Türkçe Eğitim Şöleni sona erdi
Sakarya Üniversitesi’nde Türk Dil Kurumu ve SAÜ işbirliği ile düzenlenen ’2.Uluslararası Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni' sona erdi
26 Ekim 2009 Pazartesi
SAKARYA - Sakarya Üniversitesi’nde Türk Dil Kurumu ve SAÜ işbirliği ile düzenlenen ‘’2. Uluslararası Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni’’nde konuşma yapan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen’e gazetemiz imtiyaz sahibi Naci Alan, Anayurt Gazetesi’nin Romanya baskısı ve Karadeniz Belgeseli hakkında bilgi verdi.
Sakarya Üniversitesinde (SAÜ) düzenlenen 2. Uluslararası Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni'nde konuşan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Türk Dili'nin Balkanlardaki durumunu değerlendirdi.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Balkanlarda Türkçenin, yazı dili faaliyeti olarak başladığını ve yayıldığını söyledi.25 yıldan beri Balkanlardaki Türk kültürü ve nüfusu ile ilgilendiğini belirten İsen, bölgedeki gelişmelerden haberdar olmaya çalıştığını ifade etti.
Balkanlarda Türkçenin edebiyat diline dönüşmesinin 2. Bayezit dönemine rastladığına dikkati çeken İsen, şöyle konuştu:
'Balkanlarda Türkçe yazı dili faaliyeti olarak başlamıştır. 1538 tarihinden itibaren şairlerimizin hayatlarını 1954 yılına gelinceye kadar tespit ettiğimiz şair tezkireleri vardır. Şair tezkirelerine baktığımızda Osmanlı Devleti'nde aşağı yukarı 3 bin 180 şair var. 3 bin 180 kişinin 680'i İstanbul doğumlu, 800 şair ise Rumeli doğumludur. İlk dönem şairlerinin büyük ölçüde Balkan kökenli olduğu görülür. Balkanların sosyal hayata sağladığı katkı açısından bu ilgi çekici bir örnek. 19. yüzyıldan itibaren yazı dili itibariyle bölge suskunluk dönemi yaşamaya başlıyor. Daha sonra sosyalist yönetimler gelmiştir. Sosyalist dönemde Türkçe bilen ve konuşanlar ciddi baskı altında kalmıştır.'
Balkanlardaki Türkçenin bölge dillerinden olumsuz yönde etkilendiğini ifade eden İsen, Türkiye'de eğitim gören öğrencilerin ülkelerine döndüklerinde Türkçeyi benimsemelerinin sevindirici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Kosova Anayasa Mahkemesinin iki üyesinin Türkiye'de daha önce doktora yaptıklarına dikkati çeken İsen, Türkiye'de eğitim gören kişilerin Balkanlarda görev almasının mutluluk verici olduğunu bildirdi.
Balkanlarda halkın büyük çoğunluğunun Türk televizyonlarını izlediğine işaret eden İsen, şunları söyledi:
an
Zaman zaman şikayet ettiğimiz televizyon dizileri Türkçenin öğretilmesi konusunda çok fonksiyonel ve işe yaramaktadır. Sadece Balkan ülkelerinde değil, Orta Doğu ve Orta Asya'da da izlenmektedir. Bölgede dizinin kahramanları flaş isimlerdir. Bazı dizi kahramanları bu ülkelere gitse sokakta yürüyemez. Türkiye'deki ilginin çok ötesinde ilgiyle karşılanıyorlar. Diziler doğal olarak bölgede Türkçenin gelişimine olumlu katkı sağlamaktadır. Olumsuz bir durum da var. Bölgede çıkan Türkçe yayın organları bugün artık çıkmıyor. Öğrenci değişim projeleri, turizm, televizyon dizileri ve benzer faaliyetler bölgeyle ilişkiler konusunda yeni bir tabloyu karşımıza çıkardı.'
İsen, Sakarya'nın Balkanlar'dan ve Kafkaslar'dan çok göç alan bir il olduğunu hatırlatarak, 'İlimizin bu konumunu başka şekilde de değerlendirmek istiyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız da Balkan kökenli. Geçen hafta Makedonya Devlet Başkanı ülkemizi ziyaret etmişti. Bu çerçevede bir değerlendirme yaptık ve Manastır ile Sakarya'nın kardeş şehir olması noktasında işlem başlatıldı' diye konuştu.
Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Naci Alan, Türkçe ve Türkçeyi yaygınlaştırma şuuru başlıklı tebliğini sundu.
“Saygıdeğer Türkçe sevdalıları,Çalışmamıza konu olan Balkanlar’daki -Anadolu’dan giden- Türk varlığı, Selçuklular Dönemi’nden itibaren söz konusu olmuştur” diye başladı.
Alan paneldeki konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Anadolu’dan giden Türkler dışında, Kırım Savaşı sonrasında pek çok Tatar Türkü de bölgeye göç etmiştir. XIV. Yüzyıl sonundan 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar, belli bölgelerde çoğunluk ve hâkim güç olan türk varlığı; bu savaş sonrası gelişmelerle azınlık durumuna düşürülmüşlerdir. Bu gelişme sonucu, Romanya’daki Türk nüfusunun bir bölümü anadolu’ya göç etmiştir. geri kalanlar ise zorlanmalarına rağmen, yeni siyasi ve sosyal yapıya uyum göstermeye çalışmışlardır. Romenlerin büyük bir bölümü, özellikle de Türk nüfusunun yoğun olduğu Dobruca’daki Romenler; Türklerle iyi ilişkilerini muhafaza etmişlerdir. Bu durum, Romanya’ya komünist rejim hâkim oluncaya kadar sürmüştür. Komünist rejimle birlikte “iskân” politikaları gündeme gelmiş ve Türk nüfusunun büyük kısmı göçlerle seyreltilmiştir. Bu dönem 1989’da Romanya’da göreceli demokrasi uygulamasına kadar sürmüştür.
İki bin sekiz yılı belirlemelerine göre 77.278 kayıtlı Türk ve çeşitli kaynaklara göre 30.630 kayıtsız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Romanya’da yaşamaktadır. Bu sayıya ilave olarak 1.350 Gagavuz Türkü, 12.750 Nogay Türkü, 23.370 Pomak Türkü, 23.990 Tatar Türkü de Romen vatandaşıdır. Romanya’daki Türk varlığı toplamı 170.000’e yakındır. Bu nüfus içinde anadili Türkiye Türkçesi olan Türk nüfusunun 81.500 olduğu değerlendirilmektedir. (ABD-CIA; İsrail-MOSSAD; İngiltere MI-6 Uluslararası Demografik Projeksiyon raporları)
Romanya’ya komşu Moldova ve Bulgaristan; bölgede, Romanya’daki bütün etkinliklerden en çok etkilenen devletlerdir. Moldova’daki türk kökenli nüfus 141.450, Bulgaristan’daki Türk kökenli nüfus 935.640’tır. bu iki ülkede de anadili Türkiye Türkçesi olanların oranı Türk soylu nüfusun yaklaşık yarısıdır.
ANAYURT
Saygıdeğer katılımcılar, yıllardır sahada bulunan Anayurt Gazetesi olarak sizlere kendimizden kısaca söz etmek istiyorum; Gazetemiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değişmez, değiştirilemez başkenti Ankara merkezli olarak yayın yapan tek ulusal gazetedir. Ekonomik desteğini, iç anadolu bölgesinde ticari yaşamlarını sürdüren onlarca hissedarının katkılarından sağlamaktadır. Anayurt Gazetesi bu yapısıyla ve sadece basın-yayın alanında etkinlikte bulunuyor olmasıyla “özgür, bağlantısız ve tarafsız” yayın politikasını benimseyen, amatör çalışma ruhu ile yaşamını sürdüren ender kuruluşların başında yer almaktadır.
Anayurt Gazetesi tarafsızdır ancak vazgeçmediği, vazgeçmeyeceği bir de prensibi vardır. o da; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Milleti’nin ve Türk Vatanı’nın varlığı ve bekası için var olmak ve hizmet etmektir.
Kısaca Anayurt Gazetesi, başkalarının “kızıl elması” için değil; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türk Milleti’nin ve Türkçe’nin “kızıl elması” için vardır. Bu cümlemizdeki “kızıl elma” bir emperyalist düşünce olarak değil, insana ve insanlığa hizmet ideali olarak ele alınmıştır.
Anayurt, hiç bir kurum ve kuruluşun tavsiyesi, yönlendirmesi ve/veya desteği olmaksızın Romanya’da 25 Nisan 2005 tarihinden buyana yayımlanan tek ve ilk günlük Türk Gazetesi’dir, dili de sadece Türkçe’dir. Çünkü Anayurt Gazetesi Romanya, Moldova ve Bulgaristan ekseninde bütün türk soylu vatandaşların Türkçe konuşur, Türkçe okur ve yazar olması, Anadolu ile Romanya’daki Türk soylular arasındaki iletişimin kopmaması temel düşünceleri ile Romanya’da faaliyete geçirilmiştir.
Bu ülkede, yaklaşık dört buçuk yıldır, kar amacı gütmeksizin ve hatta ticari değerlendirmeler dışında kalarak yaptığımız etkinlikler, bilebildiğimiz kadarıyla ilk ve tektir. Umuyor ve diliyoruz ki son olmaz ve bundan sonraki etkinliklere ilham kaynağı da olur.
Bağımsızlık ve bağlantısızlık irademiz ve gayretimiz; diğer pek çok basın-yayın kuruluşuna önemli maddi, manevi destek veren resmi, özel kurumsal yapıların bizlere yaklaşmama ve desteklememe sonucunu doğurmuştur. Türkiye’de onuru ve ilkeleri ile faaliyet göstermek, genellikle yalnız kalmanın temel nedenidir. Diğer taraftan, başkalarının emperyalist “kızıl elması”na hizmet etmeyen tavrımız, ulusal ya da uluslararası güç ve menfaat odaklarının da bizlere uzak kalması sonucunu doğurmuştur. Bu etkinlikler ve bu deneyimler de; bize, balkanlardaki ve özellikle de romanya’daki Türkçe ve Türkçe eğitiminin durumu ve geleceği ile ilgili sıhhatli bir yorumda bulunma şansı vermektedir.
Bir avuç idealist anadolu evladının maddi ve manevi desteği ile sürdürdüğümüz bu etkinliğimiz, balkanlardaki türkçe eğitiminin küçük bir kısmına hizmet ettiği tarafımızdan bilinen bir gerçektir. Ama bu durum, bizim neden olduğumuz bir sonuç değildir.
ETKİNLİK TARİHÇEMİZ
Saygıdeğer türkçe sevdalıları, şimdi de sizlere alan çalışmalarımızın kısaca tarihçesinden söz etmek istiyorum.
Romanya’daki yayıncılığımızın ilk yıllarında kısıtlı olanaklarımız ölçüsünde Türk soylu toplulukların tamamına yönelme çabası içerisinde olduk. Anayurt’u bu ülkede yaşatabilmek için Türkiye’den gitme vatandaşlarımıza odaklandık. Bu amaçla da Romanya’daki Türk soylu topluluklara yönelik, 15 günlük, yarım (tabloid) boy Türkses adlı bir gazeteyi devreye sokarak her bir sayısının bin adedini posta yolu ile ilgili çevrelere ücretsiz gönderdik. 3 bin 500 adedini de gazete bayilerinde satışa sunduk. Türkses’in bayilerde ortalama 500 civarında fiili bir satışı gerçekleşti. Kısıtlı olanaklarımızla türkses sadece 15 sayı yayınlanabildi.
Diğer taraftan romen televizyon kanalında kiraladığımız yarım saatlik sürede haftada bir kez türkçe program yapabildik. Bu programımızı da yine parasal kısıtlar nedeniyle 10 hafta sürdürebildik. Bu programlarda, Romanya Eğitim Bakanlığı’nın Türkçe eğitiminden sorumlu en üst düzey yetkilisi (Leman Ali), Romanya Kült ve Kültür Bakanlığı’nın Türk soylu müsteşarı (temsilcisi aramızda bulunan Karadeniz Gazetesinin kurucusu Cenan Bolat bey) gibi yetkili ve etkili deneyimli şahsiyetlerle Türkçe’yi konuştuk. Sarı Saltuk Türbesi, Gazi Ali Paşa Camii gibi önemli türk kültürel miraslarını ekrana taşıdık.
Ardından, 4 kanallı Romanya Devlet Televizyonu (TVR) ile Türkiye’nin Karadeniz bölgesini tanıtan 12 bölümlük Karadeniz Belgeseli yaptık. 2006 yılında Anayurt sponsorluğunda yapılan bu belgesel Amerika’daki Kazakistanlı öğrencilerin bile dikkatini çekti. Bu nedenle Tvr’nin ınt. kanalında İngilizce alt yazı ile defalarca yayını sağladık. Bu belgesel, bugüne kadar toplam 24 saat ekrana geldi. Bu etkinliğimiz her ne kadar Türkçe’ye katkıda bulunmasa da, Türk yetkililerinin konuşmaları türkçe olarak, Romence tercümesi ile birlikte yayınlandı. Bu belgeselin çekimlerinde bizlerden desteklerini esirgemeyen Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, huzurunuzda bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Yine bu etkinliğimizde emeği geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı Merhum Kemal Tuncer’i de rahmetle anıyoruz.
Türkiye’nin Karadeniz Belgeseli’nin tamamının cd’lerini, tvr-ı’de yayınlandığı şekliyle siz saygıdeğer katılımcıların bilgilerine sunuyorum. Cd’lerdeki kayıtlar, TVR’deki yayınlanma sürecindeki bölümlerin ard arda kaydedilmesinden oluştuğu için program tanıtımları her bölüm başında korunmak zorunda kalınmıştır. Bu nedenle oluşacak zaman kaybı için sizlerden şimdiden özür dilerim.
Halen, Türkiye’de hazırlanıp Romanya’da bastırılan Anayurt Romanya Gazetesi bu nitelikleri ile tek Türk gazetesidir. Geliri de gideri de sadece basın-yayın etkinliğine dayalı gazetemiz balkanların merkezindeki Romanya’da soydaşlarımıza, dildaşlarımıza ve okurlarımıza yalnız olmadıklarını hissettirmesi açısından moral-isteklendirme (motivasyon) yayınlarını sürdürmektedir; sürdürmeye de kararlıdır.
Sizlere kısaca sunduğumuz romanya tecrübelerimiz bizleri şu sonuca götürmüştür;
Günümüzde ve geçmişte ferdi ya da devlet eliyle Balkanlar’da ve özellikle Romanya’da yapılan etkinlikler ve girişimler; Türkçe’nin yaygınlaştırılması bir yana, mevcut düzeyi dahi devam ettirebilecek seviyede değildir.
DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLERİMİZ
Günümüzde Türkçemiz, Türkiye’nin hiç bir katkısı olmadan, daha çok diğer milletlere mensup kişiler tarafından, stratejik tercihlerle öğrenilmeye çalışılmaktadır.
Dünyadaki Türk soyundan gelen insanlar ise özellikle internetin dünyada yaygınlaşmaya başladığı 1990’lı yıllara kadar aileler kendi içlerinde çocuklarına bu eğitimi verebilmişlerdir. Ancak internetin yaygınlaşması sonucu, aile içi eğitimler de etkinliğini yitirmiştir. Bunun anlamı, Dünya’da Türkçe bilen Türk soyluların sayısının gün geçtikçe azalmasıdır.
Uluslararası yayın yapan TRT kanallarının türkçe eğitimine ne derecede katkıda bulundukları; Türk Kültürü’nü ne derece benimsedikleri ve sundukları etkinlikleri hepimiz tarafından zaman zaman sorgulansa da, son yıllarda olumlu sıçramalar yaptıkları da büyük bir gerçektir. Çünkü yapmak ve başarmak zor, eleştirmek ise son derece kolaydır.
Özellikle son yıllara kadar Türkiye Türkçesi’ni en iyi konuşabilen insanların yer aldığı trt programlarının yerini; üzerinde kasıtlı olarak oynanmış, eğilip bükülmüş “izlenme oranları” kaygısıyla TRT’ye yapılan transferlerden sonra sorunları derinleştiren programlar almaya başlamıştır. Transferler sonucu hangi dilde konuştuğu bile belli olmayan bazı kişilerin de bu iyi niyetli ve atılımcı süreçte trt’ye geçmiş olmaları, üzücü ve gelecek için rahatsız edici niteliktedir.
Aynı şekilde, özel kanallarımızın yurtdışı yayınlarının büyük bir kısmında, Türkiye Türkçesi bir yana halk arasında yaygın olarak konuşulan dar kapsamlı (günlük 170 kelimeye kadar daralmış) Türkçe bile kullanılmamaktadır. Bu durum sadece uluslararası yayınlar için değil, ulusal yayınlar için de geçerlidir. Artık ülkemizde özellikle 20 yaş altında kalan gençlerimizin kendi aralarındaki konuşmalarını, anne ve babaları, hatta kendilerinden beş-on yaş büyük abla ve ağabeyleri bile anlayamamaktadırlar. kuşaklar arası farklar, 20 yıldan 4 yıla kadar inmiştir.
Kısaca bizler, yurtdışındaki Türklerin Türkçe öğrenmesi ile birlikte türkiye sınırları içindeki gençlerimizin Türkiye Türkçesi ile donatılmasına önem ve öncelik vermek durumundayız. Evimizdeki kangreni çözmeden, evimizdeki kan kaybını durdurmadan, evimizin uzağındaki ağrıları, sancıları, kan kaybını gidermeye çalışmak konusu bir kez daha gözden geçirilmesi gereken bir hedeflemedir.
Ancak, bu gerçekler bu sorunları çözmemize engel değildir.
bu can sıkıcı ve hatta umutları bile öldürücü gerçekle yüzleşebilmek, türkçe konusundaki hassasiyetimizin sonuç alıcı eyleme dönüşmesi için şu önerilerimizi dikkatlerinize sunuyoruz;
1. Bu etkinliklerin, Türk Dil Kurumu kurumsal yapısı içinde ulusal politika olarak bütün kesimler tarafından, siyaset üstü olarak benimsenmesi gerekir.
2. Ulusal politika esasları belirlenirken de; ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, etkinliklerinin “kişisel karlılıklar ve kişisel yararlar” yerine ulusal politika’nın uygulanmasına ne kadar katkıda bulunacağının düşünülmesi gereklidir.
3. Ulusal politika, başlangıç olarak ülke içindeki Türkçe sorunlarını ortadan kaldıracak esaslara önem ve öncelik verilerek belirlenmelidir. ardından balkanlar başta olmak üzere, Türk soyluların bulunduğu bütün bölgelerde yaşayan Türk soylu ailelerin, aile içinde Türkçe eğitimi verebilmelerinin önünü açacak çözümlerle donatılmalıdır.
4. Ulusal Politika’yı sadece dil bilimciler belirlemeli ve öncelikli hedefimiz türkçe konusundaki kan kaybımızı durdurmak, ardından da kaybolan kanın yerine yeni kan vermek, daha da acil durumlarda plazma yüklemesi yapmak olmalıdır.
5. Birinci aşamada yurt içinde, Türkçe konusundaki kan kaybının önlenmesi; ikinci aşamada Türkçe konuşan ailelerin çocuklarının Türkçe eğitimlerine destek verilmesinden sonra üçüncü aşamada Türk soyundan olmalarına rağmen, ana dili Türkçe’den uzaklaşmışların yeniden Türkçe’yi benimsemesi ve türkçe’ye dönmesi için önlemler alınmalıdır.
6. Bütün bu etkinlikler esnasında siyasilerin iç siyasi tercihlerinin bu etkinliklere müdahale etmemesi; sadece ulusal politika’nın belirlenmesi ve uygulanması konusunda etkin ve gerçekçi destek vermeleri (donanım, yazılım, personel, kadro, parasal ve moral) en önemli şartlardan biridir.
7. Türkçe’nin öğrenilmesi, öğretilmesi için kurulması olası yapıdan beklentilerde öncelik asla istihbarat ile istihbarat için haberalma etkinliklerine verilmemelidir. Bu görev için bu devletin kadroları ve yasal görev tanımlamaları ile yeterli bir sistemi zaten vardır. Herkes öncelikle kendi görevini yapmalıdır.
8. Aynı kapsamda, ulusal politika oluştururken ve uygulanırken; kurulması olası yapıda istihbarat ve istihbarat için haberalma birimlerinin elemanlarına, bunların dışında da emekli ya da özel seçilmişlerle onların eş, dost, akraba, damat, gelin ya da yandaşlarına yeni bankamatik kadroları yaratılmamalıdır.
9. Ulusal politika, hedef devletlerin ve milletlerin haklarına saygı, iç işlerine müdahale etmemek gibi hassasiyetler dikkate alınarak belirlenmelidir. Çünkü kendimiz için istemediğimizi, başkaları için de istememeliyiz.
10. Yurt dışında ve yurt içinde Türkiye Türkçesi’ne katkı veren kadrolar her safhada, önceden kesin hatlarla belirlenmiş, yayımlanmış, keyfi kaydırmalara fırsat vermeyecek denetleme-kontrol listeleri ile denetlenmelidir.
11. Bu eğitim esnasında yer alması zorunlu olan alfabe, okuma kitabı, hikâye kitabı, gazete, dergi, radyo yayını, televizyon yayını, internet yayını, tanıtım kuşak programları dil bilimciler tarafından, Türk Dil Kurumu Başkanlığında, sorumluluğunda ve yetkisinde Türkiye Türkçesi denetiminden mutlaka geçirilmelidir.
12. Dışişleri kadrolarının yurtdışında konuşlandığı birimlerde (elçilik, konsolosluk, ataşelik, temsilcilik) sadece o ülkedeki Türkçe eğitimi konusunu izlemek, denetlemek, düzeltici işlemler planlamak üzere dilbilimci kadrolarına yer verilmeli, bu kadrolar dışişleri personel yapısına değil; ulusal politika uygulama biriminin yani Türk Dil Kurumu Merkezi yapısına direkt bağlanmalıdır.
13. Dış ülkelerde, Türkiye Türkçesi öğrenmek konusunda kararlı ve istekli Türk soylu çocuklar ve gençler yaz aylarında (Haziran-Eylül); Türkiye’de yerinde dil kampları’na alınmalı, tatil yaparlarken Türkçe öğrenmeleri, Türk kültürü ile bütünleşmeleri sağlanmalıdır. Kamp sonunda bütün öğrencilere türkçe kitap, film, f klavyeli diz üstü bilgisayar hediye edilmeli ve bilgisayara mutlaka lisanslı türkçe programlar yüklenmelidir.
14. Bu konuda yapılacak etkinliklerde, “Amerika’nın yeniden keşfedilmesi”ne gerek yoktur. Hedeflerine ulaşmaları konusunda, bilimsel plan ve projelerle çalışan unsurların çalışmaları esas alınarak öncelikli hedefler çocuklar ve gençler olmalıdır. Çocuklara ve gençlere günümüz koşullarında ulaşabilmenin yolu da bellidir. İnternet yayınları, çizgi filmler, bilgisayar ve cep telefonu strateji oyunları, dizi filmler, tiyatro oyunları, sinema filmleri, yemek ve eğlence zincirleri, spor etkinlikleri, uluslar arası kültür ve sanat etkinlikleri, yoksul kesimler üzerinde etkili olabilecek dergi, gazete, radyo ve tv yayıncılığı bu konuda kullanılabilecek pratik ve etkili araçlardır.
15. Ulusal Politika’yı uygulayacak ve denetleyecek, güncelleyecek kurula tam özerklik verilmeli ve bütçesi basın-yayın sistemi üzerinden yapılacak kesintilerden karşılanmalıdır. Ancak bu basın-yayın sektörüne yeni yük getirmemeli, Radyo Televizyon Üst Kurulu’na ayrılan gelirin en az yüzde 30’u bu sisteme aktarılmalı, maliye ve hazine de bazı gelirlerinden fedakârlık yapmalıdır.
16. Ulusal bütçe ve ulusal kaynaklardan sisteme destek verilirken, verilecek desteği ana amaç dışında kullanmayacak yapılar benimsenmeli, yapılan/yapılacak etkinliklerin muhasebesi her aşamada ve sürekli olarak türk dil kurumu tarafından denetlenmelidir.
17. Türkçe konusunda yapılacak etkinlikler ve bu konuda kullanılacak kaynaklar çağdaş, öncü ve güçlü türkiye için her türlü açılımdan, her türlü projeden önde olmak durumundadır. Çünkü Ziya Gökalp’ın da dediği gibi;
“Türklüğün vicdanı bir Dini bir, imanı bir; Fakat hepsi ayrılır Olmazsa lisanı bir.”
Sizleri, saygılarımla selamlarım.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder