Translate

26 Mayıs 2010 Çarşamba

'25 Mayıs Dünya Kayıp Çocuklar Günü'' ilk kez Meclis'te düzenlenen etkinlikle tanındı.

'25 Mayıs Dünya Kayıp Çocuklar Günü'' ilk kez Meclis'te düzenlenen etkinlikle tanındı. Meclis tören salonunda düzenlenen etkinliğe, TBMM Kayıp ve Mağdur Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara, komisyon üyeleri, sivil toplum kuruluşları ile yakınlarını kaybeden aileler katıldı. TBMM Kayıp ve Mağdur Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara, törende yaptığı konuşmada, ''Canı yananlar, derdi olanlar burada, derdi paylaşanlar, derdi çözecekler, çözmek isteyenler burada'' dedi. İncekara, Komisyon üyelerinin gece bölünen uykularının hazırlanacak rapora yansıdığını söyledi. Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal da konuşmasında, kayıp çocuklara ilişkin rakamların kendileri için önemli olmadığını, kaybolan bir çocuğun bile acısını yüreklerinde hissettiklerini belirtti. Emniyet Teşkilatı'nın 1997 yılından itibaren kayıt tutmaya başladığını anlatan Köksal, kaybolan çocukların yüzde 68'inin 10-15 yaş aralığında ve yüzde 11'inin de parçalanmış ailelerin çocukları olduğunu bildirdi. Aile içerisindeki problemlerin çocukların kaçmasında önemli nedenlerden biri olduğu ifade eden Köksal, ''İlk üç günde haber verildiğinde çocuklar daha çabuk bulunuyor''dedi. Konuşmalardan sonra ''kayıp çocuklar'' temalı tiyatro oyunları sahnelendi, şiirler okundu. Kayıp yakınlarının fotoğraflarıyla törene katılan aileler oyunları izlerken duygulu anlar yaşandı. Küresel Kayıp Çocuklar Ağı üyesi ülkeler, farkındalık yaratmak ve kayıpların bulunması için ulusal bir mesaj vermek amacıyla, birleşerek her yıl 25 Mayıs'ta bir tema belirliyor. Bu yılki tema, mavi beyaz renkleri içinde barındıran ''Beni Unutma Çiçekleri''. Türkiye'de de her yıl 25 Mayıs'ta ''Kayıp Çocuklar Günü'' etkinlikleri düzenlenecek. http://www.cocukhaklari.gov.tr/tr/news/detail/142/25_mayis_dunya_kayip_cocuklar_gunu_ilk_kez_mecliste_duzenlenen_etkinlikle_tanindi._.html

Emzik Bebeğin Konuşmasını Güçleştiriyor

Emzik Bebeğin Konuşmasını Güçleştiriyor Bebeklerde uzun süre emzik kullanımının çeşitli fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabildiği bildirildi. Denizli Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Güneri İmren, uzun süre emzik kullanan çocukların diğerlerine nazaran daha fazla konuşma güçlüğü çektiğini söyledi. Dr. Güneri İmren bebeklerin ağlamasını önlemek amacıyla sık sık ağızlarına emzik vermenin sakıncalı olduğunun altını çizdi. Bebeklerin ağzına sürekli emzik vermenin bebekte emzik bağımlılığına neden olabildiğini kaydeden Dr. İmren bu durumun anne sütünün emilmesini engelleyebildiğine de dikkat çekti. Dr. Güneri İmren şunları söyledi: "Bağımlılığa dönüşen emzik kullanımı, çocuklarda hem fiziksel hem de ruhsal sorunlara neden olur. Emzik kullanan çocuklarda, uzun süre emzik kullanmaya bağlı olarak gelişen diş damak sorunları, konuşma gelişiminde etkilenme, iletişim ve sosyal gelişimde olumsuzluk gibi sonuçlara yol açar." Emzik Tek Çare Değildir Dr. İmren annelerin, bebeklerinin gergin, sinirli ve huzursuz olduğu anlarda susturmak için emziği tek çare olarak görmemesi gerektiğini belirtti. Dr. İmren şu önerilerde bulundu: "Anne babalar, bebeği sakinleştirmek için müzik dinletmek, şarkı mırıldanmak, kucağına alıp onunla konuşmak gibi yöntemler de geliştirmeli.’’ Hijyene dikkat edilmediği takdirde emziklerin pek çok enfeksiyonun bulaşmasında rol oynadığının altını çizen Dr. Güneri İmren bağımlılığa dönüşen emzik kullanımının çocuklarda orta kulak iltihabı riskini de artırdığını da sözlerine ekledi. ( Önce Vatan Gazetesi ) - 26/05/2010 http://www.oncevatan.com.tr/haberv.asp?HaberNo=36163

25 Mayıs 2010 Salı

Çocuk Ölümleri Hızla Azalıyor

Çocuk Ölümleri Hızla Azalıyor Dünyada çocuk ölümlerinin, sanılandan daha büyük bir hızla azaldığı, yapılan bir araştırmayla ortaya çıktı. İngiliz bilim dergisi Lancet’ta yayımlanan makalede, bilimadamlarının, veriler ve gelişmiş örneklendirme teknikleri kullanılarak yaptığı araştırmaya göre bu yıl 5 yaşın altında ölen çocuk sayısının 7,7 milyon civarında olacağı belirtildi. Beş yaşın altındaki çocuk ölümlerinin, 1990 yılında 12 milyon civarında olduğu hatırlatılarak, yeni rakamın BM Çocuklara Yardım Fonunun (UNICEF) son tahminlerinden önemli oranda düşük olduğu vurgulandı. UNICEF, ishal, zatürree ve sıtma gibi önlenebilir hastalıklardan her yıl 8,7 milyon çocuğun hayatını kaybettiğini bildirmişti. Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü Başkanı Christopher Murray ve arkadaşlarının, 187 ülkenin 1970 ila 2009 yıllarındaki verilerini incelediği, her yıl çocuk ölümlerinde yüzde 2 düşüş olduğunu tespit ettiği belirtildi. Ancak bu oranın, BM’nin çocuk ölümlerini 2015’e kadar üçte iki azaltma hedefi için yeterli olmadığı da kaydedildi. Murray, ölüm oranlarının Kongo, Demokratik Kongo, Liberya, Angola, Kenya, Lesoto, Ruanda, Senegal, Sierra Leone, Svaziland, Gambiya, Botsvana ve Nijer de dahil pek çok ülkede hızla düştüğünü ancak İngiltere ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde bu konudaki ilerlemenin durduğunu ifade etti. UNICEF’in sağlık müdürü Mickey Chopra da araştırmanın, aşı, A vitamini ve hastalıklara karşı alınan bazı önlemlerin işe yaradığını gösterdiğini belirtti. ( Önce Vatan Gazetesi ) - 25/05/2010 http://www.oncevatan.com.tr/haberv.asp?HaberNo=36121

MEB'den serbest kıyafet açıklaması

MEB'den serbest kıyafet açıklaması Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), okullarda kılık-kıyafetle ilgili olarak, Bakanlık tarafından yapılan bir anket baz alınarak bazı tekstil firmalarınca kamuoyunu yanıltıcı ve gerçek dışı ilanların gazetelere verildiği belirtilerek, "Fiili uygulama ile yönetmelikteki tezatlığı gidermek üzere yürüttüğümüz çalışma, yeni eğitim-öğretim yılında başlayacak bir uygulamayı kapsamamaktadır" denildi. ANKA Ankara- MEB, son günlerde basın-yayın organlarında bakanlığın serbest kıyafet uygulamasına geçeceğine ilişkin haberlerle ilgili açıklama yapılması gereği duyulduğu ifade edildi. MEB Basın Müşavirliği'nden yapılan açıklamayada Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun yakın zamanda yapacağı basın toplantısıyla bakanlıktaki birinci yılını değerlendirmeyi ve 5 yıllık strateji hedeflerini açıklamayı planladığı belirtildi. Haftalık ders saatleri çizelgesinden müfredata, Seviye Belirleme Sınavları'ndan hizmet içi eğitimin yeniden yapılandırılmasına kadar pek çok konuda çalışmalar yürütüldüğü ve tüm bu çalışmaların detaylarının bizzat Çubukçu tarafından söz konusu toplantıda anlatılacağı ifade edilen açıklamada, Okul üniformalarıyla ilgili, öğrencilerin kendilerini içinde daha rahat hissedecekleri kıyafetleri belirlemek üzere, bir yıla yaydıkları planlama ile çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiş, yapılan bilimsel araştırma, çalıştay ve anketle veli, öğrenci ve öğretmenlerin görüşlerine demokratik bir tutum izlenerek başvurulduğu kaydedildi. "Ancak takdir edileceği üzere, 16 milyon öğrencisiyle geniş kitleleri etkileyecek bir çalışma ve değerlendirme ve karar verme sürecinin konunun basında yer aldığı şekliyle hızlı ve ani olması beklenemez" denilen açıklamaya şöyle devam edildi: "Henüz karar oluşturulmamış bir safhadayken ve serbest kıyafet uygulamasına geçişle ilgili Bakanlığımızın resmi yetkilileri tarafından deklare edilmiş bir açıklama yokken, sadece yaptığımız bir anketi baz alarak bazı tekstil firmalarınca kamuoyunu yanıltıcı ve gerçek dışı ilanların ısrarlı bir tutumla gazetelere verdiği gözlemlenmiştir. Çeşitli haber ve yorumların söz konusu ilanları izlemesi son derece üzücüdür." Kıyafet-üniforma uygulamasının sadece tekstil firmalarını ilgilendiren bi konu olmadığı, eğitimin tüm paydaşlarını yakından ilgilendirdiği ifade edilen açıklamada, "Şu an yürürlükteki Kılık Kıyafet Yönetmeliği 07 Aralık 198'de yürürlüğe giren bir yönetmeliktir ve buna göre öğrencilerimizin siyah önlük giyip, beyaz yaka takmaları gerekmektedir. Mavi önlük uygulaması ise bir genelgeyle düzenlenmiştir. Fiili uygulama ile yönetmelikteki söz konusu tezatlığı gidermek üzere yürüttüğümüz çalışma, yeni eğitim-öğretim yılında başlayacak bir uygulamayı kapsamamaktadır" denildi. Açıklamada, Kılık Kıyafet Yönetmeliği ile ilgili detaylarında MEB Nimet Çubukçu'nun yapacağı basın toplantısında bizzat kendisi tarafından kamuoyuna duyurulacağı belirtilerek, bakanlıkla ilgili her konuda resmi bir açıklama yapılmadığı sürece çıkan haber, yorum ya da yazıların ilgililerin tarafından dikkate alınmaması gerektiği vurgulandı. 25 Mayıs 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=143128

24 Mayıs 2010 Pazartesi

TAŞ ATAN DEĞİL, OKULLARINDAN TOPLANAN ÇOCUKLAR

H. HÜSEYİN KEMAL TAŞ ATAN DEĞİL, OKULLARINDAN TOPLANAN ÇOCUKLAR Atak: “Maalesef hayatımızda devlet ve toplumun yanlış ezberleriyle hareket ediyoruz. Devletin, statükonun ezberletmek istediği yanlış ezberlerin empoze edicisi ise medya. ‘Taş atan çocuklar’ mefhumu devletin medyadan üretmesini istediği bir kavramdır. Hapiste şu anda 4000 küsur çocuk var ve bu çocukların yarıdan fazlasının dâvâ dosyalarında hiçbir somut kanıt yok. Bu çocuklar kolluk kuvvetleri tarafından okullarından toplanan çocuklar!” DEVLETİN BİR KANADI ÇOCUKLARI DAĞA YÖNLENDİRİYOR “Devletin bir kanadı tarafından bu bir sindirme politikası olarak kullanılmaya çalışılıyor, ancak bu bir sindirme değil, teşvik politikasıdır. Hüseyin Çelik’in bakanken ödüllendirdiği Anadolu Lisesi birincisi 15, Batman Fen Lisesi birincisi 42,5 yılla yargılanıyor. Baktığınızda bölgenin en iyi okullarının en iyi öğrencileri delilsiz olarak toplanıp hapse atılıyor. Cumhurbaşkanına ve Başbakana söylediğim gibi biz bu çocuklara ‘Haydi dağa!’ diyoruz.” DEVLET, ÇOCUKLARA “HAYDİ DAĞA” DİYOR Radyoda açtığınızda “Dört bin çocuk tutuklu” anonsu duyuyorsunuz. Ne hissedersiniz? Radyodaki ses “Bu çocukların yarıdan fazlasının tutuklama dosyasında hiçbir hukukî delil yok. Kolluk kuvvetlerinin ‘sırtı terli, kalbi hızlı atıyor, suça bulaşmış olmalı’ ifadeleri ile toplanıyorlar. Üstelik bu çocuklar bulundukları şehirlerin en iyi okullarının başarılı öğrencileri.” Ya şimdi ne düşündünüz? Detayları daha da merak ediyorsanız radyodaki sese kulak verin: “Çocuklar 18 yaşının altında olmasına rağmen 30-40 yıl gibi cezalarla yargılanıyorlar. Bulundukları cezaevlerinde işkence görüyorlar; yemeklerinin içinde diş, çivi, fare kuyruğu çıkıyor. Üstelik yaşı çok küçük olmasına rağmen bazıları hücre hapsinde.” İçinizden bir çocuk yüreğinin karanlık bir hücrede annesinden, babasından ayrı neler hissettiğini geçirdiniz mi? Eğer bu ülkede hukuk yok mu diye soruyorsanız radyonun sesini biraz daha açın: “Darbecilerin yargılanmasına karşı çıkan barolar ve yargıçlar çocukların hiçbir hukukî temele dayanmayan yargılanması konusunda seslerini çıkarmıyorlar. Tabipler Odası çocuklara yapılan işkenceleri resmî kayıtlara geçirmiyorlar.” Merak edenler için radyodaki ses bu çocukların aileleriyle ilgili de bilgi veriyor: “Annelerin yüzde sekseni majordepresif, babalar hem aileye hem de dâvâlara yetişmek için bitmiş durumda. Çocuklar da ise mide ülseri, psikosomatik nedenlerden kaynaklanan deri hastalıkları baş gösteriyor.” Bu durum bizim başımıza gelse ne yapardık diye düşünmeye mi başladınız? Bence düşünün, çünkü bakın ne diyor radyodaki ses: “Belli bir görüşe ait ailelerin çocuklarını hapse attırabilen yasa, önümüzdeki senelerde devletin siyasetini değiştirmesiyle başka kesimlerin çocuklarını da hapse atabilecek güçte.” Tıpkı “Dersim’in kızları”na yapıldığı gibi, bugün Güneydoğudaki çocuklar müthiş bir dram yaşıyorlar. Uluslar arası sözleşmelere aykırı olduğu halde Terörle Mücadele Kanunu kapsamında 12 yaşındaki çocuklar haksızlığa maruz kalıyorlar. Biz de bu hafta “Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları”nın önde gelen isimlerinden; konuyu partilerle, başbakanla, cumhurbaşkanıyla görüşen Mehmet Atak’la konuştuk. Atak vicdanlara sesleniyor… Terörle Mücale Kanunu'yla yargılanan çocuklar için “Taş atan çocuklar” tanımlanması sizce neden yanlış? Maalesef hayatımızda devlet ve toplumun yanlış ezberleriyle hareket ediyoruz. Devletin, statükonun ezberletmek istediği yanlış ezberlerin empoze edicisi ise medya. “Taş atan çocuklar” mevhumu devletin medyadan üretmesini istediği bir kavramdır. Hapiste şu anda dört bin küsûr çocuk var ve bu çocukların yarıdan fazlasının dâvâ dosyalarında hiçbir somut kanıt yok. Bu çocuklar kolluk kuvvetleri tarafından okullarından toplanan çocuklar! Medyanın çocukların hukuksuz yere yargılanmasındaki yanlış politikası nedir? Meselâ uzun bir uğraştan sonra geçtiğimiz Kasım ayında meclise üç maddelik bir değişiklik tasarısı geldi. “Yandaş medya” diye anılan medya dahil olmak üzere “Öcalan’a af geliyor” diye manşetler attılar, haberler yaptılar. Bu değişikliklerde yeniden yargılanma hakkı getirilmiyordu. Velev ki getirilse bile Öcalan’ın bu değişiklikten yararlanması için yaşını mahkeme kararıyla 18’in altına indirmesi gerekiyordu. Ama medya bunu bir gerçeklik gibi halka öyle ezberletti. Bu medyanın ve gazeteciliğin geldiği nokta açısından korkunç bir şey! Gazetelerde konuya vakıf köşe yazarlarının yazılarıyla aynı sayfada yer alan haberler taban tabana zıd olabiliyor. Bu haberlerin devlet tarafından yaptırıldığını iddia ediyorsunuz? “Cici asker ve polis ağbeyler terörist çocukları ikna ettiler” mantığında haberler yazılıyor. Senin Cizre muhabirin zaten emniyetten gelen haberleri merkeze gönderiyor. Merkezdekiler ise bu haberlerin doğruluğu ve dili üzerine inceleme yapmıyorlar. Bazı muhabirler çocuklara ekmek arası kavurma verip “Polis amcalarım çok iyiymiş, artık taş atmayacağım” dedirtiyorlar. Artık kolluk kuvvetlerinin de bu haberleri yaptırmak için uğraşmasına gerek kalmıyor. TMK’dan yargılanan çocuklarla ilgili birçok siyasetçi ile görüştüğünüzü biliyoruz. Onların konuya yaklaşımları nasıl? Bir dönem çocukların affedilmesi gerektiği söylendi… Çoğunlukla milletvekilleri bu konuda cahiller. Mehmet Şandır’la konuştuğumuzda konu hakkındaki görüşlerimize katıldığını, ancak kanunu hükümet getireceği için desteklemeyeceklerini ifade etti. Af konusuna gelince; bir kere bu çocukların yüzde 57’sinin dosyasında somut delil yok. Eğer bu çocukları affederseniz suçlu kabul etmiş olacaksınız. İkincisi, mevcut kanun durduğu sürece yeni tutuklamalar devam edecektir. Şu an bu çocukların yüzde 98’i Kürt çocuklarıdır, ancak konjonktür değiştiğinde bu çocukların yerini Alevî çocukları ya da Müslüman ebeveynlerin çocukları alabilir. Bölge çocukları büyük bir dram yaşıyor değil mi? TBMM raporlarına göre bölgede 4 bin köy yakıldı. Bu aileler birkaç hayvan ve biraz toprakla yaşamlarını idame ettirirken büyükşehirlere göçe zorlandılar. Aileler sıfır zanaatla şehre geldiklerinde bütün moral değerleri bitti. Çocuklar ise gasp, uyuşturucu, fuhuş çeteleri tarafından kiralanıp çalıştırılır duruma düştüler. En az TMK mağdurları kadar büyük bir sorun yaşanıyor! Çocuklara yönelik bu tür uygulamalar devletin bilinçli uygulaması mıdır? Devletin bir kanadı tarafından bu bir sindirme politikası olarak kullanılmaya çalışılıyor, ancak bu bir sindirme değil teşvik politikasıdır. Hüseyin Çelik’in bakanken ödüllendirdiği Anadolu Lisesi birincisi 15 yılla yargılanırken Batman Fen Lisesi birincisi 42,5 yılla yargılanıyor. Baktığınızda bölgenin en iyi okullarının en iyi öğrencileri delilsiz olarak toplanıp hapse atılıyor. Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a söylediğim gibi biz bu çocuklara “Haydi dağa!” diyoruz. Şu an uygulanan strateji bölgeden sıcak savaşın sürmesini isteyenlerin bir uğraşısıdır. Bundan nemalanan kesimler var. Bundan nemalananlar kimler? Bu konuda bir şey söylemek istemem, düşünülüp bakıldığında herkes kimin olduğunu görecektir. Ancak TSK’nın sadece silâh alımı için TC bütçesinden aldığı pay yüzde 7, dünyada ortalamasında ise yüzde 2… ”Çocukların dağa çıkması isteniyor” dediğinizde aklıma Diyarbakır Cezaevi geldi. Sizce bu uygulama sonrasında böyle köklü bir sorun ortaya çıkarır mı? Diyarbakır Cezaeviyle karşılaştırmanıza gerek yok, zaten şimdi çocuklara ‘haydi dağa’ deniyor. Medyanın büyük yanlışlarından biri çocukları ailelerin dağa gönderdiğiyle ilgili. Şöyle düşünün 14 yaşındasınız, iki yıllık mahkemeden sonra 28 yıl ceza alıp Yargıtay kararını beklemek üzere serbest bırakılıyorsunuz. Eğer Yargıtay cezanızı onaylarsa 26 yıl daha hapis yatacaksınız. Siz olsanız ne yapardınız? Annelerin yüzde sekseni Major-depresif. Çocukları sokağa çıktığında yeniden tutuklanacaklar diye korku nöbetleri geçiriyorlar. Babalar işini gücünü bırakmış bu dâvâların peşinde koşturuyor. Birçok çocuk mide ülseri olmuş durumda ve derilerinde psikosomatik nedenlerden dolayı lezyonlar oluşmuş durumda… Batıya yapılan korkunç şey bu aileleri ve çocukları “yabancı ve tehlike” olarak göstermek. Kaldığım aileler içinde, hapse girmemiş, işkence görmemiş kimse yok. Dört aileden birinde faili meçhul cinayet var. Sizin ailenizden bir cinayet işlense kaç kuşak konuşuluyor bir düşünün… Üstelik bu ailelerin yeşil kartını ellerinden almak gibi bir faşistlik denemesinde bulunuldu. Türkiye’de bu ailelerle ve çocuklarla temas kuran öğretmenlerin, polisin, askerin, savcının, doktorun rehabilite edilmesi gerekir. Kafalardaki yanlış ezberler kırılmalı… Geçtiğimiz hafta çocuklarının hukuksuz yargılanması üzerine “Yargıya Açık Mektup” yazdınız… Barolar hiçbir delil olmadan tutuklanıp iki yıl okullarından alı konulan çocuklar için üç maymunu oynuyorlar. Bu konuyla tek kelime etmiyorlarsa tavırlarının hukukî mi yoksa siyasî bir kaygıdan mı kaynaklandığına bakarım. Konuyla ilgili Diyarbakır Barosu’nun başkanlığında sadece 13 ilin barosu toplantı yapmıştır. Yargıya gelince; yargı tam bağımsız, ama hukuktan bağımsız hareket ediyor. Siyasî güç vesayeti üzerinden hareket ediyor. Rasyonel bir delil olmadan savcı iddianame hazırlıyor, mahkeme bu iddianameyi dayanak kabul edip dâvâ açıyorsa, hakim bu dâvâyı yürütüyorsa ve çocuklara ceza kesiliyorsa bu hukuk dışıdır! Bu açıdan yargıya açık mektup önemli… Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyen siyasî kesim yeterince olayları duyarlı yaklaşıyor mu? Genel gidişat olarak hayır, ama bireysel olarak duyarlı olanlar var. TMK mağduru çocukların Kürt meselesi dışında ele alınması bazıları tarafından ellerindeki kozun alınması olarak algılandı, ancak bu yanlıştır. Bu Kürt meselesinden bağımsız bir çocuk meselesidir. Az önce söylediğim gibi devlet için konjonktür değiştiğinde bu çocukların yerin Alevî ve Sünnî Müslüman kesimin çocukları alabilir! Türkiye’de darbe olsa Sünnî Müslümanların çocukları TMK’dan yargılanabilecektir! Hükümet açısından TMK’nın ilgili maddesini değiştirmek bu kadar zor mu? Hayır kesinlikle zor değil. Ancak hükümet homojen bir yapı değil içinde milliyetçisi, muhafazakârı, İslâmcısı, demokratı var. Cemil Çiçek Cenevre’de yaptığı konuşmada 12 yaşındaki TMK mağduru çocukları için bile “Bunlar çocuk değiller” açıklaması yaptı. Adalet Bakanlığı yapmış biri olarak Cemil Çiçek bunu nasıl der? Cemil Çiçek’e bir baksın herkes kimdir diye… 12 Eylül’den bu yana hükümetlerden düşmemiş, “hayata dönüş” operasyonlarının mimarları arasında yer alan Çiçek yarın başka bir hükümet kurulsa o hükümette de yer alacak bir isimdir. Ergenekon, derin devlet derken bazı şeylere daha dikkatli bakmak gerekiyor. Şu andaki açıklamalarımı şahsım adına yaptığımı belirterek Ergenekon’un bir tarafına dokunulmadığını görüyoruz. Ramazan Akyürek’e Hrant Dink cinayeti sonrası dokunulamamıştır. Bu dokunulmazlarla Çiçek arasındaki bağlantı nedir? Cemil Çiçek tarafından çocuk kabul edilmeyen çocukların hapishane şartları nasıl? TMK mağduru çocukları Jandarma ve Özel Tim, “Çocuk Büro”ya götürmesi gerekirken 3 gün alıkoyup işkence yapıyorlar. İşkence görmüş dört çocuğun raporlarını mecliste işkenceye karşı kurulan komisyona verdim. Çocukların avukatlarında işkence olduğuna dair rapor ve fotoğraflar olduğu halde Tabipler Odası bunları resmî raporlara geçirmiyorlar. Ayrıca adlî tabip 12-18 yaşındaki olaylara karışmış çocuklar için “farkında ve idrakinde” diye raporlar veriyorlar. Sen tabip misin, polis misin? İnsan sağlığı için yemin ettin mi? Bunun yanında cezaevi psikologları çocuklarla ilk görüşmelerinde “Sen teröristsin” diyorlar. Hapishanede işkence görüyorlar mı? Bölgedeki hapishanelerde işkence olamıyor, çünkü gardiyanlar şehrin içinde yaşıyorlar. Batıda tutuklu çocuklar adlî suçla ilişkilendirilmiş çocukların içine birer ikişer serpiştiriliyorlar. Diğer çocuklara ise Türk milliyetçiliği empoze ediyorlar. Hem gardiyanlar hem diğer çocuklar fizikî ve manevî şiddet uyguluyorlar. Erzurum’da bir çocuğa tecavüze kalkışıldı. Adana’da ise bir çocuk hortumla dövüldü. Bunun yanında çocuklara hergün 5 dakika sıcak su imkânı sağlanıyor. Bu 5 dakika içinde hem çamaşırını yıkaması hem de duş alması isteniyor. Aileler çocuklara ancak “sıfır etiketli” giysiler getirebiliyor. Bu da ekonomik baskıdır. Hapishanede çocukların yedikleri yemeklerin içinden fare kuyruğu, diş, çivi, hamam böceği gibi şeyler çıkıyor sürekli. Bunların raporları Mazlum-Der, Tabipler Odası, İHD, Valilik İnsan Hakları Kurulu’nda var. Yine hastalandıklarında çocuklar doktor için iki ay bekletiliyorlar. Mardin’de bir çocuğun boğazında bir şişme olmuş ve çocuk iki aydır yataktan kalkamadığı halde doktora gitmesine müsaade edilmemiş. Ben de Zafer Üskül’e mektup yazıp ilgilenmemesi halinde ilk elden medyaya kendilerini vereceğimi söyledim. Hemen bir telefonla çocuk Dicle Üniversitesi’ne kaldırılmış. İşkence merkezi gibi… TMK mağduru çocukların atölye çalışmalarına katılmaları yasak. En ufak bir sorunda aileleriyle görüşmelerine yasak getiriliyor. Hukuken imkânsız olmasına rağmen Bingöl’de bir çocuğa hücre hapsi verildi! Bunun yanında medya görüntüsü olmadığı için kolluk kuvvetleri tarafından öldürülen çocukları haber yapmıyor. Meselâ Van’da bir kız çocuğu tankın önüne geçip zafer işareti yaptı diye ezilip geçildi. Meta değeri olmadığı için medya bunları haber yapmıyor. Siz anlattıkça insan soru sormak bile istemiyor… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye tazminata mahkûm edilecek olsa bile dört bin çocuk devlet tarafından telef edilmiştir. Çünkü bu çocukları artık düzeltme şansınız yok. Bu çocuklar artık devlet kurumlarının önünden geçmeye korkuyorlar. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na götürmek istediğimde çocuklar içinde “Türkiye” geçtiği için çekinir duruma getirildiler. 12 yaşında bir çocuk sekiz sırtından, on kurşunla öldürüldü, ancak kolluk kuvveti meşrû müdafaadan beraat ettirildi… SICAK SAVAŞIN SÜRMESİNİ İSTEYENLER VAR Baktığınızda bölgenin en iyi okullarının en iyi öğrencileri delilsiz olarak toplanıp hapse atılıyor. Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a söylediğim gibi biz bu çocuklara “Haydi dağa!” diyoruz. Şu an uygulanan strateji bölgeden sıcak savaşın sürmesini isteyenlerin bir uğraşısıdır. Bundan nemalanan kesimler var. H. HÜSEYİN KEMAL 24.05.2010 http://www.yeniasya.com.tr/2010/05/24/roportaj/h1.htm

3.Uluslararası e-Ögrenme Konferansı Kapsamında İstanbul Üniversitesi'nde Panel

3.Uluslararası e-Ögrenme Konferansı Kapsamında İstanbul Üniversitesi'nde Panel Giriş Saati : 24.05.2010 13:27 Güncelleme : 24.05.2010 13:31 İstanul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü Rektörlük Binası Doktora Salonu'nda 12.05.2010 tarihinde "Öğretim Üyelerinin e-Öğrenme'ye ilişkin tutumu: Türkiye ve Amerika Deneyimleri" konulu panel gerçekleştirilmiştir. İstanbul Üniversitesi Enformatik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sevinç Gülseçen'in hoşgeldiniz mesajının ardından İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Çiğdem Kayacan açılış konuşmasını yapmıştır. Prof. Dr. Erdal Balaban (İstanbul Üniversitesi) yönetiminde gerçekleşen panele; Yasemin Tunç (Ball State University, USA), Prof. Dr. Uğur Demiray (Anadolu Üniversitesi), Doç. Dr. Alper Cihan (İstanbul Üniversitesi), Doç. Dr. Kürşat Çağıltay (ODTÜ), Yrd. Doç. Dr. Fatih Gürsul (İstanbul Üniversitesi) konuşmacı olarak katılmıştır. Panele katılan konuşmacılar e-Öğrenme alanındaki kurumlarındaki deneyimlerini dinleyicilere aktarmış, dinleyicilerden gelen soruları yanıtlamışlardır. Yasemin Tunç, Ball State Üniversitesi'ndeki öğretim görevlilerini içerik geliştirme konusunda desteklediklerini, yönetim değerlendirme ve kullanım hakkında yüzyüze ve uzaktan eğitim imkanları ile eğitimler organize ettiklerini, öğretim elemanlarının bu eğitimler sonucunda daha olumlu yaklaşım sergilediklerini ifade etmiştir. Prof. Dr. Uğur Demiray Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi deneyimini paylaşmış, açıköğretim için geliştirilmiş içerik tasarımının sınıf eğitimi için geliştirilen içerikten farklı olması gerektiğini vurguladı. Doç. Dr. Alper Cihan İstanbul Üniversitesi bünyesinde yeni kurulan Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile ilgili gelişmeleri belirtmiştir. Doç. Dr. Kürşat Çağıltay ODTÜ'deki internette yayınlanan "açık ders malzemeleri" hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. Yard. Doç. Dr. Fatih Gürsul ise yüzyüze eğitim ile sınıf eğitimini karşılaştıran araştırmasından örnekler sunmuş ve konu ile ilgili görüşlerini belirtmiştir. http://www.sabah.com.tr/Egitim/2010/05/24/3uluslararasi_eogrenme_konferansi_kapsaminda_istanbul_universitesinde_panel

Üniversitelilere iş kapısı açılıyor

Üniversitelilere iş kapısı açılıyor Hazal ATEŞ / ANKARA 24.05.2010 Çalışma Bakanlığı 29 sivil toplum örgütünün de önerilerini dikkate alarak Ulusal İstihdam Stratejisi hazırlıyor. İstihdam açığı bulunan kamu kuruluşlarında özellikle üniversite mezunu gençlerin istihdamı sağlanacak Hükümet ve iş dünyası istihdam seferberliği başlatırken, ekonomi yönetimi 2010'da önceliği işsizlikle mücadeleye verecek. Çalışma Bakanlığı 29 sivil toplum örgütünün de önerilerini dikkate alarak Ulusal İstihdam Stratejisi oluşturuyor. EKK TOPLANDI Çalışma Bakanlığı'nın koordinasyonunda gerçekleştirilen çalıştayda Türkiye Oralar ve Borsalar Birliği (TOBB) TÜRK- İŞ, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) başta olmak üzere çeşitli kuruluşları işsizlikle mücadeleye ilişkin raporlar ve öneriler sundu. Geçen hafta Başbakan Yardımcısı Ali Babacan başkanlığındaki Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında bu öneriler masaya yatırıldı. Bu kapsamda atılacak ilk adım istihdam üzerindeki yüklerin hafifletilmesi olacak. İstihdam açığı bulunan kamu kuruluşlarında özellikle üniversite mezunu gençlerin istihdamı sağlanacak. Sigorta primlerini düzenli ödeyen patronlar ödüllendirilecek. İş dünyasının yeni istihdam yaratması için işsizlik sigorta payında indirime gidilecek. Kısa çalışma ödeneğinin tutarının artırılması ve süresinin uzatılması gündemde. Girişimci gençleri teşvik amacıyla sigorta primlerinde indirim yapılacak. Yatırım ve işletme kredileri konusunda destek sağlanacak. Part-time çalışma gibi esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşması sağlanacak. Ekonomi yönetimi işsizlik alarmında Ekonomi yönetimi üçüncü istihdam paketi üzerinde çalışırken haziranda şekillenmesi bekleniyor. Çalışma Bakanlığı Aralık 2009'da ve şubatta iki ulusal istihdam çalıştayı yaptı. Bu çalıştaylara Merkez Bankası, Maliye, İş Kur, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi, Sağlık, Tarım, Kültür bakanlıkları, Gelir İdaresi Başkanlığı, KOSGEB, YÖK, TİSK, Hak-İş, DİSK, TESK, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu, TOBB, TZOB, TÜSİAD ve MÜSİAD'ın olduğu 29 sivil örgüt katıldı. Girişimciye teşvik GİRİŞİMCİ gençleri teşvik amacıyla sigorta primlerinde indirim yapılacak. Yatırım ve işletme kredileri konusunda destek sağlanacak. Özellikle, tekstil, turizm, bilişim ve finans sektörlerinde istihdamın artırılması için destekler artırılacak. Part-time çalışma gibi esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşması sağlanacak. http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2010/05/24/universiteli_genclere_is_kapisi_aciliyor

Bora, futbola başladı

Bora, futbola başladı 24/05/2010 13:22 Berlinale'de 'Altın Ayı' ödülünü kazanan film 'Bal'ın başrol oyuncularından Bora Altaş Çamlıhemşin Spor Kulübü'nün altyapısında futbola başladı. Muhammet KAÇAR RİZE- 60’ıncı Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ ödülü alan ‘Bal’ filminin başrol oyuncularından 7 yaşındaki Bora Altaş, Çamlıhemşin Spor Kulübü’nün altyapısında futbola başladı. Bora Altaş ile yaşları 7- 14 arasında değişen 29 sporcu, Rize 1’inci Amatör Küme’de mücadele eden Çamlıhemşin Spor Kulübü futbol takımının altyapısında ter döküyor. Çamlıhemşin futbol sahasında antrenör Hasan Reyhan yönetimindeki çalışmaya, Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali’nin hediye ettiği ve üzerinde adının yazılı olduğu 61 sırt numaralı Trabzonspor formasını giyerek katılan Bora, futboldaki yeteneği ile de dikkat çekiyor. Antrenmanlarda düz koşu, pas çalışması ve çift kale maç yapan Bora, takımla birlikte yaz döneminde antrenmanlarını sürdürecek. ‘FUTBOLCULUK DAHA İYİ, FİLMCİLİK ZOR’ Gelecekte futbolcu olmak istediğini ifade eden Bora, “Babama futbol oynamak istediğimi söyledim. O da beni futbola seçmelerine verdi ve futbola başladım. Bence futbolculuk daha iyi, filmcilik daha zor. Yönetmen bağırıyor, sonra yapamıyorsun. Bazen de para vermiyorlar. Futbolculuk daha iyi” dedi. Yeni film tekliflerine de açık olduğunu belirten Bora, teklifleri yaz döneminde değerlendirebileceğini söyledi. ‘BORA FUTBOLDA GELECEK VADEDİYOR’ Antrenör Hasan Reyhan ise Bora’nın geçen yıl futbola başlamak istediğini ancak o sırada yönetmen Semih Kaplanoğlu tarafından film ekibine seçildiğini belirterek, “Hatta film sırasında bana gelip, ‘Hocam ben artist oldum, yerime başka futbolcu bul’ dedi. Filmden sonra başka teklifler gelmiyor diyerek yeniden futbola döndü. Bora’nın artistlikte olduğu gibi futbolda da yeteneği var. Gelecek vadediyor” diye konuştu. ‘BAL’ FİLMİ ALTIN AYI ÖDÜLÜNÜ ALMIŞTI Rize’nin Çamlıhemşin İlçesi Fırtına Vadisi’nde çekilen ve Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği, Bora Altaş ile Erdal Beşikçioğlu ve Tülin Özen’in başrollerini paylaştığı ‘Bal’ filmi, Almanya’da düzenlenen 60’ıncı Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ ödülünü kazanmıştı. (dha) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=998562&Date=24.05.2010&CategoryID=79

Kendi protezini 10 TL'ye kendisi yaptı 70 bin proje arasından ilk 100 girdi..

10 TL'ye kendi protezini yaptı 24/05/2010 13:26 7. sınıf öğrencisi Deniz Kazak, küçük yaşta kaybettiği sol bacağına plastik borudan protez yapıp, TÜBİTAK yarışmasında ilk 100'e girdi. GAZİANTEP-Gaziantep’te, 5 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrasında sol bacağının diz kapağından aşağısını kaybeden 7. sınıf öğrencisi Deniz Kazak, 10 liraya mal ettiği protezle TÜBİTAK’ın "Bu Benim Eserim" yarışmasında 70 bin proje arasında ilk 100’e girmeyi başardı. Yavuzeli İlköğretim Okulu 7. sınıfta okuyan 14 yaşındaki Deniz Kazak, 5 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrasında sol bacağının diz kapağından aşağısını kaybettiğini, sağ ayağında da çeşitli sorunlar oluştuğunu ve sağlıklı yürüyemediğini söyledi. Kazanın ardından birçok operasyon geçirdiğini ve daha sonra sol ayağı için devletin yardımıyla protez aldığını ifade eden Kazak, "Protezi bir süre kullandım. Daha sonra rahatsızlık vermeye başladı. Yürüyemiyordum ve bıraktım. Bir süre koltuk değnekleriyle yürüdüm. Daha sonra bacağın alt kısmının boruya benzediğini fark ederek plastik boru ile bir protez yapmaya karar verdim. Denedim ve başarılı oldum, daha sonra bunu geliştirdim. 8 yıldır bu protezi kullanıyorum ve şimdiye kadar hiçbir sorun yaşamadım" dedi. Deniz Kazak, protez için plastik boru, çizme, koli bandı, tel ve ten rengi bayan çorabı kullandığını ifade ederek, plastik boruyu dikey olarak kestiğini ve iç içe geçirerek bacağı kavrayacak şekilde telle tutturduğunu, alt kısmını çizmenin içine koyduğunu ve yine telle birleştirdiğini, koli bandıyla da aralık bırakmadan sardığını anlattı. Kazak, "Estetik sağlamak amacıyla da bayanların kullandığı ince ten rengi çorabı protezin üzerine geçirdik. Bu protezin en büyük avantajı maliyetinin az olması. Hazır protezlerin en ucuzu yaklaşık 2 bin ile 5 bin lira arasında. Bu protezin maliyeti ise sadece 10 lira. Üstelik protezin ayak kısmından kıvrılabilme özelliği de var. Ayrıca bu el yapımı protezi tel ile sabitlediğimiz için gevşetip bacağa göre ayarlayabiliyoruz. Maddi durumu iyi olmayan engelli kardeşlerimiz bunu rahatlıkla kullanabilir. Proje sayesinde benim gibi engellilerin de başarılı olabileceğini ispatlamaya çalıştım. Engelli olmak sınırlı olmak anlamına gelmiyor" diye konuştu. Eğitimini tamamlayıp doktor olmak istediğini vurgulayan Kazak, sağ bacağının da tedavi olması gerektiğini ve kemiklerinde problem olduğunu söyledi. Deniz Kazak, "Doktorlar gelişimimi tamamlayınca sağ ayağım için yeniden tedaviye başlanabileceğini söyledi. Kemiklerimde problem ve gelişim bozukluğu var. Sol ayağımda da hala kendi yaptığım protezi kullanıyorum. Şimdiye kadar başka bir protez denemedim. Tedavimi tamamlamak ve okumak istiyorum. Hayalim doktor olmak" dedi. Baba Mustafa Kazak ise oğlunun 7 çocuğunun en büyüğü olduğunu belirterek, Deniz’in başarılı bir öğrenci olduğunu, eğitimini sürdürmesini sağlamak ve en iyi şartlarda tedavi ettirmek istediğini söyledi. (aa) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=998563&Date=24.05.2010&CategoryID=77

"Babam beni 2 kez sattı"

"Babam beni 2 kez sattı" Samsun’un İlkadım ilçesinde, ayrı yaşadığı 3 çocuk annesi eşini bıçaklayarak öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezasıyla yargılanan kişinin tanık olarak dinlenen kızı, babasının annesine ve kendisine sürekli kötü davrandığı söyledi. 13:09 24 Mayıs 2010 Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde, Anadolu Mahallesi’ndeki olayda ayrı yaşadığı eşi 3 çocuk annesi Hanife E.’yi (39) çok sayıda bıçak darbesiyle öldürmekten tutuklanan Yaşar E.’nin (41) yargılanmasına devam edildi. Fotoğraflar için tıklayın...Ertaş, duruşmadaki ifadesinde pişman olduğunu belirterek, eşi ile arasında sorunlar olduğunu, kızının bazı özel durumları nedeniyle de sık sık tartıştıklarını ileri sürdü.Duruşmada tanık olarak dinlenen sanığın kızı Yonca ise babasının sık sık annesi ve kendisine kötü davrandığını söyledi."Anneme nasıl kıydın" diyerek babasına tepki gösteren Yonca, "Ben daha önce telefonla tanıştığım Urfalı birine kaçtım. Bunun üzerine babam beni gelip, Urfa’dan geri aldı. Daha sonra beni para karşılığı Kavak ilçesinde başka birine evlenmek için sattı. Ben bu kişinin evinden kaçtım. Babam bu kez beni Ayvacık ilçesinde birine sattı. Ben yine kaçtım. Ablamı da para karşılığı satmıştı. Bunun için annemi sürekli dövüyordu. Bunun üzerine annem Samsun’a kaçarak akrabamızın evinde kaldığı sırada, babam Samsun’a geldi. Annemle konuşma bahanesiyle beni evden döverek kovdu. Kovduktan sonra annemi bıçakla öldürdü. Bizi köpek satar gibi satıyordu" diye konuştu.

12 yaşındaki çocuğa komşudan işkence

12 yaşındaki çocuğa komşudan işkence Babası felçli olan küçük B.K.'nın annesi, doktordan alınan darp raporuyla polis merkezine giderek komşularından şikayetçi oldu. 13:04 24 Mayıs 2010 Yavuz KUŞDEMİR / UŞAK, (DHA) UŞAK'ta, ilköğretim öğrencisi 12 yaşındaki B.K., sokakta oyun oynarken itiştiği arkadaşının annesi, tezyesi ve dedesi tarafından ``sana birşey vereceğiz'' denilerek evi sokulduğu, sonrasında da tekme, tokat ve yumruklarla öldüresiye darp edildiği öne sürüldü. Babası felçli olan küçük B.K.'nın annesi, doktordan alınan darp raporuyla polis merkezine giderek komşularından şikayetçi oldu.Akıl almaz olay, önceki gün (cuma) Atatürk Mahallesi 5. Duygu Sokak'ta meydana geldi. İddiaya göre, aynı sokakta oturan ailelerin çocukları R.B. (8) ve B.K. öğle saatlerinde oyun oynarken itişip tartışmaya başladı. Eve ağlayarak giden R.B., komşularının oğlu B.K.'nın kendisini ittirdiğini söyledi. Bunun üzerine, R.B.'nin annesi H.Y. (29), teyzesi F.T. (45) ve dedesi emekli işçi K.Y.'nin (80), B.K.'yı ``sana birşey vereceğiz'' diyerek eve çağırdığı iddia edildi. H.Y., F.T. ve K.Y.'nin daha sonra, ilköğretim öğrencisi B.K.'yı eve sokup kapıyı kilitleyerek tekme, tokat ve yumruklarla öldüresiye dövdüğü, yüzünü tırnakladığı ileri sürüldü. Bir süre sonra eli yüzü kanlar içinde sokağa atılan ve teyzesinin evine sığınan B.K., Uşak Devlet Hastanesi'ne götürülerek tedaviye alındı. İşten dönüp oğlunu hastanede feci şekilde dayak yemiş halde bulan anne Emine K.(42) ise çılgına döndü. Tedavisi tamamlanan küçük B.K., doktorun verdiği ``kulak, yüz ve sırt bölgesinde darp izleri bulunduğu'' yönündeki raporla, annesi Emine K. tarafından İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürülerek ifade verdi.Polise verdiği ifadede, başından geçenleri, ``Sokakta oyun oynarken komşumuzun kızı R. ile birbirimizi ittirdik. Ardından R.'nin annesi H.Y. beni `sana bir şey vereceğiz' diyerek evlerine çağırdı. Ben eve girer girmez üzerimden kapıyı kilitledi. R.'nin annesi ve evde bulunan teyze ve amca bana tokat ve yumruklarla vurmaya başladı. Yüzümü tırnakladılar. Kulaklarımdan tutup havaya kaldırdılar. Sırtıma terlikle vurdular. Beni yarım saate yakın dövdükten sonra kanlar içinde sokağa attılar'' diye anlatan küçük B.K. annesine sarılıp ağladı.Eşinin felçli olduğunu ve evini geçindirmek için çocuk baktığını anlatan anne Emine K. komşularının yaptığına bir anlam veremediğini söyledi. Komşularından şikayetçi olan Emine K., ``İşten eve geldiğimde oğlumun evde olmadığını gördüm. Sonra kardeşim aradı hastanede olduklarını söyledi. Karşı komşularımız Y. ailesi küçük kızlarını ittirdi diyerek oğlumu çok kötü dövmüşler. Kocaman insanlar el kadar çocuğa nasıl böyle bir vahşet yapar anlamış değilim. Bunu yapanlar karşı komşumuz. Çocuğa adeta işkence yapmışlar. Eşim felçli ve evin önünde oğlumun çığlıklarını duymuş ancak kalkamadığı için müdahale edememiş. Oğlumu bu hale getirenlerden şikayetçiyim'' dedi.Şikayet üzerine polis merkezine getirilen H.Y., F.T. ve K.Y. ifade verdi. Suçlamaları reddeden ve ifadelerinin ardından serbest bırakılan üç kişi de kendilerine iftira attığını savundukları Emine K. ve kızlarına sarkıntılık yaptığını öne sürdükleri oğlu B.K.'dan şikayetçi oldu. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. http://www.milliyet.com.tr/12-yasindaki-cocuga-komsudan-iskence/turkiye/sondakika/24.05.2010/1241971/default.htm?ref=haberici

Tekvando hocası kız öğrenciye önce vurdu sonra pet şişe attı

Tekvando hocası kız öğrenciye önce vurdu sonra pet şişe attı 13:28 24 Mayıs 2010 Fırat KESKİNKILIÇ-Engin ÖZMEN/EDİRNE, DHA
EDİRNE'de düzenlenen ve 7 ülkeden 500 sporcunun katıldığı 4'ncü Ters Lale Tekvando Turnuvası'nda Gerede İlterişspor'un antrenörü İlhan Şimşek, yüzlerce kişinin önünde rakibine yenilen 14 yaşındaki sporcusu Vildan Erdal'ı tartakladı, başına elindeki pet şişe ile vurdu ve daha sonra şişeyi arkasından fırlattı.Edirne Belediyesi ve Balkan Yıldızı Spor Klubünün ortaklaşa düzenlediği 4'ncü Ters Lale Tekvando Turnuvası'na Türkiye, Yunanistan, İran, Bulgaristan, Irak, Almanya ve Sırbistan'dan 500 sporcu katıldı. Edirne Mimar Sinan Kapalı Spor Salonu'nda önceki gün başlayan turnuvanın ilk gün müsabakalarında Bolu'nun Gerede İlçesi'ndeki İlterişspor'un Minik yıldızlar kategorisinde mücadele eden 14 yaşındaki sporcusu Vildan Erdal, karşılaşmayı kaybetmek üzere olunca antrenör İlhan Şimşek sahaya havlu attı ve karşılaşmayı sonlandırdı. Ancak öğrencisinin yenilmesini hazmedemeyen İlhan Şimşek, yerine geçen Vildan Erdal'ın sırtına eli ile 2 defa, pet şişeyle de başına bir defa vurdu ve bağırdı. Bunun üzerine korkuya kapılan Vildan Erdal tribünlere çıktı ve hocasının yanından uzaklaştı. Ancak siniri geçmeyen İlhan Şimşek öğrencisinin arkasından tribüne çıktı ve ilendeki pet şişeyi öğrencisene doğru fırlattı. Yüzlerce kişinin önünde gerçekleşyen bu olaya ise kimse müdehale etmedi.Dün sona eren turnuvayı büyük erkeklerde 58 kiloda Bulgaristan'dan Crasimir Tomonov, 63 kiloda Umut Bildik, 68 kiloda Bulgaristanlı Tsvlov Illıev, 74 kiloda Ferhat Salih, 80 kiloda Burak Ozan Karaca ve 80 artıda Milan Goçen birinci oldu. Bayanlarda ise 49 kiloda Gamze Altınküplü, 53 kiloda Elif Çoruh, 57 kiloda Özge Karayılan, 62 kiloda Tugen Estetik, 73 kiloda Gamze Aşçı birinciliği elde etti. Genel Klasmanda Türkiye birinci, Bulgaristan ikinci, Almanya ise üçüncü oldu. Minik yıldızlarda ise Edirne birinci, İran ikinci, İstanbul Başakşehir takımı ise üçüncülüğü aldı."BU OLAYI TARTAKLAMA OLARAK DEĞERLENDİRMEMEK LAZIM" DHA muhabirinin görüştüğü antrenör İlhan Şimşek şunları söyledi: "Turnuvaya 9 sporcu ile katıldık. 6 bronz madalya kazandık. Bu olayı tartaklama olarak değerlendirmemek lazım. Bu şekilde doğru olmaz. Burada bir emek var, karşılığını alamayınca yada yapmak istediklerini yapamayınca insan geriliyor. Onun bir tepkisi ama öğrenciye karşı yada başkasına karşı değil. Öğrencinin yapabileceklerini biliyorsun, plan kuruyorsun karşılığını alamayınca psikolojik şeye giriyorsun. Gerede küçük bir yer zor şartlarda katılıyorsun, çok büyük emek sarf ediyorsun. İlçenin eksikliğini gidermeye çalışıyorum ve ailemden çok vakit harcıyorum. Ben asla sporcularıma kıyamam ama o an için 'tüh neden yapamadın, yapmalıydın' gibi planının tutmamasından dolayı oldu. Tabiki çok üzüldüm, tekvando ile ilgili böyle bir şey ilk değil tabiki çok üzgünüm. Diğer hocalarında tepkisi olur, sonra gidersin maçı değerlendirirsin. Elbette pişmanım, kendimin maçı kaybetmemizden dolayı tepkisi olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Öğrencime ya da başkasına karşı tepki değil. Öğrencimin daha kapasiteli olduğunu düşünüyorum yapamadığı içinde üzgünüm."dedi.

'Sığ su bayılması' kurbanı oldu

'Sığ su bayılması' kurbanı oldu 24 Mayıs 2010 Pazartesi Genç çocuk babasının gözleri önünde can verdi... İzmir’in Menderes İlçesi’ne bağlı Gümüldür’de denize giren 15 yaşındaki lise öğrencisi Serhat Odabaşıoğlu, ‘sığ su bayılması’ nedeniyle babasının gözleri önünde yaşamını yitirdi. Baba-oğul, iki gün önce tüpsüz dalışta zıpkınla avlanmak istedi. Serhat, son dalışının ardından su yüzeyine çıkmak isterken, babası Yusuf Odabaşıoğlu’nun gözleri önünde titreyerek batmaya başladı. Oğlunun fenalaştığını gören baba, paletlerinden tutmak istemesine rağmen başarılı olamadı. Babanın haykırışlarını duyan balıkçı tekneleri yardıma koştu. Kendisi de bayılan baba Odabaşıoğlu, güçlükle tekneye alınırken, liseli gencin cansız bedeni, uzun süren aramalar sonucu bulundu. ‘Sığ su bayılması’ nedeniyle yaşamını yitirdiği belirlenen Serhat Odabaşıoğlu, önceki gün Urla Merkez Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından İskele Mezarlığı’nda gözyaşları arasında toprağa verildi.

Ölmeden önce itiraf etti

Ölmeden önce itiraf etti 24 Mayıs 2010 Pazartesi Ölmeden önce, çocukları kendi eliyle gömdüğünü itiraf etti... İngiltere'de bir erkek çocuk yurdunun altında toplu mezar olduğu iddia edildi. Toplu mezarda doğal yollardan ölen 40 çocuğun cesedinin bulunduğu tahmin ediliyor. Çocukluğu aynı yetimhanede geçen 75 yaşındaki Frank Hadley'in ölen çocukları kendi elleriyle gömdüğünü polise itiraf etmesi üzerine polis soruşturma başlattı. Ülkenin Warwickshire bölgesinde yüzlerce kimsesiz çocuğun eğitim gördüğü Haseley Hall Açık Hava Erkek Öğrenci Yurdu'nun altıda 1940-1950 yılları arasında doğal yollardan öldüğü sanılan 40 çocuğun cesedinin gömülü olduğu öne sürüldü. ÖLMEDEN ÖNCE İTİRAF ETTİ Çocukluğu aynı yetimhanede geçen 75 yaşındaki Frank Hadley'in ölen çocukları kendi elleriyle gömdüğünü polise itiraf etmesi üzerine polis soruşturma başlattı. Çok sayıda çocuğun zatürre, tüberküloz ve bronşit gibi hastalıklardan öldüğünü itiraf eden Hadley,korkunç gerçeği yıllar sonra itiraf etmesinin nedenini “Ölmeden önce çocukların uygun bir şekilde gömülmelerini görmek istiyorum" diye ifade etti. Polis, ihbarı ciddiye aldıklarını ve toplu mezarla ilgili soruşturmanın başlatıldığını duyurdu.

Zehirlenmeye karşı basit önlemler

Zehirlenmeye karşı basit önlemler 24 Mayıs 2010 Pazartesi Uzmanlar, aşırı boyalı ve parlak oyuncaklardaki zehir tehlikesine karşı uyarıyor. Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı Mustafa Ertek, zehirlenmelerin basit önlemlerle engellenebileceğini ancak buna rağmen her yıl önemli sayıda zehirlenme vakası görüldüğünü belirtti. Bu kapsamda aşırı boyalı ve çok parlak oyuncaklardan uzak durulması gerektiğini dile getiren Ertek, evdeki ilaç ve deterjan gibi kimyasalların çocukların ulaşamayacağı yerde saklanması gerektiğinin altını çizdi. Ertek, Zehir Danışma Merkezi 114'e yılda müracaat eden doğrulanmış vaka sayısının 100 binin üzerinde olduğuna dikkat çekti. Zehirlenmelere karşı vatandaşlara bazı tavsiyelerde bulunan Ertek, bu kapsamda deterjan, tuz ruhu gibi temizlik malzemelerinin kilitli dolaplarda saklanması gerektiğini belirtti. Bu kimyasalların kesinlikle boş şişe ve yiyecek kaplarına konmaması gerektiğinin altını çizen Ertek, "Aksi halde unutmaya bağlı olarak bazı zehirlenme vakaları görülebiliyor. Geçmiş yıllarda tuz sanılarak, tarım ilacı kullanılması sonucu toplu zehirlenmelerin yaşandığı olaylarla karşılaşmıştık." dedi. Doğrulanmış 100 bin vakanın yüzde 60'ının ilaçlardan kaynaklanan zehirlenmeler olduğunu söyleyen Ertek, çocukların ilaçları şeker olarak algılayabildiğine işaret etti. Ertek bu nedenle ilaçların kapalı dolaplarda, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmasının önemini vurguladı. Oyuncak kaynaklı zehirlenmelere de dikkat çeken Ertek, ağır metal içerikli -kurşunu fazla olan oyuncaklardan uzak durulması gerektiğini belirtti. Ertek, "Aşırı boyalı, çok parlak oyuncaklardan mümkün olduğunca uzak durmak lazım. Çünkü genelde bu aşırı parlak boyalı şeyler, sağlığa uygun olmayabilir." diye konuştu. Oyuncak alırken CE işaretine bakmak gerektiğini ancak bazen bu işaretin de sahtesinin kullanılabildiğini ifade eden Ertek, "Bunun kontrolü yapılıyor ancak bazen kaçaklar olabiliyor. Bunların üzerinde üreticisinin açık adresi olması gerekir. Hangi yaş grubuna ait olduğu belirtilmesi gerekir, kullanımı ile ilgili talimat olması gerekir. Ayrıca oyuncakların bilinen bir yerden alınması da önem taşıyor." diye konuştu. 114 EN FAZLA 20.00 İLA 22.00 SAATLERİ ARASINDA ARANIYOR Daha çok acillerde çalışan hekimlerin, zehirlenme vakalarında danışma amaçlı aradığı 114 Nolu Ulusal Zehir Danışma Merkezi'nin vatandaşlara da açık olduğunu hatırlatan Ertek, "Bu hatta yıllık 1 milyonun üzerinden telefon geliyor. Ancak hekimler tarafından yapılan aramalarda, doğrulanmış vaka sayısı 100 bin. Günde ortalama 500 ila 600 arasında çağrı geliyor. En fazla arama saat 20.00 ila 22.00 saatleri arasında yapılıyor. Günlük gelen çağrılardan 100-200'ü ise, tıpkı 112'lerde olduğu gibi gereksiz ve eğlence amaçlı yapılan aramalar. Bu gereksiz aramalar, asıl ihtiyaç sahibi vakaları mağdur duruma düşürdüğünden bu konuda hassas davranılması büyük önem taşıyor." şeklinde konuştu. Ertek, bazı zehirlenmelerde, tedavide kullanılan ancak piyasada bulunmayan ilaçların teminin de Zehir Danışma Merkezi aracılığı ile sağlandığını aktardı. ZEHİRLENMELERE KARŞI ALINABİLECEK BAZI BASİT ÖNLEMLER VE ZEHİRLENMELERİN BELİRTİLERİ Halka yönelik bilgilendirme faaliyetlerine de büyük önem verdiklerini belirten Ertek, bu kapsamda en sık karşılaşılan zehirlenme türleri ile ilgili 750 bin broşür ve afişin basılarak dağıtımının yapıldığını anlattı. Söz konusu broşürlerde yer alan bilgilere göre, zehirlenmelere karşı alınabilecek bazı basit önlemler şöyle: -Ruj-parfüm gibi kozmetikler, tiraj losyonları, aseton, bebek yağları gibi ürünler çocukların ulaşamayacağı bir yerde saklanmalı. -İlaçları her zaman kilitli dolaplarda saklanmalı. Önerildiği şekilde kullanılmalı. Fazla doz alınmamalı. Çocuklar, gördüklerini taklit edeceklerinden, onların önünde ilaç içilmemeli. -Evlere zehirli olmadığı bilinen bitkiler alınmalı. -Her çeşit kimyasal madde kendi ambalajında saklanmalı. -Boya, badana, tamirat ve temizlik dönemlerinde mümkünse çocuklar evde uzaklaştırılmalı. -Zehirlenmenin düşünülmesi gereken durumlar: Yakınlarda ağzı açılmış kutuların bulunması. -Ağızda pil, ilaç, bitki tohumu ve benzeri maddelerin bulunması. Ağız etrafında kızarıklık-yanık olması. Ağız kokusu hariç, nefesteki değişik kokular. Bulantı-kusma. Sersemlik hali veya şuur kaybı. Kasılmalar. -Bu belirtilerin görüldüğü durumlarda Ulusal Zehir Danışma Merkezi aranmadan, hasta kusturulmamalı. Hastaya herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemeli. Ardından 114 aranarak, merkezin önerileri doğrultusunda hareket edilmeli. -Hastaneye giderken zehirlenmeye sebep olan madde ve ambalaj da götürülmeli.

23 Mayıs 2010 Pazar

"Ortak akıl oluşturulmalı"

"Ortak akıl oluşturulmalı" Demokrat Eğitimciler Sendikası(DES) ve DES Stratejik Araştırmalar Merkezi hazırladığı raporda, Türkiye'deki genç nüfusun işsizliğine dikkati çekerek, kamu ve özel iş piyasası ile YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında programlı ve etkili bir diyalogun ve koordineli ortak aklın oluşturulmasına büyük ihtiyaç olduğunu açıkladı. ANKA Ankara- DES ve DES Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin 19-25 Mayıs Gençlik Haftası nedeniyle hazırladığı "İşsizliğin Çözümü Mesleki Eğitimde" adlı Ar-Ge raporu yayımlandı. Üniversite mezunlarının yüzde 25'i işsiz Rapora göre, Türkiye'de 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun yüzde 25.5'inin işsiz olduğu belirtilerek, işsizliğin önüne ancak mesleki eğitimle geçilebileceği ifade edildi. Türkiye'de eğitim ile istihdam ilişkisinin zayıf ve çarpık olduğunun vurgulandığı raporda, üniversite mezunlarının yüzde 25'inin işsiz olduğu buna karşılık işverenin nitelikli iş gücü bulmakta zorlandığı kaydedildi. Raporda, kamu ve özel iş piyasası ile YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında programlı ve etkili bir diyalogun ve koordineli ortak aklın oluşturulmasına büyük ihtiyaç olduğu vurgulandı. Raporu değerlendiren DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, atanmayı bekleyen 325 bin öğretmen adayının 5 yıl sonra 600 bini bulacak olmasının plansızlığın ve koordinasyonsuzluğun önemli bir göstergesi olduğunu ifade ederek, üniversite eğitimi almış genç nüfus başta olmak üzere tüm işsizlere ivedilikle hayat boyu öğrenme kapsamında nitelikli mesleki eğitim ve kurs faaliyetlerini sistematik bir yapıya kavuşturulmasını ve bu faaliyetlerin örgün eğitim kurumları tarafından destek ve katılımını gerçekleştirilmesini istedi. Mesleki eğitime çözüm için çalıştay düzenlenmeliEğitim sisteminin meslek liselerinin önünü kapattığını kaydeden Avcı, "Mesleki eğitimin önünü kapatan engeller yargı yoluyla ve YÖK düzenlemeleriyle düzeltilemiyorsa, bunun Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kökten çözülmesi en pratik çözüm yoludur" dedi. Avcı sözlerini şöyle sürdürdü:"İstihdam sorununun çözümünde özel sektör ve devletin el ele vermesi, diyalog sürecini başlatması ve uzun vadeli stratejileri birlikte tasarlaması şarttır. Hükümet, mesleksizlik sorununu çözmeye yönelik, bir taraftan eğitim sistemimizi yeniden yapılandırırken, diğer taraftan da aktif işgücü piyasası alanında kitlesel beceri dönüşümü programlarını hayata geçiren politikalar oluşturmalıdır. Küresel ekonomik sistemde, becerileri yeterince rekabet edemeyen gençlerimiz için meslek kazandırmak, genç işsizliğini önlemek açısından son derece önemlidir. Ancak öte yandan, orta yaşlı işsizlerimizin de beceri setlerini geliştirecek programları hayata geçirmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde kamu alımlarında Türkiye'de üretilen ürünlerin kullanımına öncelik verecek düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesinin faydalı olacağını düşünüyoruz. Mesleki eğitim sorununa çözüm için bütün kamu ve sivil meslek kuruluşlarının ve sosyal paydaşların da bir araya geleceği bir çalıştay düzenlenmesi gerekir." 23 Mayıs 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=142470

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ödevleri veliler yapıyor

22/05/2010 - 21:38:55 Ödevleri veliler yapıyor İlkokul öğrencilerinin ev ödevlerini velilerinin yaptığı ortaya çıktı. Çocuklarının iyiliği için ödev yapan anne ve babaların, istemeden de olsa öğrencilerin asıl başarısını etkilediği belirtildi İlköğretimde uygulanan ev ödevlerinin, öğrencilerden çok veliler yaptığı için tam anlamıyla amacına ulaşamadığı bildirildi. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kutlu, performans ödevlerinin yani ev ödevlerinin 2005 yılında yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi temel alan “Yeni Müfredat Programı” kapsamında ilköğretim okullarında uygulanmaya başlandığını belirtti. Bu ödevlerin temel amacının öğrencilerin bilgi ve becerilerini gerçek yaşamlarında da kullanmalarını sağlamak olduğunun altını çizen Kutlu, “Böylece eğitim sistemimizin en zayıf yönü olarak yıllardır vurgulanan öğrenilenlerin kullanılmaması veya sadece ezberlenmesi sorununun ortadan kaldırılması hedeflendi” dedi. Gelişmelerine engel Kutlu, performans ödevlerinin derste işlenen konuların tekrarının yapılması, öğrencilerde bağımsız düşünme ve çalışma, karar verme, yaratıcı düşünme, araştırma ve inceleme becerisi ile problem çözme yeteneğini de geliştirmeyi amaçladığını ifade etti. Performans ödevlerinde hedeflenen noktaya gelinememesinde ödevlerin öğrenci düzeyinin üstünde olmasının yanı sıra toplumun geleneksel özelliklerinden biri olan aşırı koruyucu aile yapısının da etkili olduğunu söyleyen Kutlu, onların ödevlerinin tamamını veya büyük bölümünü yapmalarının kısa vadede sorunları çözmüş gibi görünse de uzun vadede çocukların gelişmelerine engel olduğunu anlattı. http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=35092

10. Felsefe söyleşileri

10. Felsefe söyleşileri Maltepe Üniversitesi (MÜ.) Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünün, İstanbul Marmara Eğitim Vakfıyla birlikte MÜ.Dragos Yerleşkesi her Cumartesi saat 10:00-12:00 arası düzenlediği Felsefe Söyleşileri’nin 10’cusu, 3 Nisan’da başladı ve 29 Mayıs’ta sona erecek. Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- Her zamanki gibi her hafta bir akademisyen konuşmacı felsefi düşünmeyi ve tartışmayı kışkırtacak bir sunum yapıyor ve ardından izleyiciler sorularını konuşmacıya yöneltiyorlar.Düzenleme kurulundan Betül Çotuksöken; “Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da tarih bilinciyle, tarihle buluşmak istedik. İstanbul tarihin tüm zamanlarına tanıklık etmiş bir kent. Biz bu etkinlikle İstanbulluları, tarih konusunda özellikle düşünmeye çağırıyor.Her şeyi cesaretle konu edinen felsefi düşünme ve felsefi nesneleştirme/bilme biçimi tarihe de yöneliyor. Felsefe hem birinci hem de ikinci anlamında tarihe yöneliyor. Birinci anlamındaki tarihe yönelişte, tarihi yapan özneler ve tarihi belirleyen kategoriler üzerinden tarihe yöneliş söz konusuyken; ikinci anlamındaki tarihe felsefeyle yönelişte bu kez, “tarih bilgisi”, bu bilginin ve her şeyden önce bu tür bilme tarzının yapısı felsefece ele alınıyor.” sözleriyle tema hakkında ipuçları veriyor.Maltepe Üniversitesi’nden Betül Çotuksöken’le başlayan söyleşilerde; aynı üniversiteden Kurtul Gülenç ve Ahu Tunçel, Çukurova Üniversitesi’nden Mustafa Günay, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Kubilay Aysevener ve bugün de Yeditepe Üniversitesi’nde Doğan Özlem haftaya Cumartesi ise; son konuşmayı Hacettepe Üniversitesi’nden Kurtuluş Dinçer yapacak. Ücretsiz olan etkinlik halka açık. 22 Mayıs 2010

21 Mayıs 2010 Cuma

Bu gençler bir harika!..

TÜBİTAK ve Turgutreis Belediyesi’nin işbirliğiyle 1’inci Turgutreis Estetik, Çevresel ve İşlevsel Deniz Aracı Tasarım Yarışması ’Eco-Siklet 2010’düzenlendi. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden onlarca öğrencinin başvurduğu yarışmada,İzmir Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü hazırlık sınıfı öğrencisi Abdullah Hepbandırmalı ve Yaşar Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 2’inci sınıf öğrencisi Burak Kaplan, yaptıkları tasarımla finale kaldı. Sponsorları bekliyorlar 1 yolcu ve 2 sürücü kapasiteli, pervane ve dümen sistemi bulunan tekne, TÜBİTAK’ın jürisinden yoğun ilgi gördü. Fonksiyonellik, çevreye duyarlılık ve güzel görünüm bakımından eserleri değerlendiren jüri, öğrencilerin tasarımını, teknenin yapımı amacıyla finale aldı. Teknenin yapımı için İzmir’de bir depo kiralayan öğrenciler, oluşturacakları tasarımı, 24-26 Haziran’da düzenlenecek Amiral Turgut Reis Anma Festivali’nde deniz üzerinde yeniden jüriye sunacak. Projenin çok emek isteyen bir iş olduğunu belirten gençler, sponsor desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade ettiler. http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=35067

Darüşşafaka 120 yeni kardeşini bekliyor

Darüşşafaka 120 yeni kardeşini bekliyor Giriş Saati : 21.05.2010 14:08 Güncelleme : 21.05.2010 14:10 'Eğitimde Fırsat Eşitliği" ilkesiyle babası hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz ancak yetenekli çocuklara eğitim öğrenim olanağı sunan Darüşşafaka Eğitim Kurumları'nın sınavı 30 Mayıs'ta yapılacak. Sınava kayıt başvurusu 26 Mayıs'a kadar devam ediyor. Türkiye'de 20 merkezde yapılacak sınav merkezlerine ulaşım Darüşşafaka tarafından karşılanıyor. Darüşşafaka Eğitim Kurumları sınavına, Türkiye'nin her köşesinde eğitim gören 1999 sonrasında doğmuş babası olmayan ve ailesinin maddi durumu yetersiz olan çocuklar katılabilecek. Fırsat eşitliği yaratmak için bilgi ve yetenek sınavıyla alınacak çocuklar sınav başvurusunu evraklarını daha önceden göndermek koşuluyla veya yanında getirerek sınav günü de yapabilecek. http://www.sabah.com.tr/Egitim/2010/05/21/darussafaka_120_yeni_kardesini_bekliyor