Translate

11 Mayıs 2010 Salı

Sevgi bayrağı Ankara yolunda

Sevgi bayrağı Ankara yolunda Samsun’dan yola çıkarılan, Ankara’daki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı törenleri sırasında Cumhurbaşkanına sunulacak Sevgi Bayrağı, Amasyalı atletlere teslim edildi. 10:15 10 Mayıs 2010 "Sevgi Bayrağı", gece bulundurulduğu Havza ilçesindeki Atatürk Evi’nden alınarak koşuya katılan atletlerce Samsun-Amasya il sınırına getirildi. Bayrağı, Samsunlu atletlerden teslim alan Samsun Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, bu emanetin her Türk gencinin canı ve kanı pahasına taşıyacağı bir emanet olduğunu söyledi. Güzeloğlu, şöyle konuştu: "Bu büyük destan tarih boyunca yazılan ve yazılacak olan en büyük destandır. Bir milletin yeniden dirilişinin ve sonsuzluğa kadar varoluşuna kadar sürecek olan destandır. 91 yıl önce büyük önder Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, Türk milletinin kurtuluşuna giden yolda ilk adım attığı milletiyle beraber kurtuluşun ve Cumhuriyetin coşkusunu ve ışığını yaydığı noktada dün karaya çıkartılan varlığımızın, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün sembolü şanlı bayrağımızı, 19 Mayıs 2010 tarihinde Cumhurbaşkanımıza sunulmak üzere bugüne kadar büyük bir sorumlulukla taşıyan ve ulaştıran Samsunlu gençlerden büyük bir onurla devralmış bulunuyorum. Samsun’da başlayan ışık sonsuza kadar ve ilelebet payidar olacak bir Cumhuriyet ışığıdır." -"ŞANLI TARİHİMİZİN EN UNUTULMAZ DÖNEMİ"- Güzeloğlu, "Sevgi Bayrağı"nı öperek Amasya Valisi Halil İbrahim Daşöz’e teslim etti. Dazöz, Atatürk’ün emanetinin ortak irade ile her geçen gün daha fazla ivme kazandığını belirterek, şunları söyledi:"Bugün burada büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün destansı kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyeti kurma yolundaki büyük mücadeleye en büyük katkı sağlamış iki ilin temsilcileri olarak katılmanın onurunu yaşamaktayız. Bu mücadele bir destansı kahramanlık mücadelesi, şanlı tarihimizin en unutulmaz dönemidir. Bu dönem hepimiz tarafından bilinmeli, anlaşılmalı ve asla unutulmamalıdır." Amasyalı atletler Vali Daşöz’ün elinden teslim aldıkları bayrağı yola çıkardılar. Törene, Amasya 15. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Canatan, Merzifon 5. Anajet Üs Komutanı Tuğgeneral Atilla Öztürk, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ve diğer ilgililer katıldı. Gece Vilayet binasındaki Atatürk Köşesi’nde bekletilecek bayrak, yarın Amasya-Tokat il sınırında törenle Tokatlı atletlere teslim edilecek. Bayrak daha sonra da il sınırlarında benzer törenlerle teslim alınarak Sivas, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir üzerinden Ankara’ya taşınacak. Üzerinde, "Gençlikten Atatürk Sevgisiyle Cumhurbaşkanımıza" yazılı "Sevgi Bayrağı", Ankara’daki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı törenleri sırasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunulacak. Sevgi Bayrağı, Büyük Önder Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ni başlatmak üzere 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkışı anısına Türk gençliğinin Atatürk ve ilkelerine bağlılığını, sevgisini simgeliyor.

Küçük yaştaki kızlara fuhuş yaptırmışlar

Küçük yaştaki kızlara fuhuş yaptırmışlar İstanbul’un Bakırköy ilçesinde, özel evler kurarak, küçük yaştaki çocuklara fuhuş yaptırdıkları öne sürülen şebeke elemanı 1’i kadın 9 kişi, gözaltına alındı. 12:47 11 Mayıs 2010 İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Bakırköy Ataköy bölgesinde bir suç şebekesinin, kurdukları özel evlerde, yaşı küçük çocukları ve kadınları alıkoyarak, onlara para karşılığı fuhuş yaptırdıkları ihbarları üzerine çalışma başlatıldı. Polis ekipleri, takibe aldığı şebekeye yönelik 8 Mayıs’ta, eş zamanlı operasyonlar düzenleyerek, 1’i kadın 9 kişiyi gözaltına aldı. Bu kişilerin üzerlerinde ve bulundukları adreslerde yapılan aramalarda, 1 ruhsatsız tabanca ve çok sayıda pornografik CD ile dergiler ele geçirildi. Operasyonlarda, şebeke elemanları tarafından alıkonularak para karşılığı fuhşa zorlandıkları öne sürülen 2’si yabancı uyruklu 5 kadının yapılan sağlık muayenelerinde çeşitli bulaşıcı hastalıklar taşıdıkları tespit edildi. Sorgulanan şebeke elemanlarının çeşitli bölgelerden evlerinden kaçan veya evlenme vaadiyle kandırılarak İstanbul’a getirilen yaşı küçük kızları, oluşturdukları özel evlerde alıkoyarak para karşılığı fuhşa zorladıkları öğrenildi. Emniyet Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan suç örgütü elemanı 1’i kadın 9 kişinin Bakırköy Adliyesi’ne sevk edildikleri kaydedildi. http://www.milliyet.com.tr/kucuk-yastaki-kizlara-fuhus-yaptirmislar/turkiye/sondakika/11.05.2010/1236456/default.htm?ref=haberici

Kız öğrencilerin sigara içme alışkanlıkları...

Kız öğrencilerin sigara içme alışkanlıkları... Türkiye’de kız öğrenciler arasındaki sigara kullanma alışkanlığı son yıllarda artış gösteriyor. 10:29 11 Mayıs 2010 Sigarayla Savaşanlar Vakfı (SSV) Başkanı Sevgi Aksu, bağımlılık yaratan tüm maddeler arasında, sağlığı ve yaşam dengesini bozan, en fazla ölüm ve hastalıklara neden olan maddenin sigara olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) tarafından geçen yıl yapılan Küresel Gençlik Tütün Araştırması’nın Türkiye’de öğrenciler arasında sigara kullanma alışkanlığının arttığını ortaya çıkardığını kaydeden Aksu, artışın kız öğrenciler arasında daha fazla olmasının da dikkat çekici olduğunu vurguladı. Aksu, gelişmiş ülkelerde sigara tüketiminin giderek azaldığını, fakir ve gelişmekte olan ülkelerde ise sigara tüketiminin giderek artığını dile getirerek, şöyle konuştu. "Sigaraya başlama yaşı, ülkemizde 10 yaşın altına kadar inmiştir. Bu, büyük bir tehlikeyi açıkça göstermekte. Türkiye’de 2003 yılında 13-15 yaş grubundaki kız öğrencilerden yüzde 3,5’i sigara kullanırken, 2009’da bu rakam 5,3’e yükselmiştir. Bu artış, sigara endüstrisinin yeni hedef kitlesinin kadınlar ve gençler olduğunun bir göstergesi. Sigara üreticileri gençler ve kadınlar üzerine çalışıyorlar ve faaliyetlerini özellikle bu müşterilere yönelik gerçekleştiriyor. Kadınlar için özel olarak üretilmiş, paketinde standart dışı janjanlar olan veya normalden daha ince ya da filtresinde delikler bulunan sigaralar bu faaliyetlere örnek olarak verilebilir." http://www.milliyet.com.tr/kiz-ogrencilerin-sigara-icme-aliskanliklari-/turkiye/sondakika/11.05.2010/1236366/default.htm

Kız okuluna zehirli gaz

Kız okuluna zehirli gaz Afganistan'da, bir kız okuluna zehirli gazla yapılan saldırı yüzünden ilk belirlemelere göre 30 kız öğrenci hastaneye kaldırıldı. AA Kunduz- Sağlık yetkililerinin verdikleri bilgiye göre, Kunduz kentindeki saldırıda, okulun yakınında havadan mahiyeti belirsiz bir madde bırakıldı. Yetkililer, bunun sonucunda 30 kız öğrencinin hastaneye kaldırıldığını, gazdan etkilenenlerin sayısının tam olarak bilinmediğini söylediler. Kunduz'da son haftalarda kız okullarına 3 gaz saldırısında bulunulmuş, geçen hafta da Kabil'deki benzeri bir saldırıda da 22 öğrenciyle 3 öğretmen hastaneye kaldırılmıştı. Saldırıların sorumluları bilinmiyor. Yetkililer bu tür olaylardan Taliban'ı sorumlu tutuyorlardı, ancak geçen hafta bir Taliban sözcüsü örgütün saldırılarda sorumluluğu olduğunu yalanlamış ve bu tür saldırıları kınamıştı. Taliban ülkeyi yönettiği 1996-2001 arasında kız çocukların okula gitmesini yasaklamıştı. http://www.cumhuriyet.com.tr/?kn=8&hn=138974

Dünyada ilk kez bir bebek daha doğmamışken karıştırıldı. Doktorlar 'üzgünüz' dedi.

Dünyada bir ilk! 11 Mayıs 2010 Salı Dünyada ilk kez bir bebek daha doğmamışken karıştırıldı. Doktorlar 'üzgünüz' dedi. Aynı soyadlı iki ailenin embriyoları ABD’de bir tüp bebek kliniğinde karıştı Doktorlar, Savage ailesine “Üzgünüz. korkunç bir hata olmuş. Laboratuarlarda embriyo karışmış” dedi. Hastaneler doğan bebeklerin karışması olayları zaman zaman yaşansa da dünyada ilk kez bir bebek daha doğmamışken karıştırıldı. ABD’nin Toledo kentindeki St. Vincent Sağlık Merkezi’ne giden Carolyn Savage, tüp bebek yöntemiyle hamile kaldı. Hamileliğin üçüncü ayında ise büyük bir sürprizle karşılaştı. Savage’a, aynı sağlık merkezinde tüp bebek yöntemiyle kalan Shannon ile Paul Morell çiftinin embryoları nakledilmişti. Karışıklığın nedeni ise Shannon’un kızlık soyadının da ’Savage’ olmasıydı. Embryolar saklanırken, ’Savage’ kodu kullanılmış ve iki ailenin embryoları karışmıştı. Shannon “Doktor bizi çağırdı ve ’üzgünüm ama laboratuvarda korkunç bir kaza oldu. Embryoların başka birine aktarılmış’dedi. O an ne yapacağımızı bilemedik. Kendimi hiç daha kötü hissetmemiştim” diyerek, yaşadıkları şoku anlattı. Embryonun nakledildiği Carolyn Savage’la buluştuklarını söyleyen Shannon, “Birbirimizi çok sevdik. Sürekli görüşmeye başladık. Carolyn bizim çocuğumuzu doğurma kararı aldı. Beş ay önce de bize en güzel hediyeyi verdi” diye konuştu. Bebeklerine “Logan” adını veren Morell çifti, bu olayı hep hatırlamak için ikinci isim olarak da “Savage” adını verdi. http://www.bugun.com.tr/haber-detay/102016-dunyada-bir-ilk-haberi.aspx

Gölde bebek cesedi

AKŞAM GUNCEL 11 MAYIS 2010, SALI Gölde bebek cesedi VAN Gölü'nden bebek cesedi çıktı. Kıyıda temizlik çalışması yapan işçiler, bir poşet buldu. Poşet açılınca ortaya bebek cesedi çıktı. 1 günlük erkek bebeğin cesedi, nöbetçi savcı incelemesinin ardından ölüm sebebi ve DNA tespiti için hastaneye kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Nezir PARSAK http://www.aksam.com.tr/2010/05/11/haber/guncel/12512/golde_bebek_cesedi.html

Yarım kiloda yaşam mücadelesi

AKŞAM YASAM 11 MAYIS 2010, SALI Yarım kiloda yaşam mücadelesi BEBEK Erin Born, annesinin 'preeklamsi' adı verilen ve vücuttaki organların çalışmamasına yol açan hastalığa yakalanması nedeniyle gebeliğin 23'üncü haftasında sadece yarım kilo olarak dünyaya geldi. Erin ve ikiz kardeşi Sian dünyaya geldikleri zaman doktorlar, bebeklerin hiçbirinin yaşayamayacağını düşündüler. Anne John, erken müdahale ile alınan ikizlerini ilk kez gördüğü zaman ciltlerinin çok ince olduğunu ve bebek gibi görünmediklerini söyledi. İkiz kardeşi Sian, hayatını yitirirken, Erin doğumundan iki gün sonra annesinin parmağını sıkarak, hayatta kalmak için mücadele edeceğinin sinyalini verdi. Anne John, 'Bize gerçekten umut verdi. Parmağıma dokunarak bize 'İyi olacağım' dedi' diye konuştu. Doğumundan sonra birbiri ardına çeşitli ameliyatlar geçiren Erin, tam 11 ay sonra sağlıklı bir bebek olarak eve dönmeyi başardı. DIŞ HABERLER http://www.aksam.com.tr/2010/05/11/haber/yasam/5037/yarim_kiloda_yasam_mucadelesi.html

İkinci ihbarcı 13 yaşındaki çocuk

AKŞAM GUNCEL 11 MAYIS 2010, SALI İkinci ihbarcı 13 yaşındaki çocuk BAYKAL'a suikast düzenleneceği yönünde yapılan açıklamanın ardından Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne maille yapılan ikinci suikast ihbarını Kocaeli'nde yaşayan 13 yaşındaki bir çocuğun yaptığı ortaya çıktı. Yaşı küçük olduğu için serbest bırakılan Ercan T. (13) 'Televizyonlarda izlediğim haberlerden etkilenip canım sıkıldığı için yaptım' dedi. Ercan T. Böyle bir maili atmayı kendisine kimsenin söylemediğini anlattı. Ulaş TEKİN / KOCAELİ http://www.aksam.com.tr/2010/05/11/haber/guncel/12515/ikinci_ihbarci_13_yasindaki_cocuk_.html

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Emzirme ödeneğinden haberiniz var mı?

Emzirme ödeneğinden haberiniz var mı? Devlet, doğum yapan sigortalı veya sigortalının eşine süt parası veya birbaşka deyişle "emzirme ödeneği" adı altında yardım yapıyor, ancak bundan vatandaşların haberi yok. 5510 sayısı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 16'ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre doğum yapan sigortalı kadına ve sigortalı erkeğin sigortasız eşine 2010 yılı fiyatlarına göre 75 TL ödenek veriliyor. Doğumla ilgili emzirme ödeneğinden yararlanmak için sigortalının işyerinden alınacak Vizite kağıdı, doğum raporu ve bebeğin nüfus cüzdanı ile birlikte SGK müdürlüklerine başvurmalısınız. Ödemeler ise belgelerin SGK müdürlüğüne müracaatı müteakip PTT aracılığıyla sigortalıya gönderiliyor. Emzirme ödeneğinden yararlanabilmek için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün prim ödenmesi olması gerekiyor. Ancak hakkınızı kaybetmemeniz için 5 sene içinde bu ödenekten faylanabilmek için müracaat etmelisiniz. Emzirme ödeneği hakkında kanun şöyle diyor: Analık sigortasından sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe, 4/ (a) ve 4/(b) bentleri kapsamındaki sigortalılardan; kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine süt parası denilen emzirme yardımı verilmesi hükme bağlanmıştır. SGK'nın konuyla ilgili internet sayfasına gitmek için tıklayın... Zaman Online 10 Mayıs 2010, Pazartesi http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=982455&title=emzirme-odeneginden-haberiniz-var-mi

Haitili öksüz çocuklara yerel çeteler bakıyor!

Haitili öksüz çocuklara yerel çeteler bakıyor! 10/05/2010 07:32 Haiti'deki depremin ardından öksüz kalan çocuklar okul kitapları yerine silahla, ödev yerine uyuşturucu ticaretiyle tanışıyor. Hayatta kalmak için küçük çetelerin eline düşen ailesiz çocuklar, ülkede travmaya yol açtı. 12 Ocak’ta meydana gelen depremde anne ve babasını kaybeden pek çok çocuk yasadışı çetelere katılıp illegal yollardan yaşam mücadelesi veriyor. Cité Soleil’de bir grup öksüz çocuk ‘Toutou Soleil 19’ adında bir çete liderinin yanında çamaşır iplerinin ve barakaların hüküm sürdüğü şehrin en büyük gecekondu mahallesinde yaşıyor. 31’indeki Toutou hâlâ bıçak taşıyor ama silah kullanmayı 2006’da bırakmış: “Depremden beri burada uyuyan sekiz ya da dokuz öksüz var ve kimse yardım etmeye gelmedi” diyor. Barakanın dışında 14 yaşındaki öksüz Jef, bir radyo tutmuş, etrafındaki çocuklar merakla dinliyor. Jef, Toutou’nun verdiği besin değeri artırılmış sütü arkadaşlarıyla paylaşıyor. “Cité Soleil’de bunlar gibi bir sürü çocuk var” diye ekliyor Toutou, tam sayıyı bilmese de bu çocukların çorba sağlayacak bir mutfağa, mobil kliniğe ve suya ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Sivil toplum kuruluşlarının ve devletin elinin uzanmadığı 300 bin hanelik gecekondu bölgesinde, fiilen çeteler otorite sahibi. Deprem sonrası öksüz çocuklar, çetelerde yüksek konumlara gelmiş. Toutou “Bize geldiler, yardım alacakları kimseleri yoktu” diyor. Haraç keserek ve geceleri evleri soyarak geçimini sağlayan Jef’in ailesi 300 bin kişinin yaşamına mal olan depremde ölmüş. (afp) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=995988&Date=10.05.2010&CategoryID=81

SBS tek sınava iniyor

SBS tek sınava iniyor 10 Mayıs 2010 - 12:39 Yazı Boyutu: Milli Eğitim Bakanlığı'nın 3 yıl önce büyük umutlarla uygulamaya koyduğu 3 aşamalı ortaöğretime geçiş sistemi iflas etti. İlk günden beri eleştirilen SBS kaldırılıyor. 8'inci sınıfta tek sınavla liseye giriş yöntemine dönülüyor. Akşam Gazetesi'nden Turgay Polat'ın haberine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'SBS'yi değiştireceğiz' açıklamasından sonra harekete geçen Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) , yeni SBS sistemini düzenleme çalışmalarında sona yaklaştı. MEB, bu amaçla önceki gün Ankara'da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Eğitim Meclisi, eğitimciler, akademisyenler ve TÖDER, GÜVENDER ve ÖZDEBİR gibi eğitim dernekleri temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda SBS konuyu ele aldı. Toplantıda ortak bir sistem üzerinde uzlaşma sağlandı. Buna göre 6 ve 7. sınıf sonunda yapılacak sınavların sadece eğitim düzeyinin değerlendirilmesi ve öğrencilerin öğrenme sorunlarını tespit için kullanılması ancak yerleştirmede sadece 8. sınıf sonuçlarının esas alınması planlanıyor. http://www.posta.com.tr/

HAPİS CEZASI ÖDÜLE DÖNÜŞTÜ

HAPİS CEZASI ÖDÜLE DÖNÜŞTÜ Rize’de, "mala zarar vermek" suçundan verilen hapis cezası, Denetimli Serbestlik Uygulaması kapsamında "kendi evini boyama ve temizliğini yapma"ya dönüştürülen gencin cezasını uygulamak için eve giden ekipler, bir dramla karşılaştı. Evin fiziki şartlarının oldukça kötü, eşyaların ise kullanılamayacak derecede eski olduğunu gören uzmanlar, kendi aralarında ve yardım kuruluşlarından topladıkları yardımlarla, evi boyayıp, eşyaları yeniledi. Genç de uzmanlara yardım ederek cezasını tamamladı. Rize 2. Asliye Ceza Mahkemesinde geçen yıl hakkında "mala zarar verme" suçundan dava açılan Eşref Baş (18), yargılama sonunda önce hapis cezasına çarptırıldı. Ardından da Baş’ın bu cezası, Denetimli Serbestlik Uygulaması kapsamında, 2 ay boyunca "kendi evini boyaması, genel temizliğini yapması, eşyalarını düzenlemesi" şekline dönüştürüldü. Mahkeme kararını uygulamak için Baş’ın Rize il merkezindeki evine giden Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğü uzmanları, adeta dramla karşılaştı. Baş’ın babasıyla birlikte yaşadığı evin fiziki şartlarının oldukça kötü, eşyaların ise kullanılamayacak derecede eski olduğunu gören uzmanlar, mahkeme kararının söz konusu evde uygulanmasının bir anlam ifade etmeyeceği düşüncesiyle, Baş’a yardım etmeye, cezasını da, evin fiziki şartlarının düzeltilmesi sırasında çekmesi yönünde karar verdiler. Uzmanlar, kendi imkanları ve çeşitli yardım kuruluşlarından topladıkları yardımlarla evin pencerelerini yenilediler, iç ve dış boyasını yaptırdılar. Baş’ın, kullanılamayacak durumdaki başta beyaz eşya ve koltuklar olmak üzere eşyası yenilendi. Eşref Baş da, evin boyanması ve eşyalarının yenilenmesine yardım ederek, mahkemenin verdiği cezayı tamamlamış oldu. Baş, şube müdürlüğü uzmanlarının yardımıyla, bir markette işe de yerleştirdildi. -"UYGULAMA CEZA DEĞİL İYİLİK"- Eşref Baş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işlediği suçtan dolayı mahkemenin kendisine verdiği hapis cezasının denetimli serbestlik uygulaması kapsamında adeta ödüle dönüştürüldüğünü belirterek, "İşlediğim ilk suçtu. Beni hapse atabilirlerdi. Ama öyle yapmayıp beni topluma kazandırmayı düşündüler" dedi. Uygulamanın kendisi için çok büyük bir ders olduğunu dile getiren Baş, "Buna ceza değil, iyilik denir. Beni sokaktan kurtarmaya çalıştılar. Zaten ben de bunu ceza olarak görmedim. Ayrıca bana çok yardımcı oldular. Evimizi baştan aşağı yenilediler. Evin boya badana işleri ve eşyaların yerleştirilmesinde yardımcı olarak cezamı çektim. Sonra beni işe de yerleştirdiler. Bunları bana sağlayan herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. http://www.milliyet.com.tr/2010/05/10/index.html

Çocuklar çikolatayı ‘içeriden’ öğrendi

Çocuklar çikolatayı ‘içeriden’ öğrendi Gazeteciler için sıradan çocuklar için önemli bir gün. Bir fabrika gezisi. Geziyi önemli kılan bu yerin bir çikolata fabrikası oluşu. 00:55 10 Mayıs 2010 İnsanın aklına Amerikalı yazar Patrick Skene Catling’in sözü geliyor, “ Diğer yiyecekler sadece yiyecektir. Ama çikolata çikolatadır.” Ülker’in hafta sonunda bir grup çocuğa Topkapı’daki Ülker Bisküvi ve Çikolata fabrikası gezisi. Çocukların soruları birbirinden ilginç. Ve bitmek bilmiyor...En farklı sorulardan birini Uğur Koleji öğrencisi 8 yaşındaki Berkay Hatısaru soruyor: Çikolatalar neden hep siyah? Ben beyazını da biliyorum ama başka renklerde de yapılamaz mı? Yeşil, kırmızı çikolata neden yok? Çikolata ve bisküvilerin yapılma aşamalarının adım adım gösterildiği fabrika turunun ardından çocuklar yüzlerinde gülücük, ellerinde bisküvi evlerine döndü. Ülker önümüzdeki günlerde fabrikasını daha çok çocuğun gezebileceği bir proje üzerinde çalışıyor. http://www.milliyet.com.tr/cocuklar-cikolatayi-iceriden-ogrendi/ekonomi/haberdetay/10.05.2010/1235798/default.htm

17 yaşındaki çoban kızın büyük dramı

17 yaşındaki çoban kızın büyük dramı Eskişehir’deki Yetiştirme Yurdu’ndan 3 yıl önce kaçan 17 yaşındaki D.D., Kızılcahamam’ın bir köyünde imam nikâhlı eşiyle birlikte çobanlık yaparken bulundu. 00:19 10 Mayıs 2010 ANKARA AA Olay, iki yaşında bir oğlu bulunan genç kızın oğluna nüfus cüzdanı çıkartmak istemesi üzerine ortaya çıktı. Anne ve babasının ölümünün ardından Eskişehir 100. Yıl Kız Yetiştirme Yurdu’nda devlet korumasına alınan ve 13 Mart 2007’de yurttan kaçtığı öne sürülen D.D.’nin bulunması için polis ve jandarma seferber oldu. Genç kız bu sırada kendisinden iki yaş büyük C.G. ile imam nikâhı yaparak, Kızılcahamam’ın bir köyüne yerleşti. C.G. ile beraber çobanlık yapmaya başlayan genç kızın iki yıl önce Yiğit adını verdiği bir oğlu oldu. Çiftin çocuklarına nüfus cüzdanı çıkarmak için nüfus müdürlüğüne başvurması üzerine, genç kızın adresi kimlik kayıt sistemi aracılığıyla ortaya çıktı. İmam nikâhlı eş kaçtı Jandarmanın söz konusu köye gitmesi üzerine 17 yaşındaki D.D. oğlu ile birlikte yaşadığı köy evinde bulundu. İmam nikâhlı eş C.G., jandarma ekiplerinin köye gelmesi üzerine evden kaçtı. C.G.’nin daha sonra ailesi tarafından ikna edildiği ve ifade vermek üzere Cumhuriyet Savcılığı’na kendisinin geleceği öğrenildi. Anne ve babası vefat eden ve yaşı 18’den küçük olduğu için evlenmesine izin verilemeyen genç kızın, ifadesinin alınmasının ardından çobanlık yaptığı köyüne geri döndüğü öğrenildi. http://www.milliyet.com.tr/17-yasindaki-coban-kizin-buyuk-drami/yasam/haberdetay/10.05.2010/1235768/default.htm

Kuvözlerdeki büyük tehlike!

Kuvözlerdeki büyük tehlike! Kuvözlerdeki büyük tehlike! 10 Mayıs 2010 Pazartesi Araştırmalar, kuvözlerin prematüre bebekler üzerindeki bu etkisini ortaya çıkardı... Kuvözlerin prematüre bebekleri acıya hassas hale getirdiği bildirildi. Doğduktan sonra kuvözde en az 40 gün kalan prematüre bebekler üzerinde yapılan testlerde, bu bebeklerin acıyı zamanında dünyaya gelmiş sağlıklı bebeklerden daha fazla hissettikleri ortaya çıktı. Prematüre bebekler kuvözde kaldıkları sürece iğne, tüple beslenme, kan testleri gibi işlemlere maruz kalıyorlar. Daily Telegraph'taki habere göre, araştırmada, topuktan kan alınması sırasında elektroensefalogram (EEG) yöntemiyle bebeklerin beyin faaliyetleri izlendi. En az 40 gündür hastanede bulunan bebeklerle, aynı yaştaki sağlıklı bebeklerin EEG sonuçları karşılaştırıldığında, prematürelerin ağrıyı daha çok hissettikleri yönünde bulgular elde edildi. Bebeklerin topukları okşandığındaysa, prematüre bebeklerle zamanında dünya gelmiş bebeklerin beyin faaliyetleri arasında fark görülmedi. Böylece, prematüre bebeklerin hassasiyetinin acıya karşı olduğu sonucuna varıldı. NeuroImage dergisinde yayınlanan başka bir araştırmanın, prematüre doğmuş bebeklerin çocukluk dönemlerinde acıya ve ağrıya daha hassas oldukları yönündeki bulguları da desteklediği bildirildi. University College London'dan baş araştırmacı Dr. Rebeccah Slater, "Araştırmamız, prematüre doğmak ve kuvözde kalmanın bebeğin beynindeki ağrı gelişimini etkilediğini gösteriyor" dedi. http://www.bugun.com.tr/haber-detay/101928-kuvozlerdeki-buyuk-tehlike-haberi.aspx

İyiyle kötüyü ayırma yeteneği doğuştan

AKŞAM SAGLIK 10 MAYIS 2010, PAZARTESİ İyiyle kötüyü ayırma yeteneği doğuştan Amerikan Yale Üniversitesi'nin son araştırması, insanların iyi ile kötüyü ayırt edebilme yeteneğinin doğuştan geliyor olabileceğini gösterdi. Araştırma için 1 yaşından küçük bebeklere çeşitli testler uygulandı ve içinde iyi kötü kavramlarını barındıran animasyon filmler izletildi. Bebeklerin yüzde 80'i filmlerdeki “iyi” ve “arkadaş canlısı” karakterleri seçti. Çalışmayı yürüten ekibin lideri Prof. Paul Bloom, araştırmanın insanların hayata “ahlaksız hayvanlar” olarak başladığı düşüncesini taşıyan Sigmund Freud'a karşıt bir görüşü desteklediğini söyledi. Bloom, “İyi ve kötüyü bilme duygusunun doğuştan geldiğini destekleyen kanıtlar artıyor” dedi. MİLLİYET http://www.aksam.com.tr/2010/05/10/haber/saglik/1222/iyiyle_kotuyu_ayirma_yetenegi_dogustan.html

Hayali mektubu gerçek oldu!

AKŞAM YASAM 10 MAYIS 2010, PAZARTESİ Hayali mektubu gerçek oldu! Lise son öğrencisi Gizem, geçen yıl edebiyat dersinde yazdığı ‘hayali’ mektubunda, anne babasına lösemi hastası olduğunu haber verdi. Ve bu ‘kurgu’ mektubuyla, birinci oldu. Mektubu yazarken sağlığı gayet iyi olan Gizem, bu yıl lösemi olduğunu öğrendi. Çemberlitaş Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi Gizem Alp’in (18), geçen yıl Edebiyat dersinde kendisine birincilik getiren mektubunda yazdıkları, bir yıl sonra gerçek oldu. O mektupta, anne babasına lösemi olduğunu haber veren Gizem’e bu yıl üniversite sınavına birkaç gün kala lösemi teşhisi konuldu. Ödülü de 15 liraydı... Ders “Dil ve Anlatım”, konu mektuptu. Edebiyat Öğretmeni Erdoğan Karabacak, en iyi mektubu yazana 15 lira vermek üzere öğrencilerden birer lira toplamıştı. Kalan para ise, ikinci ve üçüncü arasında bölüştürülecekti. Gizem’in yazdığı mektup, sınıfta birinci seçildi. Gizem, o parayla bir kitap aldı. Aradan günler geçti, YGS’ye birkaç hafta kala, bir sabah okula giderken, Gizem bayıldı. Kan kustu. Ambulans ile acil servise kaldırıldı. Röntgen çekildi, nabzına bakıldı. “Şimdilik bir şeyin yok” denilerek evine gönderildi. Fakat kanaması sürünce, birkaç doktora daha göründü. Özel bir hastanede iki gün yattıktan sonra Gizem’e daha büyük bir hastaneye gitmesi söylendi. Son test sonuçlarını alan Gizem’e, anne ve babası “Hastaneye yatacaksın” dedi. Hâlâ çevreye neşe saçıyor “Söylesenize neyim var” diyen Gizem, ailesinin ağladığını gördü. Anlamıştı. Babasının boynuna sarılıp, “Ne ağlıyorsun öyle... Kalkın gidelim” dedi. Tıpkı kaleme aldığı ödüllü mektubundaki gibi, doktorlar Gizem’e lösemi teşhisi koymuştu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Servisi’nde tedavisine başlanan Gizem, ilk kemoterapi öncesi, doktorların özel izniyle YGS sınavına girdi. Sınav öncesi üzmemek için arkadaşlarından hastalığını gizledi. İlk sınavdan 374 puan alan Gizem, gazetecilik okumak istiyor. Dökülmeye başlayan saçlarının ve hastalığının kendisini üzmesine, tıpkı mektubundaki gibi izin vermiyor, hastalığı üzerine şakalar yapıp, çevresine neşe saçıyor. Tatile çıkma hayali kuran Gizem, “15 Lira için başıma gelene bak” diyor. İşte o mektup “SEVGİLİ Anneciğim ve Babacığım, Tahmin edebiliyorum. Posta kutusunda benim mektubumu görünce çok şaşırdığınızı biliyorum. Bu deli kız telefon, internet varken, neden taa Amerika’lardan buraya mektup attı diye. Aslında bu haberi nasıl vereceğimi bilemediğim için bu yolu seçtim. Tamam tamam, uzatmadan yazıyorum. Çünkü sizi daha fazla üzmek istemiyorum. İki hafta önce rahatsızlandım. Hastanede yatıyorum. Lösemi teşhisi konuldu. Ama üzülmeyin. Erken teşhis ettiler. Tedavime başlandı bile. Çatlak kızınız, Gizem.. Anne ağlama lütfen. Şu anda tahminice ağlıyorsundur. Ama ben hiç ağlamadım biliyor musun? Her zamanki benim. Neşeli, şen şakrak. Saçlarım dökülmeye başladı bile. Oh canıma minnet, kıl, tüy derdim de bitti :) Hep söylenip dururdum. Sonunda kurtuldum. Bir de kilo verdim sormayın. Sülalede lakabım “Tosun Paşa”ydı. Artık zor derler :) Abim, ablam artık dalga geçemezler benimle. Bu konudan da yırttım. Beni merak etmeyin. En kısa sürede yanınıza geleceğim. Şimdilik bu kadar... Sizi çook seven çatlak kızınız. Gizem Alp” http://www.aksam.com.tr/2010/05/10/haber/yasam/5024/hayali_mektubu_gercek_oldu_.html

"Üvey kızını tesbih makinesinde parçaladı"

AKŞAM YASAM 10 MAYIS 2010, PAZARTESİ "Üvey kızını tesbih makinesinde parçaladı" 15 yıl sonra yakalanan baba "İftira atıyorlar" dedi. Adana'da 1995 yılında öz kızına cinsel istismarda bulunduğu, o günlerde 5 yaşında olan üvey kızı Emine Yıldırımcan'ı da döverek öldürüp cesedini tesbih makinasında parçalayarak kızlarına çöpe attırdığı iddia edilen Ercan Yılmaz (50) yaklaşık 15 yıl aradan sonra yakalanıp yargılanmaya başladı. Kızlarının ifadesi sonrası olay ortaya çıkınca firar eden katil zanlısı baba Yılmaz, "Bana iftira atıyorlar" dedi. Kiremithane Mahallesi'nde oturan N.Y. (28), M.Y. (22) ve S.Y. (21) kardeşler 1995'de annelerinden boşanan babaları Ercan Yılmaz'ın evi terk etmesi üzerine sokakta kaldı. 3 kız kardeşi ağlarken bulan komşuları Ayşe Uçuk, durumu polise bildirdi. Devlet koruması altına alınan kız kardeşlerden N.Y., Sosyal Hizmetler uzmanlarına, babasının kendisine 11 yaşındayken ellerini kanepeye bağlayıp, ağzını kapatarak 6 kez zorla tecavüz ettiğini, üvey kız kardeşi Emine'yi de döverek öldürdükten sonra cesedini de tesbih makinasının çarkıyla parçalara ayırıp çöpe attırdığını iddia etti. Bu şok iddialar üzerine, Cumhuriyet Savcılığı'na yapılan suç duyurusu üzerine kayıplara karışan Ercan Yılmaz hakkında 2004'te "Kasten üvey kızını öldürmek ve öz kızının ırzına geçmek" suçlarından dava açıldı. KIZINI KANEPEYE BAĞLAYIP TECAVÜZ ETMİŞ Tesbihçilik yapan Ercan Yılmaz, gıyabında yargılanırken mahkemeye gelen kızlarından N.Y., annesinin, babasının dayakları yüzünden evi terk ettiğini söyledi. Babasının, Kadirli İlçesi'nde yaşadıkları çiftliği kumarda kaybetmesi üzerine kendilerine kötü davranmaya başladığını öne süren N.Y., "Babam (Çok para lazım, çalışmamız gerek) diyerek beni erkeklere satmak istedi. Kabul etmeyince, sürekli dövdü. (Alıştıra alıştıra bu işi sana yaptıracağım) diyerek beni kanepeye bağlayıp tecavüz etti. Daha sonra üç kez daha tecavüz etti. Suçu amcamın üzerine attırdı. Ardından Adana'ya taşındık. Babam gayri resmi olarak bir kadınla evlendi. Onun da Emine adında 5 yaşlarında kızı vardı. Bu kız çocuğunu da dövüyordu. Annesi eve geldiğinde kız bir şey söylemek istediğinde kızı çimdikleyerek susturuyordu. Bir gün kızı yere atarak öldürdü. Daha sonra, tesbih makinasının çarkında cesedini parçalara ayırıp çantaya koymuş. Kardeşim M.Y.'ye cesedi yok etmesini söylemiş. O da bana söyledi. Birlikte ceset parçalarını bir valize koyup attık. Babam o günden sonra bir daha eve gelmedi" dedi. "CESEDİ PARÇALARKEN GÖRDÜM" Kızkardeşi M.Y. ise, babasının ablası N.Y.'ye tecavüz ettiğini ve bir keresinde de her ikisini çıplak gördüğünü anlattı. Üvey kız kardeşi Emine'yi ise babasının yere atarak öldürdüğünü iddia eden M.Y., "Sabah kalktığımda çocuğun kafasını, ellerini ve diğer vücut bölümlerini tesbih makinasının çarkıyla küçük küçük parçalara bölerken gördüm. Daha sonra bu parçaları tesbih talaşının içine attı. Her yer kan içindeydi, sık sık tuvalete gidip geliyordu. Bize (Burayı temizleyin yoksa sizi de öldürürüm) dedi. Talaştaki ceset parçalarını elimle alıp valize koydum, ablamla birlikte akşam götürüp çöpe attık" diye ifade verdi. 15 YIL SONRA YAKALANDI Kızlarının şok iddiaları üzerine hakkında yakalama emri çıkartılan Ercan Yılmaz, 20 Mart'ta şüphe üzerine durdurulup kimlik sorgusu yapılınca yakalandı. Yaklaşık 15 yıl sonra yakalanıp tutuklanan Yılmaz, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi. Eşi Habibe'den 1994'te boşandığını belirten Yılmaz, kızı N.Y.'nin kendisine iftira attığını öne sürdü. Hakkında cinayetten 24 yıl, kızına tecavüz etmekten de 10 yıla kadar hapis istenen Yılmaz, "Ben Bilecik'te çobanlık yapıyorum. Boşandığım eşim ve 3 kızımla da 15 yıldır görüşmüyorum. Ben eşimden boşandıktan sonra Raziye isimli bir kadınla beni evlendirmek istediler. Kadın benim zengin olduğumu sanıyormuş. Yanında da kızı Emine vardı. 10 gün yanımda kaldılar. Ailesi başlık parası isteyince benim parasız olduğumu anladılar. Kadın kızını da alıp gitti. Ben kimseyi öldürmedim, kızıma da tecavüz etmedim. Bana iftira atıyorlar" diyerek kendini savundu. "KIZIMIN ÖLDÜRÜLMESİNDEN ENDİŞE EDİYORUM' Duruşmaya gelen ve öldürüldüğü iddia edilen Emine'nin babası Ömer Yıldırımcan (46), kızının öldürülüp öldürülmediğini bilmediğini belirterek, "Eski eşim Raziye'ye kızımı sorduğumda sanığın kaçırdığını söyledi. Kızımın öldürülmesinden endişe ediyorum. Kızımın ölüsünün ya da dirisinin bulunmasını istiyorum" dedi. Duruşma, N.Y. ve M.Y. kardeşlerle üvey anneleri Raziye Tanrıkulu'un tekrar ifadelerinin alınması, yaşaması halinde bugün 20 yaşında olan Emine Yıldırımcan'ın öldürülüp öldürülmediğinin, yaşıyorsa nerede olduğunun araştırılması için ertelendi. http://www.aksam.com.tr/2010/05/10/haber/yasam/5029/_uvey_kizini_tesbih_makinesinde_parcaladi_.html

Mutfak dolabında bulundu

AKŞAM YASAM 10 MAYIS 2010, PAZARTESİ Mutfak dolabında bulundu 2 gün eve kapattıkları engelli komşu kıza taciz iddiası... Şanlıurfa'da hırsızlıktan sabıkalı 2 gencin, kapı komşuları 16 yaşındaki engelli B.D.Y'yi eve kilitleyip, zorla bira içirip cinsel tacizde bulunduğu iddia edildi. Mutfak dolabı içerisinde üstü çarşafla örtülü, bilekleri kesilmiş halde polisler tarafından bulunan engelli kızın ailesi, olay sonrası depresyona girdi. Tüyler ürperten taciz olayı, 22 Nisan 2010 tarihinde Mimar Sinan Mahallesi Mithat Paşa Apartmanı'nda meydana geldi. İddiaya göre, ilköğretim 8’ci sınıftan ayrılarak, özel bir rehabilitasyon merkezine devam eden işitme engelli B.D.Y., kızkardeşi 14 yaşındaki Berfin’le birlikte saç tokası almak için evden çıktı. Mahalledeki tuhafiyeciye giren engelli genç kız, daha sonra evlerinin bulunduğu binanın altındaki bakkalla girip çıktı. Bu sırada, kendisiyle birlikte dışarı çıkan kızkardeşi Berfin’i göremeyen B.D.Y. eve çıktı. Eve gelen Berfin ise ablasını bulamayınca, sokakta bir süre ablasını gidebileceği yerleri aradı. Ablasının daha önce birkaç kez tek başına sokakta dolaşırken yolunu kaybettiğini bilen Berfin, daha sonra ailesine haber verdi. Mobilyacılık yapan baba 37 yaşındaki Orhan Y., kızını bulmak için çalmadık kapı bırakmadı. Akşam saatlerine kadar kızlarını sokakta arayan aile, bulamayınca Şehitlik Polis Merkezi'ne kayıp başvurusunda bulundu. KIZININ ‘BE BE BE’ SESİNİ DUYDU Olayın üzerinden 2 gün geçmesine rağmen kızlarından haber alamayan ve sürekli gözyaşı döken baba Orhan Y., kapısı kilitli olan bitişik komşularının evinden kızının ‘be be be’ diye sesinin geldiğini duyarak, kapıyı çalmaya başladı. Kapı açılmayınca da polise ihbarda bulundu. Olay yerine gelen polis, kapının kilitli olması nedeniyle balkondan eve girmeye çalıştı Fakat bunu başaramayınca savcılıktan içeriye girmek için izin istedi. Yaklaşık 2 saat boyunca bekleyen polis, gelen izin üzerine kapıyı kırarak eve girdi. MUTFAK DOLABININ İÇİNDE ÇARŞARFA SARILI BULUNDU Polis ekipleri evede, hırsızlık suçlarında sabıkalı 15 yaşındaki B.A.'yı karşısında buldu. Evde arama yapan polis genç kızı mutfak dolabı içerisinde üstüne de çarşaf örtülmüş ve bilekleri kesilmiş halde buldu. Kayıp engelli kızın kapı komşularının evinden bulunması üzerine polis evde yakaladığı B,A.'yı olası bir linç girişimine karışı evden çıkartıp polis merkezine götürdü. Çocuk Şubesi'nde ifadesi alınan Alan, daha sonra savcılığa çıkarıldı. Burada kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmeyen B.A., ifadesinde bunları anlattı: “Ailem olaydan 2 gün önce Ceylanpınar İlçesi'ne gitmişti. Ben evde yalnız kalıyordum. Komşumuzun kızı B., kendi bileğini kesmiş halde bizim eve geldi. Bana babasıyla kavga ettiğini, bu sebeple yanımda durmak istediğini söyledi. Ben de ona yardımcı olmak maksadıyla evimize aldım. Daha sonra B’nin kaybolduğu haberinin yayılması üzerine babası polislerle bizim evin kapısına geldi. Ben kapı merceğinde bakarak onları gördüm. Ben B.'ye ‘baban ile polisler buraya geldi’ dedim. O da kapıyı açmamamı istedi. Ben de B.'nin isteğini yerine getirip kapıyı açmadım. Polis, B.’yi zorla alıkoyduğum gerekçesiyle kapıyı kırarak eve girdi. B.'yi ailesine teslim ettiler. Ben kimseyi zorla alıkoymadım.” B.A. bu ifade üzerine savcılık tarafından serbest bırakıldı. YAŞADIKLARINI YAZIYA DÖKTÜ 2 gün boyunca kapı koşularının evinde zorla tutulduğunu ileri süren B.D.Y., işitme engelli olduğu için savcıya derdini anlatamadı. Bunun üzerine savcılık, genç kızın ifadesinin özel iletişim uzmanı huzurunda yazılı olarak alınmasını istedi. Olayın üzerinden 17 gün geçmesine rağmen, özel iletişim uzmanı adliyeye gelmeyince, uzmanı kendilerinin bulup mahkemeye getirebileceklerini belirten ailenin bu talebi de reddedildi Bunun üzerine engelli kız yaşadıklarını bir mektuba dökerek şikayette bulundu. B.D.Y şikayet mektubunda şöyle dedi: “Ben ve kızkardeşim Berfin toka almak için evden dışarı çıktık. Bu sırada ben aradığım tokayı bulamayınca karşı bakkala geçtim. Bakkala girdiğim sırada kardeşim beni görmedi. Ben de bakkaldan çıkıp onu gööremeyince, eve gittiğini düşünüp merdivenlerden eve çıkmaya başladım.” ‘KAPIYI AÇIP BENİ İÇERİYE ÇEKTİ’ Bu sırada kapı komşularının oğlu B.A.'nın, evlerinin kapısını açarak kolunu tutup kendisini içeriye çektiğini kaydeden B.D.Y. şöyle devam etti: “Evde Ramazan adında bir kişi daha vardı. Bu sırada bana elle tacizde bulundular. Onlara el kol işaretiyle eve gitmek isteğimi söylememe rağmen beni bırakmadılar. Onlara karşı koymaktan yorulunca bu kez bana zorla bira içirtmeye çalıştılar. Ben bira içmeyince ellerindeki bıçakla benim bileklerimi kesip vurmaya başladılar. Bileklerim kan içerisinde kaldı. Bu sırada ben ağlıyordum evde anneleri de vardı. Ama onlara engel olmadı. Sabah erkenden annesi evden çıkıp gitti. Bana pantolonumu soyup, üstümü çıkartıp spor giymemi istedi. Ben istemeyince beni dövdü. Bu sırada göğüslerimi ve bacaklarımı okşayıp beni öpmeye çalıştılar. Onlardan çok korktum. Ertesi gün polisler eve geldiği zaman, beni mutfak dolabının içerisine koyup üstümü çarşafla kapattı. Bana sesimi çıkardığım zaman öldüreceğini söyledi.” AİLE İSYAN ETTİ Aile, kızlarına 2 gün boyunca evde işkence yapıp tacizde bulundukları öne sürülen 2 gencin serbest bırakılmasına isyan etti. Kapı komşularının ellini kolunu sallayarak, her gün gözlerinin önünde dolaşmasına içerlenen aile, kızlarına evde alıkoyan ve tacizde bulunan bu kişiler hakkında herhangi bir işlemin yapılmadığından yakındı. Aile, şahıslar hakkında şikayetçi olmalarına rağmen, 17 gündür bir türlü özel iletişim uzmanı getirilemediği için kızlarının resmi ifadesinin alınamamasına da tepki gösterdi. Töre ve aşiret ilişkilerinin yoğun olduğu Şanlıurfa’da böyle bir olay nedeniyle utandıklarını, ailece psikolojilerinin bozulduğunu belirten aile, suçluların en ağır cezaya çarptırılmalarını istedi. http://www.aksam.com.tr/2010/05/10/haber/yasam/5027/mutfak_dolabinda_bulundu.html

8 Mayıs 2010 Cumartesi

En güzel Anneler Günü

En güzel Anneler Günü Kayseri’de 16 yıldır çocuk hasreti çeken kadın, Anneler Günü’nü dördüzleri ile birlikte kutlayacak olmanın mutluluğunu yaşıyor. Zübeyde ve Halil Özer çifti evlendikten sonra çocuk sahibi olabilmek için 16 yıl beklemek zorunda kaldı. Bu süre boyunca çeşitli tedavi yöntemleri deneyen Özer çifti dördüncü tüp bebek yöntemi denemelerinde dördüz sahibi oldu. 1’i erkek 3’ü kız bebeklerine Bulem, Leylanur, İsmail Sami ve Zeynep Güler isimlerini veren 36 yaşındaki Zübeyde Özer “Bebek sahibi olabilmek için ölümden döndüm. Ama onlar aldığım en güzel Anneler Günü hediyesi. İlk kez bu günü kutlamanın heyecanını yaşıyorum” diye konuştu. http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=34693