Translate

7 Eylül 2009 Pazartesi

En büyük zulüm: Eroin ihtilafı

En büyük zulüm: Eroin ihtilafı İhtilaf Yönetimi Uzmanı TANZER GEZER, yazdı... 07.09.2009 11:32:32 Başbakan ‘Kürt Açılımı’ dedi gündem yerinden oynadı. Sağ, sol, önüm, arkam her kesimden muhalefet ayağa kalkınca, dosya mıdır, proje midir, son Başbakan yorumuyla diyalog platformu mudur henüz netleşmeyen ancak, büyük bir şaşa ile karşılıklı olarak kamuya arz edilen süreçte konuşulan başlıklar zayıf kaldı. Son gelinen noktada, Başbakan neyi diyalogla çözecek bilmiyoruz. Kürtçe resmi dil olamaz, Hükümlü muhatap alınamaz, vatan bölünmez ön koşullarını Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlattı. Buna karşın doğu ve güneydoğuya sosyal ve ekonomik yatırımlar için bütçe ayrıldı. Bir de PKK silah bırakacak. İhtilafın diğer tarafı açısından ise Kürtçe resmi dil olacak, Hükümlü muhatap alınacak, bölünme ise kaçınılmaz. Kötü bir ihtilaf yönetiminin tipik örneği olarak başlıkların nasıl böyle pazarlık konuları haline getirildiğini hep birlikte gördük. Bu durum, Hükümet doğrudan muhatap alsın ya da almasın farketmez DTP aracılığıyla zaten ve dolaylı muhatap haline getirilen Abdullah Öcalan’ın adının yeniden lider olarak anılmasının yolunu açtı. DTP’nin başında bir hükümlü var gerçeği daha ne kadar net ve fütursuzca nasıl ifade edilir bilmiyorum. Ancak, Sultanlar sağır. En başından beri bu sürecin bir uzlaşma süreci olmadığını, fazlasıyla ve gereksiz uzatılmış ve maalesef sanılanın aksine Türkiye’nin zararına bir polemik olduğunu belirttim. Tüm bunları bir tarafa bırakacak olursak, terror örgütü PKK’nın bu memlekete yaşattığı en büyük zulüm eroin ticaretidir. Aile kavramını yerle bir eden, gerek bağımlı gerekse ailesinin hep birlikte mağdur olduğu, Devletin ise “münferit olaydır, suçtur kullanmasınlar” yaklaşımlarıyla sorumluluktan tümden sıyırmaya çalıştığı bir olgudur eroin. Kullanan mağdurdur yerine suçludur yaklaşımı ile toplum uyutulmaktadır. Mağdur aileler mutlaka toplum dışına itilirler. Sırf bu nedenle bile bağımlılık toplumdan gizlenmeye çalışılır. Kim ister kötü ane-baba diye anılmayı. Aslında onlar kötü anne-baba mıdırlar gerçekten. Hiç sanmam… Evlilikleri yürümemiş ve boşanmış olabilirler. Bu, çocuklarını sevmeyi ve kollamayı bıraktıkları anlamına gelmez. Hatta öyle hikayeler var ki bağımlılık nedeniyle aileler dağılmıştır. Bir eroin bağımlısı ile yaşamayı hiç denediniz mi? İçiniz yanar, yardım edemezsiniz, koruyamazsınız. İçiniz yanar, göz göre göre Can’ınız solar… Varlığını eroinden sağladığı artık uluslar arası raporlara bile girmiş halde bilinen PKK ile görüşmelerde (DTP sözcüsüdür) silah bırakmadan çok sık bahsedildiği aşikarsa da PKK’nın “eroin bırakması” hiç konu edilmemiştir. Özellikle çocuk ve gençlere yönelik eroin tehdidi maalesef Hükümet tarafından önemsenmemektedir. Eroin ihtilafının üç tarafı vardır; Kurban ve ailesi, satıcılar, Devlet. Devlet açısından aileler ve bağımlılar suçludurlar. Ne de olsa, uyuşturucu madde bağımlığı, sadece gençlerimiz arasında değil, ailenin kontrolü altında olan ilköğretim çağındaki çocuklarımız arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Gençlerin macera arayışları, arkadaş çevreleri, eğitimsizlik ve sosyo-ekonomik nedenler hep ailenin suçudur. Aileler ise Devlet’i, “uyuşturucu maddelere ulaşmanın ve elde etmenin kolaylığı gençlerimizi ve çocuklarımızı bu bataklığın içine çekmektedir” şeklinde suçlamaktadırlar. Satıcılara ise kimsenin bir lafı olmaz. Devlet, PKK’a silahı bırak demiştir ama uyuşturucu kaçakçılığını bırak demeyi akıl bile etmemiştir. Sanırsınız ki bu sorun Devlet’in hüküm sürdüğü topraklarda hiç yok ya da aileler çocuklarına sahip çıkarsa, kimse uyuşturucu almazsa, satanı kalmaz gibi tevekkel bir tutum var ortada. Hal böyleyken, Uyuşturucu Başta Olmak Üzere Madde Bağımlılığı ve Kaçakçılığı Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla bir Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Yedi ayrı önergede toplam 187 milletvekili imzasıyla giderek artan eroine bağlı genç ölümleri neticesinde Meclis’e soru önergesi verildi. Bu soru önergelerinin hazırlanmasında kıyıdan köşeden katkım olabildiyse ne mutlu bana. Şimdi size bir Meclis oturumunu fotoğraflamak istiyorum. Soğuk kış günü, akşam saatleri, günlerden Salı (05.02.2008). Meclis yarı boş. Konu çok ilginç gelmemiş Milletvekillerine. Zamanın Meclis Başkanı makamından sesleniyor; BAŞKAN: “… esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerine 05/02/2008 tarihli 58'inci Birleşimde başlanmıştır. Hükümet? Burada.” … Önce Gruplar konuşuyor ve ardından önerge sahipleri sıra alıyorlar. AKP’li Halide İncekara önerge sahiplerinden biri ama oturuma katılmamış nedense. Konuşma sırası kendisine gelince tık çıkmıyor salondan. Onun yerine Bitlis Milletveki AKP’li Vahit Kiler konuşuyor. VAHİT KİLER: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, bir topluluğun toplum değeri kazanması için mutlak değer yargılarına ihtiyacı vardır. Bu değer yargıları toplumdan topluma ufak tefek farklılıklar gösterse de, özellikle bizim de mensubu olduğumuz Doğu toplumlarında en mühim değer yargısı tabii ki ailedir. Ailenin de akıl ve ruh sağlığı yönünden seçkin ve donanımlı insanlarla müteşekkil olması asgari ihtiyaçtır. Globalleşme süreci, bazı alanlarda sunduğu imkânların yanı sıra bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İşte, buyurun: Uyuşturucu kullanımı belası bunlardan en başında gelen. Tabii "Ne alakası var?" demeyin. Büyük Atatürk'ün yön gösterdiği gibi muasır medeniyetler seviyesine çıkmakla özensiz bir taklitçiliği birbirine fena hâlde karıştıran zihniyet, özgürlüklerden en fazla, sınırsız bir hayatı anlama riskiyle ne yazık ki karşı karşıya kalmıştır. Bu yanlış algılama, bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmayı ilericilik görerek manevi duygulardan utanan, ailesiyle anlaşamayan, birey değil bireyci, toplum değil bencil ve çoğul değil tekil yaşantıyı seçen insanları yaratmıştır. Yaratılan bu neon ışıklı sahte dünya temelde büyük boşluklarla kaplanmıştır ve bu şekilde de gitmeye devam etmektedir. İşte bu yüzden de, bu boşluğu dolduracak yeni argümanların ihtiyacı, insan sevgisi, her türlü canlı sevgisi, ana-babaya saygı, vatana bağlılık, bayrağa saygı gibi manevi duyguları olmayan insanlarda farklı tezahür etmiş ve saydığım bu değerleri dolduracak yapay, sentetik maddeler üretmiştir.” … Başta söylemiştim, Hükümet açısından eroin ihtilafında aileler ve ipini çoktan koparmış (!) mağdurlar sorumludur. Bu hal doğu toplumlarının mensubu olmayan (AKP dışı) kesimlerde görülmektedir. Meclis yine gergin tabii. Konuşmacıların hemen hemen hepsi konunun politika üstü olduğunda hem fikir olduğunu beyan etmekle birlikte, uyuşturucu konusu da iktidar ile muhalefetin kavga etmesini, birbirini suçlamasını engelleyemiyor. Sinop Milletvekili CHP’li Engin Altay kürsüye davet ediliyor bu defa; ENGİN ALTAY: “… Yapılan araştırmalar, Türkiye'de çocuklar, gençler dahil toplumun bütün kesimlerinde çok ciddi bir uyuşturucu tüketiminin süratle ve hızla yayıldığını, yaygınlaştığını ve toplumun bütün ekonomik kesimlerini… E, bir dönem "Bu, zengin eğlencesi." denilen şeyler şimdi aşağılarda. Kimisi kokain çekiyor, köprünün altındaki çocuk da tiner çekiyor. Tablo vahimdir. Ama, işte, bu konuda tekrar altını çizerek söylüyorum: Hükûmetin bu son dört beş yıldaki uyuşturucu trafiğinin artmasında, uyguladığı sosyo-ekonomik politikaların ve Hükûmetin eğitim sistemimize bakışının, bu artışın temel faktörü olduğunu ben düşünüyorum, ben öyle düşünüyorum. Bu büyük bir vebaldir, büyük bir günahtır, büyük bir ayıptır.” … Burada olmazsa olmaz bir itişip kakışma yaşanıyor tabii Meclis’te. Muhalefet Hükümeti suçladı bir kere. Konuşmaların tonu yükseldi ve bugünün Meclis Başkanı, o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin (AKP’li Antalya Milletvekili) söz istedi. Aynen aktarıyorum. Neden güldüğümü siz de anlayacaksınız. ... MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkan, Hükümete yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi…” BAŞKAN: “Cevap mı vermek istiyorsunuz?” MEHMET ALİ ŞAHİN: “Yerimden, izin verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.” BAŞKAN: “Buyurun Sayın Bakanım.” MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim. Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Altay konuşmasında, uyuşturucuyla mücadelede, işbaşında bulunan Hükûmetin, daha doğrusu Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetlerinin hiçbir şey yapmadığını ifade etti, birtakım grafikler gösterdi, sizler de takip ettiniz. Uyuşturucu madde yakalanmasındaki grafiklerde çok ciddi bir artış olduğunu gösterdi. "2002'de şu yakalanıyordu, şimdi daha fazla yakalanıyor." dedi ve güvenlik güçlerine de teşekkür etti. Peki, bunlar daha önce niye yakalanmıyordu da şimdi yakalanıyor Sayın Altay?” ENGİN ALTAY: “Daha önce kullandığının yarısı yakalanıyordu, şimdi de kullandığının yarısı yakalanıyor Sayın Bakan.” … İşte o soğuk kış akşamında Meclis böyle tartıştı uyuşturucu meselesini ve ardından, Komisyon çalışmalarını tam bir yıl içerisinde tamamlayabildi. Yine soğuk bir kış günü (26.02.2009) Meclis’te Rapor görüşüldü. Rapora göre; (1) 2008 yılı itibarı ile Madde Bağımlılığı Tedavi merkezi sayısı sadece 20. Bu tesislerde toplam 493 yatak kapasitesi var. Tesislerde 448 personel görev yapıyor, (2) Madde bağlantılı ölümler 2003’de sadece 6 olarak belirtilmişken 2007’de sayı 147. Bunların 124’ü (116 erkek, 8 kadın) afyon türevli bir madde nedeniyle hayatını kaybetmiş. Rapor, kanunları birkaç saatte çıkarma yetisi bulunan Hükümet’e çuvaldızı batırmış bu sefer. Kitapçığının içindeki bir ibare çok yerinde ve benim de eroinle ilgili davalarda olmazsa olmaz şekilde dosyaya tavsiye ettiğim hukuksal bir dayanaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 58. Maddesi - Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” Hal böyleyken, bir davada ihmali bulunduğu şeklinde suçladığımız Başbakanlık’tan, “münferit olaydır, bağımlı suç işlemiştir ve ölmüştür, aile de üst düzey suçludur ve çocuklarının ölümden zenginleşmeye çalışmaktadır.” şeklinde bir savunma geldiğini söylesem, gözleriniz yaşarır mı? En sondan birinci olarak 19 yaşındaki Reyhan Basravi eroin nedeniyle Burdur’da öldü. Bundan birkaç gün sonra da üniversite öğrencisi Begüm Veral’ı aynı zehire kurban verdik. Acaba rapor yayınlandı ve her raporun başına geldiği gibi raf mı bekliyor… Eroin, gelmiş geçmiş en kötü zulümlerden biridir. Adını ne koyarsanız koyun malum Açılımda “eroin bırakılması” da gündeme mutlaka getirilmelidir. En büyük zulüm: Eroin ihtilafı İhtilaf Yönetimi Uzmanı TANZER GEZER, yazdı... 07.09.2009 11:32:32 Başbakan ‘Kürt Açılımı’ dedi gündem yerinden oynadı. Sağ, sol, önüm, arkam her kesimden muhalefet ayağa kalkınca, dosya mıdır, proje midir, son Başbakan yorumuyla diyalog platformu mudur henüz netleşmeyen ancak, büyük bir şaşa ile karşılıklı olarak kamuya arz edilen süreçte konuşulan başlıklar zayıf kaldı. Son gelinen noktada, Başbakan neyi diyalogla çözecek bilmiyoruz. Kürtçe resmi dil olamaz, Hükümlü muhatap alınamaz, vatan bölünmez ön koşullarını Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlattı. Buna karşın doğu ve güneydoğuya sosyal ve ekonomik yatırımlar için bütçe ayrıldı. Bir de PKK silah bırakacak. İhtilafın diğer tarafı açısından ise Kürtçe resmi dil olacak, Hükümlü muhatap alınacak, bölünme ise kaçınılmaz. Kötü bir ihtilaf yönetiminin tipik örneği olarak başlıkların nasıl böyle pazarlık konuları haline getirildiğini hep birlikte gördük. Bu durum, Hükümet doğrudan muhatap alsın ya da almasın farketmez DTP aracılığıyla zaten ve dolaylı muhatap haline getirilen Abdullah Öcalan’ın adının yeniden lider olarak anılmasının yolunu açtı. DTP’nin başında bir hükümlü var gerçeği daha ne kadar net ve fütursuzca nasıl ifade edilir bilmiyorum. Ancak, Sultanlar sağır. En başından beri bu sürecin bir uzlaşma süreci olmadığını, fazlasıyla ve gereksiz uzatılmış ve maalesef sanılanın aksine Türkiye’nin zararına bir polemik olduğunu belirttim. Tüm bunları bir tarafa bırakacak olursak, terror örgütü PKK’nın bu memlekete yaşattığı en büyük zulüm eroin ticaretidir. Aile kavramını yerle bir eden, gerek bağımlı gerekse ailesinin hep birlikte mağdur olduğu, Devletin ise “münferit olaydır, suçtur kullanmasınlar” yaklaşımlarıyla sorumluluktan tümden sıyırmaya çalıştığı bir olgudur eroin. Kullanan mağdurdur yerine suçludur yaklaşımı ile toplum uyutulmaktadır. Mağdur aileler mutlaka toplum dışına itilirler. Sırf bu nedenle bile bağımlılık toplumdan gizlenmeye çalışılır. Kim ister kötü ane-baba diye anılmayı. Aslında onlar kötü anne-baba mıdırlar gerçekten. Hiç sanmam… Evlilikleri yürümemiş ve boşanmış olabilirler. Bu, çocuklarını sevmeyi ve kollamayı bıraktıkları anlamına gelmez. Hatta öyle hikayeler var ki bağımlılık nedeniyle aileler dağılmıştır. Bir eroin bağımlısı ile yaşamayı hiç denediniz mi? İçiniz yanar, yardım edemezsiniz, koruyamazsınız. İçiniz yanar, göz göre göre Can’ınız solar… Varlığını eroinden sağladığı artık uluslar arası raporlara bile girmiş halde bilinen PKK ile görüşmelerde (DTP sözcüsüdür) silah bırakmadan çok sık bahsedildiği aşikarsa da PKK’nın “eroin bırakması” hiç konu edilmemiştir. Özellikle çocuk ve gençlere yönelik eroin tehdidi maalesef Hükümet tarafından önemsenmemektedir. Eroin ihtilafının üç tarafı vardır; Kurban ve ailesi, satıcılar, Devlet. Devlet açısından aileler ve bağımlılar suçludurlar. Ne de olsa, uyuşturucu madde bağımlığı, sadece gençlerimiz arasında değil, ailenin kontrolü altında olan ilköğretim çağındaki çocuklarımız arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır. Gençlerin macera arayışları, arkadaş çevreleri, eğitimsizlik ve sosyo-ekonomik nedenler hep ailenin suçudur. Aileler ise Devlet’i, “uyuşturucu maddelere ulaşmanın ve elde etmenin kolaylığı gençlerimizi ve çocuklarımızı bu bataklığın içine çekmektedir” şeklinde suçlamaktadırlar. Satıcılara ise kimsenin bir lafı olmaz. Devlet, PKK’a silahı bırak demiştir ama uyuşturucu kaçakçılığını bırak demeyi akıl bile etmemiştir. Sanırsınız ki bu sorun Devlet’in hüküm sürdüğü topraklarda hiç yok ya da aileler çocuklarına sahip çıkarsa, kimse uyuşturucu almazsa, satanı kalmaz gibi tevekkel bir tutum var ortada. Hal böyleyken, Uyuşturucu Başta Olmak Üzere Madde Bağımlılığı ve Kaçakçılığı Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla bir Meclis Araştırması Komisyonu kuruldu. Yedi ayrı önergede toplam 187 milletvekili imzasıyla giderek artan eroine bağlı genç ölümleri neticesinde Meclis’e soru önergesi verildi. Bu soru önergelerinin hazırlanmasında kıyıdan köşeden katkım olabildiyse ne mutlu bana. Şimdi size bir Meclis oturumunu fotoğraflamak istiyorum. Soğuk kış günü, akşam saatleri, günlerden Salı (05.02.2008). Meclis yarı boş. Konu çok ilginç gelmemiş Milletvekillerine. Zamanın Meclis Başkanı makamından sesleniyor; BAŞKAN: “… esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerine 05/02/2008 tarihli 58'inci Birleşimde başlanmıştır. Hükümet? Burada.” … Önce Gruplar konuşuyor ve ardından önerge sahipleri sıra alıyorlar. AKP’li Halide İncekara önerge sahiplerinden biri ama oturuma katılmamış nedense. Konuşma sırası kendisine gelince tık çıkmıyor salondan. Onun yerine Bitlis Milletveki AKP’li Vahit Kiler konuşuyor. VAHİT KİLER: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, bir topluluğun toplum değeri kazanması için mutlak değer yargılarına ihtiyacı vardır. Bu değer yargıları toplumdan topluma ufak tefek farklılıklar gösterse de, özellikle bizim de mensubu olduğumuz Doğu toplumlarında en mühim değer yargısı tabii ki ailedir. Ailenin de akıl ve ruh sağlığı yönünden seçkin ve donanımlı insanlarla müteşekkil olması asgari ihtiyaçtır. Globalleşme süreci, bazı alanlarda sunduğu imkânların yanı sıra bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İşte, buyurun: Uyuşturucu kullanımı belası bunlardan en başında gelen. Tabii "Ne alakası var?" demeyin. Büyük Atatürk'ün yön gösterdiği gibi muasır medeniyetler seviyesine çıkmakla özensiz bir taklitçiliği birbirine fena hâlde karıştıran zihniyet, özgürlüklerden en fazla, sınırsız bir hayatı anlama riskiyle ne yazık ki karşı karşıya kalmıştır. Bu yanlış algılama, bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmayı ilericilik görerek manevi duygulardan utanan, ailesiyle anlaşamayan, birey değil bireyci, toplum değil bencil ve çoğul değil tekil yaşantıyı seçen insanları yaratmıştır. Yaratılan bu neon ışıklı sahte dünya temelde büyük boşluklarla kaplanmıştır ve bu şekilde de gitmeye devam etmektedir. İşte bu yüzden de, bu boşluğu dolduracak yeni argümanların ihtiyacı, insan sevgisi, her türlü canlı sevgisi, ana-babaya saygı, vatana bağlılık, bayrağa saygı gibi manevi duyguları olmayan insanlarda farklı tezahür etmiş ve saydığım bu değerleri dolduracak yapay, sentetik maddeler üretmiştir.” … Başta söylemiştim, Hükümet açısından eroin ihtilafında aileler ve ipini çoktan koparmış (!) mağdurlar sorumludur. Bu hal doğu toplumlarının mensubu olmayan (AKP dışı) kesimlerde görülmektedir. Meclis yine gergin tabii. Konuşmacıların hemen hemen hepsi konunun politika üstü olduğunda hem fikir olduğunu beyan etmekle birlikte, uyuşturucu konusu da iktidar ile muhalefetin kavga etmesini, birbirini suçlamasını engelleyemiyor. Sinop Milletvekili CHP’li Engin Altay kürsüye davet ediliyor bu defa; ENGİN ALTAY: “… Yapılan araştırmalar, Türkiye'de çocuklar, gençler dahil toplumun bütün kesimlerinde çok ciddi bir uyuşturucu tüketiminin süratle ve hızla yayıldığını, yaygınlaştığını ve toplumun bütün ekonomik kesimlerini… E, bir dönem "Bu, zengin eğlencesi." denilen şeyler şimdi aşağılarda. Kimisi kokain çekiyor, köprünün altındaki çocuk da tiner çekiyor. Tablo vahimdir. Ama, işte, bu konuda tekrar altını çizerek söylüyorum: Hükûmetin bu son dört beş yıldaki uyuşturucu trafiğinin artmasında, uyguladığı sosyo-ekonomik politikaların ve Hükûmetin eğitim sistemimize bakışının, bu artışın temel faktörü olduğunu ben düşünüyorum, ben öyle düşünüyorum. Bu büyük bir vebaldir, büyük bir günahtır, büyük bir ayıptır.” … Burada olmazsa olmaz bir itişip kakışma yaşanıyor tabii Meclis’te. Muhalefet Hükümeti suçladı bir kere. Konuşmaların tonu yükseldi ve bugünün Meclis Başkanı, o zamanın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin (AKP’li Antalya Milletvekili) söz istedi. Aynen aktarıyorum. Neden güldüğümü siz de anlayacaksınız. ... MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkan, Hükümete yönelik birtakım eleştiriler dile getirdi…” BAŞKAN: “Cevap mı vermek istiyorsunuz?” MEHMET ALİ ŞAHİN: “Yerimden, izin verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.” BAŞKAN: “Buyurun Sayın Bakanım.” MEHMET ALİ ŞAHİN: “Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim. Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Altay konuşmasında, uyuşturucuyla mücadelede, işbaşında bulunan Hükûmetin, daha doğrusu Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetlerinin hiçbir şey yapmadığını ifade etti, birtakım grafikler gösterdi, sizler de takip ettiniz. Uyuşturucu madde yakalanmasındaki grafiklerde çok ciddi bir artış olduğunu gösterdi. "2002'de şu yakalanıyordu, şimdi daha fazla yakalanıyor." dedi ve güvenlik güçlerine de teşekkür etti. Peki, bunlar daha önce niye yakalanmıyordu da şimdi yakalanıyor Sayın Altay?” ENGİN ALTAY: “Daha önce kullandığının yarısı yakalanıyordu, şimdi de kullandığının yarısı yakalanıyor Sayın Bakan.” … İşte o soğuk kış akşamında Meclis böyle tartıştı uyuşturucu meselesini ve ardından, Komisyon çalışmalarını tam bir yıl içerisinde tamamlayabildi. Yine soğuk bir kış günü (26.02.2009) Meclis’te Rapor görüşüldü. Rapora göre; (1) 2008 yılı itibarı ile Madde Bağımlılığı Tedavi merkezi sayısı sadece 20. Bu tesislerde toplam 493 yatak kapasitesi var. Tesislerde 448 personel görev yapıyor, (2) Madde bağlantılı ölümler 2003’de sadece 6 olarak belirtilmişken 2007’de sayı 147. Bunların 124’ü (116 erkek, 8 kadın) afyon türevli bir madde nedeniyle hayatını kaybetmiş. Rapor, kanunları birkaç saatte çıkarma yetisi bulunan Hükümet’e çuvaldızı batırmış bu sefer. Kitapçığının içindeki bir ibare çok yerinde ve benim de eroinle ilgili davalarda olmazsa olmaz şekilde dosyaya tavsiye ettiğim hukuksal bir dayanaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 58. Maddesi - Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” Hal böyleyken, bir davada ihmali bulunduğu şeklinde suçladığımız Başbakanlık’tan, “münferit olaydır, bağımlı suç işlemiştir ve ölmüştür, aile de üst düzey suçludur ve çocuklarının ölümden zenginleşmeye çalışmaktadır.” şeklinde bir savunma geldiğini söylesem, gözleriniz yaşarır mı? En sondan birinci olarak 19 yaşındaki Reyhan Basravi eroin nedeniyle Burdur’da öldü. Bundan birkaç gün sonra da üniversite öğrencisi Begüm Veral’ı aynı zehire kurban verdik. Acaba rapor yayınlandı ve her raporun başına geldiği gibi raf mı bekliyor… Eroin, gelmiş geçmiş en kötü zulümlerden biridir. Adını ne koyarsanız koyun malum Açılımda “eroin bırakılması” da gündeme mutlaka getirilmelidir. http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=50657&catid=32

5 Mayıs 2009 Salı

5 Mayıs 2009

ÇOCUK SAĞLIĞI 5 Mayıs 2009
Rota virüs enfeksiyonları 2 yaş altındaki çocuklarda akut ishalin en önde gelen nedenidir. Rota virüs enfeksiyonları tüm dünyada yaygın olarak görülür. Dr. Ceyda Ekiz, Rota virüs enfeksiyonları en çok merak edilenleri açıkladı.Enfeksiyon ılıman iklimlerde ve kış aylarında daha çok görülür. Kuluçka süresi 1-3 gündür. Rota virüsler ishalin ortaya çıkmasından önceki günlerde ve bulguların ortaya çıkışından 10-12 gün sonraya dek dışkıda atılabilir. Bulaşma ağız-dışkı yoluyla olur. Hastane, okul, kreş gibi toplu yaşanan alanlarda salgınlar yapabilir. Rota virüs oyuncaklarda, eşyaların yüzeylerinde bulunabilir. Solunum yolu ile de bulaşabilmektedir.Rota virüs enfeksiyonu geçiren bir kişi tekrar Rota virüs ile enfekte olduğunda yine hastalanabilir, ancak tekrarlayan enfeksiyon daha hafif seyreder. Anne sütü ile beslenen bebekle, yenidoğanlar ve 3 ayın altındaki bebekler anneden geçen antikorların koruyuculuğu nedeniyle daha az hastalanırlar. Enfeksiyonu alan yenidoğanlar bazen bulgular ortaya çıkmadan hastalığı atlatabilirler. Rota virüs aşısı 2 ayın üzerindeki bebeklere, ilk dozu 3. aydan önce başlanmak koşulu ile ağız yolu ile 2 ya da 3 doz olarak uygulanabilmektedir.Rota virüsler ince bağırsak iç çeperinde yerleşerek bağırsağın emilim ve sindirim özelliğini bozarlar. Genellikle 2 günün altındaki kuluçka dönemi sonrasında ateş ve kusma ile hastalık başlar. Sık sulu ishalle devam eder. Kusma ve ateş genellikle 2. gün azalır, ancak ishal 5-7 gün devam eder. Çocukta değişen derecelerde su kaybı (dehidratasyon) bulguları ortaya çıkar. Dışkı tetkiki ile tanı koyulur. Tedavide amaç kaybedilen sıvı ve vücut tuzlarını yerine koymaktır. İshali durdurucu bir tedavi yapılmaz. Ağızdan alabilen çocuklarda bol su içirilip patates, pirinç, yoğurt, muz gibi ishale uygun diyet, anne sütü, uygun ishal formülleri önerilir. Su ve tuz kaybını yerine koyan ağızdan alınan uygun ishal solüsyonları doktor tarafından önerilebilir. Su kaybı bulguları şiddetli olan çocuklarda serum tedavisine başvurulur.Hastalıktan korunmak için el yıkama ve bilinen enfekte kişi ile temastan kaçınma en önemli önerilerdir.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Ailelere yol haritası: Otizmden kuşku duyulması

Ailelere yol haritası: Otizmden kuşku duyulması
Eğer çocuğunuzda otizm olabileceğinden kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda bu kuşkunuzla ilgili olarak uzman görüşü almalısınız. Bu amaçla doğrudan çocuk ruh hastalıkları uzmanına ya da çocuk nörologuna başvurabileceğiniz gibi, önce çocuğunuzun doktoruna ya da sağlık ocağında çalışan sağlık personeline de danışabilirsiniz. Çocuğunuzun gelişimini takip eden çocuk doktoruna, Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlama Merkezlerinde ya da sağlık ocaklarında görev yapan aile hekimlerine, hemşirelere ve ebelere, çocuğunuzda fark ettiğiniz sorunları ve neden otizmden kuşkulandığınızı anlatabilirsiniz. Bu kişiler çocuğunuzun rutin gelişim takibini yaparken sizin otizmle ilgili kuşkularınıza da ışık tutabilirler. Ülkemizde otizm teşhisi koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu uzmanlar teşhis koyma amacıyla otizme yönelik ayrıntılı değerlendirme yaparlar. Çocuklarda otizm olup olmadığını, otizmin derecesini, zekâ düzeyini, uyum becerilerini, iletişim becerilerini ve davranış gelişimini değerlendirmek için çeşitli testler vardır. Çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologları ayrıntılı değerlendirme sırasında bu testlerin hangilerinin sizin çocuğunuza uygulanması gerektiği konusunda sizi bilgilendirirler ve çocuğunuza test uygulanması için sizi yönlendirirler. Eğer çocuğunuz otizm teşhisi alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almanız gerekir. Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, bünyesinde Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız. Eğitimin planlanması Bir çocuğa otizm teşhisi koyulduktan hemen sonra eğitim programının planlanması adımına geçilmelidir. Otizmin tedavisi sürekli ve yoğun eğitimdir. Her çocuk gibi sizin çocuğunuzun da bu eğitime hakkı vardır. Bu haktan yararlanmak için yaşadığınız yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezine (RAM) başvurmalısınız. Bu başvuruyla RAM içinde bulunan Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından çocuğunuza eğitsel değerlendirme ve teşhisleme yapılır. RAM’da eğitsel değerlendirme ve teşhisleme süreci sonunda çocuğunuz için bir yıllık bir eğitsel plan hazırlanır. Çocuğunuzun gelişimi RAM tarafından düzenli olarak takip edilir ve eğitsel plan her yıl RAM tarafından yenilenir. RAM’da hazırlanacak eğitsel planda çocuğunuzun hangi eğitim ortamında eğitim görmesinin uygun olacağına ilişkin görüş de belirtilir. Eğitim ortamına yerleştirme yapılması RAM’da hazırlanacak eğitsel plandaki görüş doğrultusunda il ya da ilçe Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, otizmli çocuğunuz için en uygun olan eğitim ortamına yerleştirme kararı verir. Yerleştirme seçenekleri şunlardır: Kaynaştırma: Kaynaştırma, özel eğitim gerektiren çocukların eğitimlerini normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği resmî veya özel okullarda sürdürmeleridir. Özel eğitim gerektiren çocuk okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında kaynaştırma eğitimi alabilir. Özel eğitim sınıfı: Özel eğitim sınıfları, resmî ve özel okul bünyesinde özel eğitim gerektiren öğrenciler için açılan sınıflardır. Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi (OÇEM): Zorunlu öğrenim çağında olup normal ilköğretim programlarına devam edemeyecek özelliklerde olan otizmli öğrenciler için resmî ve özel otistik çocuklar eğitim merkezleri (OÇEM) vardır. Otistik Çocuklar İş Eğitim Merkezi: İlköğretimlerini tamamlayan, genel ve meslekî ortaöğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan ve 21 yaşından gün almamış otizmli bireyler otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilirler. Çocuğunuzun eğitim ortamına yerleştirilme süreci biraz zaman alabilir. Bu süreci hızlandırmak için siz de çocuğunuza uygun eğitim ortamlarını araştırabilirsiniz. Bu arayışta karşılaşabileceğiniz sorunlar sakın sizi yıldırmasın! Ülkemizde otizmli çocuklara uygun eğitim ortamı ya da öğretmen olmaması gibi sorunların çözümü için Millî Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları çok yoğun çaba harcamaktadır. Bu çabalar sonucunda yarının bugünden daha güzel olacağına inanıyoruz. Özel eğitim giderlerinin karşılanması: Ülkemizde resmî eğitim kurumlarında verilen özel eğitim hizmetleri ücretsizdir ve devlet tarafından karşılanır. Ancak; özel eğitim kurumlarından verilen özel eğitim hizmetleri ücrete tabidir. Bu ücretin belli bir bölümüde devlet tarafından karşılanır. 01.04.2009 Otizmin “farkında mısınız?” 2 Nisan, bütün dünyada otizm konusunda farkındalık oluşturmak ve sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilân edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmle ilgili araştırmaların teşvik edilmesi ve bilinirliğin arttırılarak, erken teşhis ve tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Otizm, doğuştan gelişen, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen nörolojik tabanlı bir bozukluk olarak genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarken, bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor. Bütün dünyada tanılama bilimselliği kabul edilmiş gelişim değerlendirme ve ölçme kriteri DSM- IV ölçütlerine göre her 150 çocuktan birinin otizmden etkilenmiş olduğu görülüyor. Otizmin belirtileri Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zekâ geriliği görülse de, zekâ seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zekâ seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir. Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu sebeple otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır. Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, şu ortak belirtiler görülür. Sosyal ilişkilerde güçlük, konuşma güçlüğü, sessiz iletişimde zorlanma, oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma, değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme. Otistik bir çocuk; başkalarına karşı ilgisizdir. Göz temasından kaçınır. Başkaları ile kendiliğinden iletişim kurmaz. İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir. Diğer çocuklarla oynamaz. Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur. Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar. Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz. Bazıları üreticilik gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar (otizm.org). 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü Türkiye’deki otizmli bireylerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayata tam katılımlarının sağlanması amacıyla bu alanda çalışan 16 sivil toplum örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu bir sivil toplum hareketi olan OTİZM PLATFORMU, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sayıları her geçen gün artan otizm teşhisli çocuklara dikkat çekiyor. Ülkemizde yaklaşık 450.000 otizmli birey olduğu tahmin edilmektedir. 0–14 yaş grubunda 125.000 civarında otizmli çocuk vardır. Bunlardan sadece 1000 tanesi özel alt sınıflarda, 1000 tanesi kaynaştırma eğitiminde yer almakta, diğerleri ise evlerinde beklemektedirler. Bu veriler ışığında mevcut müfredat programları yenilenmeli, eksik olan bilimsel dayanaklı 0–3 yaş ve 15 yaş üstü müfredat programları geliştirilmelidir. Otistik çocuklar da eğitim imkânlarından yararlanmalı Rehberlik Araştırma Merkezleri’nde otizmli çocuklarımızın eğitsel değerlendirmesini yapan kadroların, çağın ihtiyaçlarına uygun erken tanılama ölçeklerini kullanması için eğitimlerle desteklenmesi gerekmektedir. Otizmin bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş özel eğitimdir. Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için ispatlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saattir. Erken teşhisle birlikte yoğun özel eğitimden yararlanan çocukların ilerlemeler göstererek, yarısına yakınının otizme özgü sorunlarının çoğundan uzaklaşarak, eğitim hayatlarının geri kalanını genel eğitim düzeni içinde sürdürebilmeleri, toplum içinde yer almaları mümkün olabilmektedir. Otistik çocukların eğitimi ile ilgili en önemli konu ise onların normal okullarda eğitim görme haklarının sağlanmaması. Otistik çocuk deyince hemen Bağımsız OÇEM'e (Bağımsız Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi)’ yönlendiriyorlar. Okul yöneticileri, öğretmenler ve hatta Rehber öğretmenler bu konuda çok bilgisizler. Kaynaştırma amacıyla normal okula gidebilecek durumdaki pek çok otistik çocuk çevrenin anlamsız tepkileri, öğretmenlerin bilgisizlikleri sebebiyle evde oturuyor veya Bağımlı OÇEM’e gitmek zorunda kalıyor. OÇEM mezunları diplomalarıyla orta öğretime alınmıyor. Bağımsız OÇEM'lerin (Bağımsız Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) sayı olarak arttırılması yerine, bütün normal okullarda özel sınıfların (Bağımlı OÇEM) açılması için bir yaptırım uygulanmalı, bütün millî eğitim personeli hizmet içi eğitimlerden geçirilmelidir, kaynaştırmaya giden mevcut otistik bireylerin yaşanmış başarı öyküleriyle konunun başarılabilirliği gösterilmelidir. Eğitim yaşını geçen otistik çocukların bir takım beceriler ya da meslekler edinmeleri, sosyal, sportif faaliyetlerde bulunmaları için spor kompleksleri, meslekî eğitim programları, özel yetenek geliştirme programları açılmalıdır. Otizm konusunda ailelerin, eğitimlerin, kamu kuruluşlarının ve STK’ların işbirliği yapması, erken teşhis konusunda bilinçlenmenin sağlanması gerekmektedir. Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle… MUSTAFA OĞUZ 01.04.2009 Ekilen her sevgi er veya geç çiçek açar Gerçek mutluluk kendisini gizler... O önce insanının içinde bulunur (Joseph Addison). Küçük insanlar küçük şeylere çok kırılırlar, büyük insanlar bunların hepsini görür, fakat kırılmazlar (La Rochefoucauld). Büyük olmak iyidir, ama insan olmak daha iyidir (Albert Schweiter). İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler (Montaigne). İnsanlar size karşı değildirler. Sadece kendilerinden yanadırlar, o kadar (Gerald Fowler). İnsanlar her zaman bir kahraman olamaz, ama her zaman insan olabilirler (Benjamin Franklin). Olgun insan, güzel söz söylemesini bilen değil, söylediğini yapan ve yapabildiğini söyleyen insandır (Konfüçyüs). Ekilen her sevgi er veya geç çiçek açar (Raoul Follereau). Çiçekler güzel olmak, insanlar ise iyi olmak için vardırlar (Phil Bomsan). Nereden gelindiğine bakmak yerine, nereye gidildiğine bakmak daha önemlidir (C. Ponder). Zayıflar arasında en güçlüsü, zayıf olduğunu unutmayandır (İskandinav atasözü). 01.04.2009 Tecrübenin özü Usta’ya başarısının sırrını sormuşlar. “İki kelime” demiş, “doğru kararlar.” Herkesten farklı olarak, sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar. “Tek kelime” demiş, “tecrübe.” “İyi de kardeşim bu tecrübe denen şeyin sırrı nedir?” diye sormuşlar. Usta, derin bir iç geçirmiş ve “İki kelime” demiş, “yanlış kararlar.” 01.04.2009 AJANDA 2. Okul Öncesi Eğitim Günleri ODTÜ Çocuk Aklım Topluluğu çocukların hayatında büyük rol oynayan yetişkinleri, çocuklara karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri hususunda bilinçlendirmeyi hedefliyor. O.D.T.Ü. Kültür Kongre Merkezi A Salonunda 9-10 Nisan’da gerçekleştirilecek olan “Okul Öncesi Eğitim Günleri”nde; atölye çalışmaları, panel, seminerler ve müzik dinletisi olacak. Amaç; yetişkinlerin dünyasında seslerini duyuramayan; kendilerine sunulanı kabul etmek zorunda olan ve çoğu kez “anlamaz, düşünemez, bilmez” denilerek görmezden gelinen çocukların haklarını savunmak; onlara hak ettiklerini ve ihtiyaç duyduklarını verebilmek. Organizasyondaki konferansların başlıkları ise şöyle: “0-3 Yaş Çocuk Eğitimi”, “Hadi Gelin Kendi Anaokulumuzu Açalım”, “Okul Öncesi Dönemde Yaratıcılık ve Önemi”, “Okul Öncesi Bilim Dergisi”, “Okul Öncesi Eğitimde Drama ve Önemi” Daha ayrıntılı bilgiye http://www.odtucat.com/ web adresinden ulaşılabilir. 8. Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu Bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak, bütün dünyada, eğitim kurumlarından üst düzey zihinsel becerileri kullanabilen, düşünen, anlayan, sorgulayan, öğrenmeyi öğrenen, bilgiyi kullanabilen ve sorun çözebilen bireyler yetiştirmeleri beklenmektedir. Öğrencilerin bu niteliklerle donanımlı olmalarında, kuşkusuz, ilköğretim basamağının ve sınıf öğretmenlerinin etkisi ve katkısı büyüktür. Bu bağlamda, ulusal eğitime ve ilköğretimle ilgili bilimsel çalışmalara katkı sağlamak amacıyla Türkiye’deki çeşitli eğitim fakülteleri bünyesinde sınıf öğretmeni yetiştiren alan uzmanlarını, öğretmenleri, öğretmen adaylarını ve diğer ilgilileri Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu şemsiyesi altında bir araya getirmek amacıyla, 21-22-23 Mayıs 2009 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı tarafında “VIII. Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu” düzenlenecek. Ayrıntılı bilgi http://www.usos2009.ogu.edu.tr/ web adresinden öğrenilebilir. Türkiye’de Okullarda Din Öğretimi Sempozyumu Çalışmalarını din eğitimi ve öğretimi konusuna yoğunlaştıran bir sivil toplum örgütü olan Değerler Eğitimi Merkezi (DEM) tarafından, 23-24 Mayıs 2009 tarihlerinde İstanbul’da “Türkiye’de Okullarda Din Öğretimi” konulu ulusal bir sempozyum düzenlenecek. Sempozyumun amacı, Türkiye’de okullarda din öğretimi konusunu bilimsel zeminde ilgili güncel meseleler, DKAB öğretmeni, öğretim programları vb. açılardan ele almak. Okullarda din öğretimi çerçevesinde şu konu başlıkları çerçevesinde teorik ve ampirik çalışmalara dayalı bildiri teklifleri alınacak: Din Öğretiminin Güncel Meseleleri, Okullarda din öğretimi politikaları, Dünyadaki gelişmeler ve din öğretimine etkileri, diğer ülkelerde ve Türkiye’de okullarda din öğretimini farklı açılardan karşılaştıran çalışmalar, din öğretimi bağlamında ortaya çıkan çeşitli tartışmalar (Çoğulcu din öğretimi, Alevilik ve diğer dinî grupların durumu vs.), DKAB İlköğretim ve Ortaöğretim Öğretim Programları, ders kitapları ve Değerlendirilmesi, yapılandırmacılık, çoğulculuk ve din öğretimi, DKAB öğretmenleri ve yeterlilikleri, DKAB öğretmeni yetiştirme, Okullarda isteğe bağlı din eğitimi tartışması, okullarda din öğretimi yöntemleri ve materyalleri, ilgili diğer konular. Ayrıntılı bilgi seyma-sahra@hotmail.com e-mektup adresinden ya da 0 532 248 25 88 nolu telefondan alınabilir. 01.04.2009 http://www.yeniasya.com.tr/2009/04/01/egitim/default.htm