılında 15 bin 253, 2004 yılında 28 bin 78, 2005 yılında 28 bin 698, 2006 yılında 28 bin 243, 2007 yılında 15 bin 728, 2008 yılında 16 bin 790, 2009 yılında ise 9 bin 844 derslik yapıldığı belirtildi. Eğitimcilerin ücretleri Araştırmada, OECD'nin 2009 yılı raporuna göre, OECD ülkelerinde ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmenin yılda 28 bin 687 dolar, en üst derecedeki bir öğretmenin ise 47 bin 747 dolar kazandığı ifade edildi. Aynı rapora göre, Türkiye'de en düşük derecede görev yapan bir öğretmen yılda 14 bin 63 dolar kazanırken, en yüksek derecedeki öğretmen ise 17 bin 515 dolar kazanıyor. Belçika'daki bir profesörün ayda ortalama 6 bin 625 Avro, Kanada'dakinin ayda 7 bin 145 Avro, Danimarka'dakinin ayda 6 bin 974 Avro, Almanya'dakinin ayda 4 bin 546 Avro, ABD'dekinin ayda 8 bin 529 Avro kazandığı belirtildi. Türkiye'de ise en yüksek derecede görev yapan bir profesör ayda net bin 880 Avro kazandığı kaydedildi. Yaptıkları araştırmayı değerlendiren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, eğitimde Türkiye'nin OECD ülkelerinin çok gerisinde olduğunu ifade etti. Koncuk, ''Yeni bir eğitim sistemi oluşturmak, eğitimin aksayan yönlerini tartışmak ve eğitim alanında önemli adımlar atarak, sorunlara kalıcı çözümler bulmak hem ülkemiz, hem de geleceğimiz açısından çok önemlidir'' dedi. 18 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=132162

17 Nisan 2010 Cumartesi

AÜ'den 351 projeye 9 milyon TL'lik destek

AÜ'den 351 projeye 9 milyon TL'lik destek Atatürk Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, akademisyenlerin bilimsel çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla 351 bilimsel araştırma projesine 9 milyon TL destek sağladıklarını bildirdi. AA Erzurum- AÜ Konukevi'nde düzenlenen kahvaltıda gazetecilerle bir araya gelen Prof. Dr. Hikmet Koçak, AÜ Rektörlüğü'nün 2009 yılı faaliyetleriyle ilgili bilgi verdi. Atatürk Üniversitesinin yarım asrı aşan geçmişiyle ülkenin en köklü ve en büyük üniversitelerinden biri olduğunu ifade eden Koçak, ''Üniversitemiz bilim, sanat, spor, sosyal ve kültürel alanlarda hızla büyümekte ve gelişmekte, Erzurum'un ve Türkiye'nin gururu olmaya devam etmektedir'' diye konuştu. Güçlü bir akademik kadroya sahip olduklarını belirten Koçak, üniversitelerinde 363'ü profesör, 276'sı doçent, 568'i yardımcı doçent, 932'si araştırma görevlisi, 93'ü öğretim görevlisi, 133'ü okutman ve 66'sı uzman olmak üzere toplam 2 bin 431 akademik personelin görev yaptığını ifade etti. Üniversitelerinin bilimsel çalışmalarda başarısını artırmak için akademisyenlere önemli destek verdiklerini ifade eden Koçak, şunları kaydetti: ''Akademisyenlerimizin bilimsel çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla 2009 yılı içerisinde 351 bilimsel araştırma projesine yaklaşık 9 milyon TL destek sağlanmıştır. Yine öğretim üyelerimiz yaptıkları projelerle TÜBİTAK'tan da yaklaşık 600 bin TL destek almışlardır. Her yıl öğretim üyesi başına en az bir yayın hedefi konulmuş, 2009 yılında öğretim üyesi başına 0,67'lik oranla, SCI, SCI-Expanded ve SSCI kapsamına giren uluslar arası dergilerde 807 bilimsel makale yayımlanmıştır. Bu rakamlarla, üniversitemiz Türkiye'deki üniversiteler arasında 7. sırada yer almıştır.'' 'Yeni üniversite için yer hazır' Prof. Dr. Koçak, ayrıca Erzurum'da yeni kurulacak üniversiteye ellerinden gelen desteği vereceklerini belirterek, ''Yeni üniversite için yer hazır. Eğer önümüzdeki yıl eğitim öğretime başlanacaksa Aziziye Araştırma Hastanesi'nin bulunduğu yeri verebiliriz'' dedi. Yenişehir semtindeki hastane binasının bulunduğu yerin 114 dönüm olduğunu ifade eden Koçak, şöyle devam etti: ''Zaten biz de kampüsteki Yakutiye Araştırma Hastanesi ile Aziziye Araştırma Hastanesini birleştirmeyi planlıyorduk. Eğer hemen öğrenci alınacaksa Aziziye Araştırma Hastanesi binasını 114 dönümlük yeriyle birlikte yeni kurulacak üniversiteye verebiliriz. Erzurum'un bir eğitim merkezi olması için elimizden gelen tüm desteği vermeye hazırız. İki değil dileriz 4-5 üniversitemiz olsun.'' Önümüzdeki yıl Erzurum'da düzenlenecek 2011 Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları'na da değinen Koçak, bu spor organizasyonu için de Erzurum-Aziziye kara yolu üzerindeki AÜ Botanik bahçesinde, kış oyunlarına katılacak ülkelerin katılımıyla ''2011 Bahçesi'' oluşturmayı planladıklarını belirterek, bunun için Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçtiklerini bildirdi. 17 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=132018

16 Nisan 2010 Cuma

"Öğretmen yetiştirme politikasında reforma ihtiyaç var"

"Öğretmen yetiştirme politikasında reforma ihtiyaç var" Demokrat Eğitimciler Sendikası(DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Türkiye'de Eğitim Fakülteleri'nin öğretmen yetiştirme politikalarında değişime gitmesi gerektiğini belirterek, "Özellikle ilk ve ortaöğrenimle ilgili sorunları bulunan Türkiye, eğitim fakültelerine ve öğretmen yetiştirme politikalarına daha çok önem vermelidir" dedi. ANKA Ankara - DES Genel Başkanı Gürkan Avcı yaptığı açıklamada, Eğitim fakültelerinin en önemli sorunları arasında özgün öğretmen yetiştirme sistemsizliği, öğretim görevlisi açığı, fiziksel ve altyapı olanaklarının yetersizliği, öğrenci sayısının fazla olmasını gösterdi. Enderun ve Köy Enstitüsü gibi zengin ve derin bir eğitim geleneği olan Türkiye'nin Dünya çapında tanınan eğitim fakülteleri kurmak için özgün stratejiler ve kestirme yol haritalarını analiz ederek zorlukları, riskleri ve maliyetleri biran önce ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Avcı şöyle devam etti: "Eğitim fakültelerinin akademik ve araştırma performanslarının yanı sıra nitelikli mezunlar çıkarma, üst düzey bilimsel dergilerde makale yayınlatma, öncü araştırmalar yapma, patent kazandırma ve yenilik ölçütleri başta olmak üzere akademik özgürlüğe, özerk yönetişime ve öğrenciler için iyi donanımlı tesislere, bol kaynak ve zengin bir eğitim ortamına büyük ihtiyaç vardır. Ülkemizde her yıl artan öğrenci sayısına karşılık yeteri oranda akademik personel yetiştiremeyen ve yetişenlerin bir kısmını yurtdışındaki üniversitelere kaptıran fakültelerimizin ders verimliliği giderek düşmektedir. Akademisyenliğe girişte ve terfilerde yanlı davranılmaya devam edilmesi, düşük ücretler ve mesleki sorunlar akademisyenlerimizin moral ve üretimini düşürdüğü mevcut durumu Türkiye artık daha fazla taşıyamaz. Bazı eğitim fakültelerinde bir tane bile kadrolu profesör bulunmuyor, birçok fakültenin dekanının farklı alanlardan geliyor, bazı öğretim elemanları 48 saat derse giriyor, öğretim elemanları öğretim görevi dışında araştırma yapmak, yayın, bilim ve teknoloji gelişimine katkıda bulunmak, toplum ihtiyaçlarına hizmet etmek gibi misyonlarını yerine getiremiyor. Öte yandan bu sağlıksız sistem içerisinde öğretmenlik mesleğine rast gele ya da zorunlu olarak girmiş, kişisel ve mesleki nitelikleri uygun olmayan öğretmelerin başarılı olmaları bekleniyor. Bu mümkün değildir." Yüksek Öğretim Yasası değişmeli Avcı, Türkiye'de sınavlarda başarılı olanların, alanın gereklerine sahip kabul edildiğini, mevcut sistemin bireylerin yaratıcılıkları, becerileri gibi özelliklerini dikkate almadığına da dikkat çekti. Öğretmen adaylarının kendilerini öğretmenlik mesleğine değil, KPSS'ye hazırladıklarını belirten Avcı, "KPSS'de sadece bilişsel beceriler ölçülerek öğretmen atanmaktadır. Oysa öğretmenlik mesleği duyuşsal özellikleri ağır basan bir meslek dalıdır. Duyuşsal özelliklerin, analiz, sentez ve değerlendirme becerilerinin ise fakülte yıllarında kazandırılması ve meslek öğretmen adaylarına sevdirilmesi gerekmektedir" dedi. Avcı, bu kapsamda yeni Anayasada, yükseköğretim yasasının değişmesi gerektiğinin de altını çizdi. 16 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=131636

"Eğitim kurumlarında, laik eğitim uygulanmalı"

"Eğitim kurumlarında, laik eğitim uygulanmalı" Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı, Köy Enstitüleri'nin Türkiye'nin gerçeklerini dikkate alan ve buna göre oluşan bir sistem olduğunu ifade ederek, "Eğitim kurumlarında laik, demokratik, bilimsel eğitim uygulanmalı, demokrasi okulda yaşanmalıdır. Öğrenciler öğrenimlerinin her aşamasında yönetime katılmalıdır" dedi. ANKA Ankara- Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 70. yılı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, "düşünmesini öğreten, düşünüp sorgulayan, gerçeği arayan, bilgi üretebilen, ürettiği bilgileri kullanabilen bireyler yetiştirilmesi gerektiğini" vurgulayarak, "insan haklarına, evrensel ve ulusal değerlere saygılı, bağımsızlıkçı birey yetiştirecek uygulamalar gerçekleştirilmelidir" dedi. Köy Enstitülerinin, "ihmal edilmiş geniş kitleyi" hedef aldığını dile getiren Atıcı, şöyle konuştu: "Eğitim kurumlarında laik, demokratik, bilimsel eğitim uygulanmalı, demokrasi okulda yaşanmalıdır. Öğrenciler öğrenimlerinin her aşamasında yönetime katılmalıdır. Okulsuzluk öğretmensizlik nedeniyle halkın ve çocukların ileri eğitim görmeleri, böylece bilinçli yurttaş olmaları engellenmemelidir. Öğretmenlik sıradan bir meslek olarak düşünülmemeli, ülkenin geleceğinin yapı taşlarını oluşturacak çocuklar ve gençler; iyi yetişmiş halkçı, laik, bilimi yol gösterici kabul eden; demokrasiye inanmış, ülkeyi çağdaş uygarlığın üstüne çıkarmayı üstlenecek olan kişilere emanet edilmelidir." 16 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=131662

Sinirlendiği kadınların üstüne kızgın yağ döktü

16 Nisan 2010 Cuma Sinirlendiği kadınların üstüne kızgın yağ döktü16 Nisan 2010 Cuma Sinirlendiği kadınların üstüne kızgın yağ döktüLise öğrencisi evlerinin önünde sohbet etmelerine sinirlendiği kadınların üzerine kızgın yağ döktü.Adana’da lise öğrencisi Kadir D. (20), evlerinin önünde oturup sohbet etmelerine sinirlendiği kadınların üzerine kızgın yağ döktü. Olayda 7 aylık hamile bir kadın ile 7 aylık bir bebek yaralandı Sinirlendiği kadınların üstüne kızgın yağ döktü ADANA’da merkez Seyhan İlçesi’ne bağlı Onur Mahallesi’nde yaşayan bir grup kadın, önceki gün öğleden sonra bir araya gelerek sokakta sohbet etmeye başladı. Sohbete dalan kadınlar, bir anda başlarından aşağı dökülen kızgın yağın acısıyla irkildi. İddiaya göre; komşularının, kapılarının önünde oturmasından ve konuşmalarından rahatsız olan Endüstri Meslek Lisesi son sınıf öğrencisi Kadir D. (20) tava içine koyduğu yağı ocakta kızdırdıktan sonra pencereden aşağı döktü. Olayda 7 aylık hamile Hülya Ö. sol kolundan, o sırada kucağında bulunan 7 aylık bebek Umut Ç. ise başından yaralandı. Bebeğin annesi Ayşe Ç. ile diğer komşular ise olaydan yara almadan kurtuldu. SERBEST BIRAKILDI Yaralılar, çevredeki vatandaşların yardımıyla Adana Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Sağlık durumları iyi olan Umut Ç. ve Hülya Ö. tedavilerinin ardından taburcu edildi. Bebeğin annesi Ayşe Ç. ile Hülya Ö., komşuları Kadir D.’den şikâyetçi oldu. Polis tarafından gözaltına alınan liseli genç; olayın kasıtlı olmadığını ve dikkatsizlik sonucu kazayla meydana geldiğini öne sürdü. Zanlı Kadir D. Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. (Haberturk)
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/99478-lise-ogrencisi-kadinlar-kizartti-haberi.aspx

Çocuk yuvasında dehşet

AKŞAM GUNCEL 16 NİSAN 2010, CUMA Çocuk yuvasında dehşet Gaziantep'te yuvada kalan 3 çocuğunu görmeye gelen kadın, eski eşi ile karşılaştı. İsmet D. çocukların gözleri önünde eski eşini bıçaklayarak öldürdü. Gaziantep'te yaşayan Meral K., 12 yıl imam nikahı ile birlikte yaşadığı İsmet D.'den 3 yıl önce ayrıldı. Maddi sıkıntılar çeken genç kadın, 3 çocuğunu da çocuk yuvasına verdi. Çocuk yuvasına dün çocuklarını görmek için gelen Meral K., İsmet D. ile karşılaştı. Çıkan tartışmada İsmet D. önce eşi Meral K.'yi ardından da annesi Hacce K.'yi bıçakladı. Çocukların gözü önünde yaşanan olayın ardından İsmet D. yakalanırken Meral K. hayatını kaybetti. Güney YILMAZ / GAZİANTEP http://www.aksam.com.tr/2010/04/16/haber/guncel/11784/cocuk_yuvasinda_dehset.html

Öğrencisin yüzüne sıcak çay döktü!

AKŞAM YASAM 16 NİSAN 2010, CUMA Öğrencisin yüzüne sıcak çay döktü! Öğretmenin, öğrencisinin yüzüne sıcak çay serperek, aynı bardağı yüzünde parçaladığı iddia ediliyor... Kahramanmaraş'ta 8 yıllık beden eğitimi öğretmeninin, 'voleybol topuna ayağıyla vurduğu' gerekçesiyle öğrencisinin yüzüne sıcak çay serperek, aynı bardağı yüzünde parçaladığı öne sürüldü. İddiaya göre, dehşet verici olay önceki gün Kahramanmaraş'ın merkez Fatih beldesi Fatih Çok Programlı Lisesi bahçesinde meydana geldi. Beden eğitimi dersinde arkadaşlarıyla okul bahçesinde bulunan 12/C sınıfı öğrencisi Mehmet Açıkgöz (18) önüne gelen voleybol topuna ayağıyla vurdu. Bu sırada derste bulunan ve öğrencisinin topa ayağıyla vurduğunu gören beden eğitimi öğretmeni İsa B., öğrencisini yanına çağırarak sözlü hakarette bulundu, ardından elindeki bardakta bulunan sıcak çayı yüzüne serpti. Hızını alamayan öfkeli öğretmen bardakla öğrencisinin yüzüne vurmaya başladı. Yüzünün sağ tarafından aldığı bardak darbeleri ile yüzünde derin kesikler oluşan öğrenci Mehmet Açıkgöz, okul idarecileri ve olaydan haberdar olan babası Mustafa Açıkgöz tarafından Kahramanmaraş Devlet Hastanesi'ne getirildi. Burada yüzüne cerrahi müdahale yapılarak 7 dikiş atılan öğrenci, evine yollandı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'nda öğretmen hakkında suç duyurusunda bulunan baba Mustafa Açıkgöz, dilekçesine oğlunun yaralandığını belirten sağlık raporlarını da sunarak şikayetçi oldu. İddiaları reddeden ve 8 yıllık beden eğitimi öğretmeni olduğunu söyleyen İsa B. ise, "Ben dövmedim. Kendisi elimdeki çay bardağına çarptı. Ben şimdiye kadar hiçbir öğrencimi dövmedim. Ben onları kendi evladım gibi severim" diyerek suçlamaları reddetti. Fatih beldesinde ikamet eden öğrenci Mehmet Açıkgöz, yaşadığı olayı şu sözlerle anlattı: "Dersimiz beden eğitimiydi. Topa ayağımla vurdum diye beni yanına çağırdı. 'Buyurun hocam' dedim. Bana hakaret ettikten sonra elindeki bardakta bulunan sıcak çayı yüzüme serpti. Ben suratımı tuttum, kafamı kaldırmaya fırsat kalmadan da bardakla vurdu. Daha sonra arkadaşlarım gördü. Tekme tokat vurmaya devam etti. Kırıklar yüzümü kesti. Ben daha sonra lavaboya gittim yüzümü yıkadım. Lavabodan çıktıktan sonra da beni tehdit etmeye devam etti." Olayın ardından yüzünde derin ve kapanmayacak kesikler oluştuğunu öne süren Açıkgöz, "Polislik sınavına, uzman çavuşluk sınavına girecektim. Hayatımı mahvetti. Doktorlar yüzümde oluşan bu yaraların kapanmayacağını söyledi" dedi. Geçimini çiftçilik yaparak temin eden baba Mustafa Açıkgöz ise öğretmeni daha önce tanımadığını ve aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını söyledi. Hakkını sonuna kadar arayacağını ifade eden Açıkgöz, "Gittiğimde benim oğlum bu haldeydi. Ondan sonra taksiye bindik, 2 öğretmen ve ben hastaneye gittik, ameliyat ettiler. Daha sonra karakola gidip ifadeleri verdik. Ondan sonra savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Hakkımı arayacağım. Biz çocuğumuzu bu yaşlara kadar büyütüyoruz, polis, öğretmen veya uzman çavuş yapmak istiyoruz. Ama bu cildi yüzünden hepsinden oldu. Geleceği ne olacak bu çocuğun?" diye konuştu. Oğlunu kanlar içerisinde gören anne Cennet Açıkgöz ise uzun süre yaşadığı şoktan kurtulamadığını söyledi. Olayın ardından oğlunun kana bulanan elbiselerini yaktığını dile getiren acılı anne, Mehmet'in ise can güvenliğinin bulunmadığını öne sürerek şunları söyledi: "Yüzünü bu halde görünce ben şok geçirdim. Çocuğun yüzü sarkıyordu. Elbiseler yıkanmaz hale gelmişti, yaktım. Kendisinin çocuğu bu halde olsa ne yapar? Benim çocuğumun geleceğiyle oynadı. Biz tüm imkanlarımızı kullanarak çocuğumuzu dershaneye gönderiyor, okutuyoruz. Bizim maddi durumumuz da yok. Hayallerimizi yıktı. Benim çocuğum haftada 3 gün staja gidiyor, 2 gün burada. Bugüne kadar hiçbir şikayet yoktu. Çocuğumun başına herhangi bir şey gelirse ondan biliyoruz. Oğlumun can güvenliği yok." Olayın görgü tanığı öğrenciler de şok geçirdiklerini ifade ederek öğretmenlerinin, arkadaşlarını gözlerinin önünde darp ettiğini söylediler. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/16/haber/yasam/4501/ogrencisin_yuzune_sicak_cay_doktu_.html

Yatılı okullara yaş sınırlaması

AKŞAM GUNCEL 16 NİSAN 2010, CUMA Yatılı okullara yaş sınırlaması 10 yaşındaki Umut Balık'ın yatılı okul bahçesindeki foseptik çukuruna düşerek ölmesi, Milli Eğitim Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Bakanlık, yaşı küçük öğrencilerin taşımalı eğitim kapsamına alınması için çalışma başlattı Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 1- 5'inci sınıflar için yatılı okul uygulamasını kaldırıyor. 11 yaşa kadar çocukların aileleri ile kalmasından yana olan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, ilköğretim 1 ve 5'inci sınıflarında okuyan çocukların yatılı değil, taşımalı eğitim kapsamında okumaları için çalışma talimatı verdi. Bakanlık ilk adımı atarak bir de genelge yayımladı. Gectiğimiz ay Uşak'ın Eşme İlçesi Yatılı Bölge İlköğretim Okulu'nda (YİBO) okurken yaklaşık 1.5 kilometre uzaklıktaki evlerine gitmek isteyen ancak geceleyin foseptik çukuruna düşerek yaşamını kaybeden Umut Balık, MEB'i harekete geçirdi. İlköğretim 1'inci sınıf ila 5'inci sınıf sürecinde çocukların ailelerinin yanında kalması gerektiğini savunan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bu sınıflarda yatılı öğrenci uygulamasının kaldırılması için ilk adımı attı. Türkiye'de 574 YİBO'da, 265 bin 285 öğrenci eğitim alıyor. Bu öğrencilerin 145 bin 695'i erkek, 119 bin 590'ı ise kızlardan oluşuyor. 13 Nisan'da 'Taşımalı İlköğretim Uygulaması' başlıklı bir genelge yayımlayan Bakanlık, 6 ve 11 yaş çocukların aileleri yanında kalmasının gerekliliğine işaret etti. Genelgede, şu ifadelere yer verildi: PROBLEMLER AZALACAK 'Yatılı ilköğretim bölge okulları özellikle kırsal kesimde okulu bulunmayan veya çeşitli nedenlerle okulu kapalı bulunan yerleşim birimlerindeki çocukların mecburi ilköğretim hizmetlerinden yararlanabilmeleri amacıyla fırsat ve imkan eşitliğinin sağlanması bakımından önemli katkılar sağlamıştır. Ancak, YİBO'lardaki 6-11 yaş aralığında olan 1-5'inci sınıf öğrencileri, anne-baba desteğine ihtiyaç duyduklarından günlük yaşantılarında birtakım zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Bunun sonucunda öğrencilerin kişilik gelişimleri olumsuz etkilenmektedir. Bu öğrenciler, taşımalı ilköğretim kapsamına alınması halinde bu yaş grubunun karşılaştığı problemlerin önemli ölçüde azalacağı düşünülmektedir.' Taşımalı eğitim başlıyor Bakanlık bu kapsamda ilk aşamada, evlere yakın olan YİBO'larda kalan öğrencilerin eve dönüşünü sağlayacak. Bu öğrenciler taşımalı eğitim kapsamında okula götürülecek. Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, öğrencinin evi ile YİBO arasındaki uzaklık araçla bir saatlik mesafeyi aşıyorsa, bu durumdaki öğrencinin yatılı olarak kalmaya devam edecek. Öğrencinin evi ile okul arasındaki mesafe bir saatten daha kısayla bu durumdaki öğrenci için yatılı uygulama sonlandırılacak ve öğrenci taşımalı eğitimden yararlanacak. Bakanlık birkaç yıl içinde de yeni okullar yaparak, ilköğretim 1 ve 5'inci sınıflarda yatılığı tamamen kaldıracak. Genelgede ilköğretimde taşımalı eğitime ilişkin bazı düzenlemelere de yer verildi. Buna göre, taşımalı eğitimde kesinlikle ayakta öğrenci alınmayacak. Ayakta öğrenci alan servis tespit edilirse sözleşmeleri feshedilecek. Taşımalı eğitim için araç ve ulaşım imkanları geliştirilecek. Z. Kıvanç EL / ANKARA http://www.aksam.com.tr/2010/04/16/haber/guncel/11798/yatili_okullara_yas_sinirlamasi.html

Öğretmenlere 750 lira fazla maaş

AKŞAM YASAM 16 NİSAN 2010, CUMA Öğretmenlere 750 lira fazla maaş Doğu’da görev yapan öğretmenlere 750 TL fazla maaş verilmesi önerildi. Polis Akademisi, Doğu ve Güneydoğu'da teröre neden olan sorunları araştırdı. Hazırlanan rapora göre karşılıksız sosyal yardımların halkta tembelliğe neden olduğu belirtildi. Doğu’da görev yapan öğretmenlere 750 TL fazla maaş verilmesi önerildi... Doğu ve Güneydoğu'da araştırma yapan Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Merkezi (UTSAM), 'Terörü Besleyen Sorunlar' raporu hazırladı. Hakkari, Yüksekova ve Van'da yapılan araştırma sonucu hazırlanan raporda bölgenin sorunlarını çözecek öneriler tek tek sıralandı. Rapor sayesinde bölgenin en büyük sorununun kimlik değil işsizlik ve yoksulluk olduğu ortaya çıktı. Karşılıksız sosyal yardımların halkta tembelliğe neden olduğu ifade edilirken özürlü maaşı alacağından dolayı çocuğu özürlü doğduğu için sevinen anneler olduğu kaydedildi. Çocuğu dağda olan ailelerin BDP'li belediyelerde ayrıcalık gördükleri de raporda yer aldı. Hakkari'nin kamuda sürgün yeri gibi görüldüğü ve bölgeye genellikle sorunlu kamu görevlilerinin gönderildiği vurgulandı. İşte UTSAM’ın tespit ettiği sorunlar ve çözüm önerileri: - Devletin yaptığı yardımlar halkı tembelliğe alıştırdı. Yardımlar bir hizmet karşılığında yapılmalı. - Terörün bitmesi için kaçakçılığın önlenmesi gerekiyor. Bu da sınır güvenliğinin sağlanmasıyla mümkün. Askerler sınır noktasına çekilmeli. - Halk, demokrasi karşıtı güçlerin ortadan kaldırılmasına yönelik sürece destek veriyor. Davalar sağlıklı yürütülmeli. - Kürtçe bilen öğretmenler bölgede görev almalı. Öğretmenlere 500-750 TL maaş farkı verilmeli. - Çocukların evde ders çalışma ortamı yok, okulda etüt saati olmalı. Tekli öğretim yapılmalı. - Halka örgüt baskısının engellenmesi için KCK operasyonları sürdürülmeli. - TRT Şeş'in yayınları gözden geçirilerek özellikle bölge gençleri için daha cazip hale getirilmeli. - Halı ve kilim dokumacılığı gibi geleneksek üretim desteklenmeli. - Kamu kurumlarındaki yöneticilerin bölge halkından olması yolsuzluğun en temel sebebi. Bazıları örgüt lehine davranıyor. Yolsuzlukla mücadele edebilecek personel görevlendirilmeli. - Çocuk yardımı belli sayı ile sınırlandırılmalı. - Bölgede var olan okuma salonlarının sayısı artırılmalı. Sivil toplum kuruluşları teşvik edilmeli. - Bölge halkı çatışmadan bunalmış. Açılım, beklentileri yükseltti. Belirsizlikler olmasına rağmen halk hükümetten sürecin devamını bekliyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/16/haber/yasam/4495/ogretmenlere_750_lira_fazla_maas.html

Tasarım bebeğe üç yıl kaldı

AKŞAM SAGLIK 16 NİSAN 2010, CUMA Tasarım bebeğe üç yıl kaldı Üç ebeveynli kalıtsal hastalığı bulunmayan bebekler için son aşamaya gelindi. İngiliz bilim adamları hastalıksız insan embriyosu geliştirdi. 3 yıl içinde kalıtsal hastalığı olan kadınlar sağlıklı bebek doğuracak İngiliz bilim adamları, 'tasarım bebekler' çağının öncüsü olan bir çalışmaya imza atarak, kalıtsal hastalıklardan arındırılmış, üç ebeveynli insan embriyosu geliştirdiler. İki anneli ve bir babalı embriyolar, bazısı doğumdan birkaç saat içinde ölüme yol açabilen, tedavisi olmayan kas, beyin, kalp ve sindirim sistemi hastalıklarından arındırıldı. Newcastle Üniversitesi bilim adamları, üç yıl içinde, ailesinde kalıtsal hastalık bulunan kadınların, dünyaya sağlıklı bir bebek getirme imkanına kavuşabileceğini söyledi. Araştırmada, tüp bebek yöntemiyle döllenme tekniği kullanıldı. Müstakbel babanın spermiyle annenin yumurtasındaki, ebeveynin DNA'larını içeren çekirdek (nükleer DNA veya genler) çıkarılıp alındı. Diğer taraftan bir donörün yumurtasıyla diğer bir donörün spermi döllendi ve elde edilen embriyo daha birkaç saatlikken yumurta ve spermin nükleer DNA'sı ayıklanarak geride sağlıklı mitokondri bırakıldı. Daha sonra, ebeveynin DNA'sı, çekirdeği alınmış sağlıklı mitokondriye aşılandı. Böylece, ebeveynlerin genleri ve donörün mitokondrisinden müteşekkil bir embriyo elde edildi. HASTALIKLI DNA DEĞİŞTİRİLDİ AraŞtIrma, gıdayı vücut ve beynin kullanacağı enerjiye dönüştüren, hücreler içindeki 'enerji santralları' olan mitokondri üzerinde odaklandı. Bilim adamları, mitokondrideki hastalıklı DNA'yı sağlıklı genetik materyalle değiştirerek, mitokondriyal hastalıkları bulunmayan embriyonlar geliştirdi. ETİK AÇIDAN TARTIŞMALI Ünİversİtenİn laboratuvarında bu yöntemle, üç ebeveynli 80 embriyo elde edildi. Bilim adamları, donörün yumurtasını dölleyen diğer donörün sperminin, elde edilen embriyonda herhangi bir DNA'sı bulunmadığı için, embriyoyu üç ebeveynli olarak kabul etti. Elde edilen embriyolar, bu tür tekniklerle elde edilmiş embiroların bir kadının rahmine yerleştirilmesini yasaklayan kısırlık tedavisi yasaları uyarınca 8 gün sonra imha edildi. Araştırmanın başkanı Prof. Doug Turnbull, 'Yasalar müsait olsaydı, bu yöntemle ilk bebekler üç yıl içinde doğabilirlerdi' dedi. Araştırmayı yapan bilim adamları, donör kadının sadece birkaç geninin embriyoya geçtiğini, ebeveynin ise embriyoda en az 23 bin geninin bulunduğunu belirtti. Ancak araştırmaya etik açıdan karşı çıkanlar, bunun insanın kopyalanması yönünde bir adım olduğunu ve insan yaşamının kutsallığını yaraladığını söylüyor. Bunun yanı sıra iki annenin DNA'sını taşımanın, yeni genetik yapının sonraki kuşaklara aktarımı şeklinde birtakım 'güvenlik riskleri' taşıyabileceği belirtiliyor. DIŞ HABERLER SERVİSİ http://www.aksam.com.tr/2010/04/16/haber/saglik/1028/tasarim_bebege_uc_yil_kaldi.html