Translate

17 Ekim 2009 Cumartesi

Okul önünden çocuk kaçırmaya kalktılar

AKŞAM GUNCEL 17 EKİM 2009, CUMARTESİ Okul önünden çocuk kaçırmaya kalktılar Kayseri'de bayramda kaybolan 3 çocuğu arama çalışmaları sürerken şok eden bir gelişme yaşandı. 7 yaşında bir kız çocuğu okul çıkışı kaçırılmaya çalışıldı. Polis iki olay arasında bağ olup olmadığını araştırıyor Kayseri'ye bağlı Kocasinan İlçesi'nde tuhaf çocuk kaçırma girişimi. 17-18 yaşlarında kimliği belirsiz bir kız, Şehit İstihkam Ersuat Özgen İlköğretim Okulu çıkışında, 7 yaşındaki Zeynep K.'nın yanına yaklaştı. Şüpheli kız, 'Annen, rahatsızlanan ağabeyini hastaneye götürdü' dediği Zeynep'i kaçırmaya kalktı. Küçük kızı sürüklemeye çalışan zanlılara Zeynep'in ağabeyinin sınıf arkadaşı müdahale etti. Zanlı panikle kaçtı. Olayın ardından polis görgü tanıklarının verdiği bilgiler doğrultusunda şüphelinin peşine düştü. Davut GÜLEÇ / KAYSERİ AKŞAM GAZETESİ

16 Ekim 2009 Cuma

Boynunu tutamıyordu artık harfleri öğreniyor

AKŞAM SAGLIK 16 EKİM 2009, CUMA Boynunu tutamıyordu artık harfleri öğreniyor yönde tedavi edilen Berrak Kahyalı'yı, ABD'de çalışan Türk Doktor Yaman Ekşioğlu tedavi etti. Kasları güçlenen Berrak, yeni kelimeleri söylemeye de başladı 5 aylıkken kaslarının çok gevşek olması sebebiyle boynunu dahi tutamayan epilepsi hastası Berrak Kahyalı, ABD'de Harvard Tıp Fakültesi'nin Boston Çocuk Hastanesi'nde görevli çocuk nörolojisi uzmanı Türk Doktor Yaman Ekşioğlu'nun tedavisiyle yeni bir hayata adım attı. Berrak'ın atakları azaldı, kas ve kemik gelişimi güçlendi, sosyalleşmesi hızlandı, harfleri öğrenmeye başladı. Anne Belgin Elbirlik Kahyalı, doktorların epilepsinin yanında genetik metabolik bir hastalığının bulunduğunu söylediklerini belirterek, buna göre bir tedavi düzenlediklerini ancak sonuç alamadıklarını belirtti. Belgin Kahyalı, 'Buradaki nöroloji doktorumuzun da yönlendirmesiyle Boston Çocuk Hastanesi'ne ulaştık. Hastaneyle yazışıp MR ve EEG sonuçlarını kargoyla gönderdik. Ancak büyük bir yıkımla karşılaştık. Hastane ve yol masrafları 60 bin dolar tutuyordu...'Anne Kahyalı, paylaşım ağı facebook'ta Berrak adına bir sayfa açar, hikayesini yazar ve yardım ister. Kalplere dokunan şu sözlerle iyiliğe çağırır insanları:'Belki zamanı geldiğinde Berrak sizlere teşekkür etmeyi üstlenir. Tek dileğim çocuğumun konuşabildiğini, başını dik tutup yürüyebildiğini, çok sevdiği bir müzikte kalkıp dans edebildiğini görebilmek. Babası 5 yıldır bisiklet satan dükkanların vitrinine bakıyor. Belki ona da çocuğuna bir bisiklet alabilmek sayenizde nasip olur.'Birçok insan yardım eli uzatır, 40 bin lira toplanır. Ancak 60 bin liraya daha ihtiyaç vardır. Berrak'ın hikayesini tüm Türkiye bir de Show TV ana haberde dinler. Bir işadamı büyük bir nezaketle isminin dahi açıklanmasını istemeden 60 bin lirayı bağışlar.Boston'da Dr. Ekşioğlu ile bir araya geldiklerinde ise farklı bir gerçekle karşılaşırlar. Kan alımı sırasında bir hata yapılmış, tahlil sonuçları yanlış çıkmıştır. Bir hastalık belirtisi değil, anlık bir sonuçtur bu. Dr. Ekşioğlu, tekrar tahliller yapar, ince kesitli MR'lar çeker ve biraz acı da olsa onlara şu müjdeyi verir: 'Berrak sadece epilepsi hastası.' Kemikleri güçlendi alfabeyi okuyabiliyorDr. Yaman Ekşioğlu'nun epilepsi tedavisinin ardından Berrak'ta güçlü iyileşme belirtileri görüldü. Belgin Kahyalı, bunu şöyle anlattı: 'Kas kültesi ve kemik gelişimi arttı. İletişime geçip kendini ifade etmeye, taklit etmeye başladı. Altı kelime söyleyebiliyordu, ona çıktı. Tuvaletini söyleyebiliyor ve yapabiliyor. Destekli oturmaya başladı. Boyun kontrolü gelişti. Harfleri tanıyabiliyor artık. Alfabeyi okuyabiliyor. Epilepsiyi izole ettilerDr. Yaman Ekşioğlu, uyguladıkları tedaviyi şöyle dile getirdi: 'Berrak'a yanlış teşhis konulup metabolik bir hastalık tedavi yapılınca beyin buna çok farklı tepkiler vermiş. En başından epilepsi tedavisi yapılsaydı durum çok daha farklı olabilirdi. Yine de bir yerinden yakalamış olduk. Uyguladığım ilaç tedavisi Berrak'ın beyin dalgalarının daha düzenli olmasını sağladı. Epilepsinin beyinde hasar yaratma sebepleri izole oluyor ve beynin hasarlanmış bölgeleri iyileştirmesini de sağlıyoruz. Tedavimiz ve fizyoterapinin de etkisiyle Berrak günden güne iyiye gidiyor.' Berrak örnek oldu enstitü kuruyorBerrak Kahyalı'nın yaşadığı gibi Türkiye'de tedaviye ihtiyacı olan çocukların ABD'deki olanaklara geç ulaşması, üstelik de oldukça masraflı bir süreç yaşamaları Dr. Yaman Ekşioğlu'nu harekete geçirdi. Erken teşhis, tanı ve rehabilitasyon hizmeti verecek bir Türk Enstitüsü kurmaya karar veren Dr. Ekşioğlu, 'ABD'de bürokrasi çok yoğun. 6 ay sonrasına MR randevusu alıyorsunuz. Türkiye'den aileler zaten zorluklar içerisinde bize ulaşıyor, ardından da biz kişisel ilişkilerimizle MR, EEG çektirmeye çalışıyoruz. Üstelik de teşhis ve tedavi hizmeti çok pahalı. Biz de memleketimize gönül borcumuzu ödemeye çalışıyoruz. Bu yüzden de burada bir hastane kuracağız' diye konuştu. İki boyunca Türkiye'den de hekimleri burada eğitmeyi düşündüklerini belirten Dr. Ekşioğlu, '2012 yılında da aynı enstitüyü Türkiye'ye kurmayı planlıyoruz' dedi. Türkan YILMAZER
AKŞAM GAZETESİ

15 Ekim 2009 Perşembe

Solaryuma 18 yaşından küçükler girmesin!

AKŞAM SAGLIK 15 EYLÜL 2009, SALI Solaryuma 18 yaşından küçükler girmesin! SUNİ bronzlaşma için kullanılan solaryum cihazlarının cilt kanserine neden olduğunu söyleyen Kanadalı doktorlar, solaryum merkezlerine girme yaşının 18'e çıkarılmasını, 18 yaş altı için yasak getirilmesi çağrısında bulundu. Prince Edward İsland eyaleti Tıp Topluluğu üyesi doktorlar adına açıklama yapan Dr. Jerry O'Hanley ve Dr. Billy Scantlebury, 'Bronzlaşmak için girilen solaryum yataklarında kontrolsüz ultraviyole ışınları salınıyor. Solaryum cihazlarının cilt kanserine yol açtığı, artık şüphe götürmez bir gerçek' dedi. Dünya Sağlık Örgütü de solaryum cihazları hakkındaki uyarısını 'kansere neden olabilir' kararını 'kansere neden olur' şeklindeki üst düzeye çıkarmıştı. AKŞAM GAZETESİ

13 Ekim 2009 Salı

Yurtdışı araştırma bursları Türk öğrencileri bekliyor

Yurtdışı araştırma bursları Türk öğrencileri bekliyor Yazı Tipi Boyutu: Türkiye sınırları dışında akademik çalışma yapmak isteyen ancak maddi imkanları kısıtlı öğrencilerin imdadına yabancı devletlerle yapılan ikili anlaşmalar yetişiyor. Hemen her coğrafyadan birçok farklı ülke Türk öğrencilere araştırma ve doktora bursu veriyor. İŞ'TE İNSAN - 11.10.09Onur Uysalonur.uysal@sabah.com.tr Yurtdışında araştırma ya da yüksek lisans yapmak isteyen adaylar için birçok yabancı ülke kapılarını bursla açıyor. Türkiye ile yabancı ülke devletleri arasında gerçekleştirilen ikili anlaşmalar sanattan, tıbba, yabancı dilden ekonomiye kadar çeşitli alanlarda yurtdışında çalışma yürütmek isteyen adaylar için ciddi bir maddi kaynak yaratıyor. 2010-2011 eğitim dönemi için başvuruların bir yıl önceden kabul edildiği düşünülürse özellikle eylül-kasım ayları arasında adayların başvurularını gerçekleştirmesi gerekiyor. Başvuruların en önemli kriteri ise burs verecek olan yabancı ülkeden kabul almış olmak. Her ülkenin kendi yaşam ve eğitim koşullarına göre kriterlerini belirlediğini de unutmamak gerekir. Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yurtdışındaki birçok araştırma kurumu ve üniversiteyle gerçekleştirdiği burs anlaşmalarının kriterlerine İnternet üzerinden ulaşmak mümkün. Başvuruların da yine İnternet üzerinden kabul edildiği burslar için DAAD ve Almanya Büyükelçiliği’nin web sayfalarının yanı sıra YÖK ve MEB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün siteleri de ziyaret edilebilir. İşte araştırma için Türk öğrencilere burs veren bazı ülkeler ve kriterleri… AlmanyaAlman Akademik Değişim Servisi (DAAD) tarafından farklı alan ve branşlarda dağıtılan burslar için sonbahar aylarındaki başvuruların kaçırılmaması gerekiyor. Doktora öğrencilerine ve genç bilim adamlarına destek amacıyla verilen DAAD bursu, doktorayı Türkiye'de yapıp araştırma çalışmalarını Almanya'da sürdürmek isteyen adaylar ile doktorayı Almanya’da yapıp araştırma çalışmalarını Almanya’da sürdürecek adaylara veriliyor. Yüksek lisans veya master diplomasına sahip olan üniversite öğrencileri için aylık 750 euro, doktora öğrencileri için ise bin euro olarak verilen burslara son başvuru tarihi 15 Kasım. Ayrıntılı bilgiye http://www.ankara.diplo.de/ İnternet adresinden ulaşılabilir. İsviçreİki kişiye araştırma, bir kişiye de sanat alanında dokuz ay süreli burs verecek olan ülkeye başvurular 5 ila 10 Ekim tarihleri arasında kabul ediliyor. Başvuru kriterleri arasında Almanca, Fransızca, İngilizce veya İtalyanca dillerinden birini iyi derecede bilme, İsviçre’deki bir üniversiteden veya araştırma kurumundan kabul almış olma, sanat bursu alacaklar için resim, grafik ve yontu alanında eserlerin aslının veya resimlerin renkli fotokopisini, müzik alanında kaliteli bir kaset kaydını, dans alanında ise video-kaset kaydını başvuru belgelerine eklemeleri gibi şartlar yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün web sayfasından yapılan online başvurunun ardından 13 Ekim’de tüm adayların mülakat için Ankara’da bulunmaları gerekiyor. Danimarkaİki kişiye sekiz ay süreli araştırma bursu ve iki kişiye de Danca yaz bursu verecek olan ülke, araştırma burslarına her alanda lisans mezunu ve İngilizce’yi en az iyi derecede bilen adayların başvurularını kabul edecek. Danca yaz bursları ise tercihen dili temel düzeyde bilen ya da iyi derecede İngilizce bilen lisans mezunu adaylara yönelik. 19 – 23 Ekim tarihleri arasında ön başvuruların MEB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün web sayfasından yapılması gerekiyor. Polonya40 ay süreli araştırma bursu veren Polonya, adaylarda İngilizce, Rusça veya Lehçe dillerinden birini iyi derecede bilme ve 40 yaşından büyük olmama şartı arıyor. Tüm branşlara açık olan araştırma bursu için Polonya’daki bir üniversiteden veya araştırma kurumundan kabul belgesi alınması gerekiyor. Başvuruların 14 – 20 Ekim tarihleri arasında yine web üzerinden yapılması gerekiyor. Mülakatlar ise 22 Ekim tarihinde Ankara’da yapılacak. HırvatistanSekiz ay süreli iki adet araştırma bursu için 26 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında başvuru yapılması gerekiyor. Araştırma için lisans mezunu olma ve 35 yaşından büyük olmama, İngilizce ve Hırvatça dillerinden birini iyi derecede bilme ve Hırvatistan’daki bir üniversite ya da eğitim kurumlarından kabul belgesi alınması gerekiyor. Burslar tüm branşlarda yapılacak araştırmalar için kullanılabilir. İsrailDoktora sonrası programı, araştırma, doktora, yüksek lisans ve yaz dönemi dil bursu olmak üzere toplam beş adet verilecek olan burslar için 21 Eylül – 28 Eylül tarihleri arasında başvuru yapılması gerekiyor. Araştırma alanında alınacak burslarda İsrail ile ilgili çalışmalar tercih edilecek. Lisans mezunu olma, 35 yaşından büyük olmama ve İngilizce ya da İbranice dillerinden birini iyi derecede bilme ve bunu belgelendirme gibi şartların arandığı burs için aylık yapılacak ödemeler İsrail Hükümeti tarafından belirlenecek. Ayrıntılar MEB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alıyor. MısırSekiz ay süreli beş araştırma bursu ve üç hafta süreli 15 adet Arap dili yaz bursuna başvurmak için daha önce Mısır hükümetinden burs almamış olma şartı aranıyor. Araştırma için İngilizce veya Arapça dillerinden birini iyi derecede bilme ve 40 yaşını aşmamış olma gibi kriterlere yer veriliyor. Arap dili yaz bursları için lisans mezunu veya son sınıf öğrencisi olunması gerekiyor. 3 Aralık’ta başlayacak olan başvurular için son tarih 10 Aralık. KuveytDört adet Arap Dili ve Edebiyatı alanında verilecek burslar için 6 Ekim ila 12 Ekim tarihleri arasında MEB Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün web sayfasından başvuru yapılabilir. Kuveyt Üniversitesi’nde Arapça dil eğitimini geliştirmek isteyenlere yönelik verilecek burs için adayların yeterli seviyede Arapça bilmeleri ve 30 yaşından büyük olmamaları gerekiyor. SuriyeBir buçuk yıl süreyle verilecek burslar, Arap Dili ve Edebiyatı üzerine çalışma yapacak 14 kişiye verilecek. Şam Arap Dili Enstitüsü’nce verilecek olan burslara başvurmak için temel düzeyde Arapça bilmek ve üniversitelerin Arap Dili ile ilgili bölümlerinde son sınıf öğrencisi veya mezunu olmak gerekiyor. 2 Aralık’ta başlayacak olan başvuru süreci 6 Aralık’ta sona ererken adayların 9 Aralık tarihinde mülakat için Ankara’da bulunmaları gerekiyor. Detaylı bilgilere MEB’in web sitesi üzerinden ulaşmak mümkün. İranFars Dili Ve Edebiyatı Bölümü tarafından verilecek dört yüksek lisans, üç doktora bursu için 9 Aralık – 11 Aralık tarihleri arasında başvuru yapılması gerekiyor. 40 yaşından gün almamış olan ve iyi derecede İngilizce veya temel düzeyde Farsça bilen adaylara açık olan burslar için mülakatlar 17 Aralık’ta MEB’in Ankara’daki merkez binasında gerçekleştirilecek.
SABAH GAZETESİ

Öğrencilerin beklediği tasarı çıktı

Öğrencilerin beklediği tasarı çıktı 12 October, 2009 09:30:00 YÖK’ün yeni “Kısmi Zamanlı Çalışma Taslağı”na göre işe girdiği andan itibaren sigortası ödenmeye başlanan öğrenci haftada en çok 25 saat çalışabilecek Yasemin SALİHÜniversitelerde öğrencilerin part time olarak çalışmaları geçen yıl ciddi tartışmalara neden olmuştu. Kampus içinde farklı bölümlerin ihtiyaçları karşılanmak üzere, dışarıdan personel yerine üniversite öğrencilerinin çalıştırılması her iki tarafın da talep ettiği bir şeydi. Ancak YÖK ve üniversiteler arasında yaşanan farklı uygulamalar, çalışma süresi ve ücretleri gibi konularda tanınan farklı haklar nedeniyle öğrencilerin çalışmalarını tamamen yasaklayan bir karar almıştı. Buna öğrenci cephesinin yanıtı oldukça ses getirmiş, öğrenciler televizyon kanallarında bu haklarının ellerinden alınmasına tepki göstermişlerdi. Sonunda öğrenciler kazanmış ve yasak kaldırılmıştı. Ancak YÖK bu konuya bir standart getirmek için uzun süredir çalışmalarını sürdürüyordu. Nihayet 7 Ağustos’ta YÖK tarafından “Yükseköğretim Kurumları Kısmi Zamanlı Öğrenci Çalıştırma Esas ve Usulleri Taslağı” yayınlandı. Görüşleri alınmak üzere üniversite yönetimlerine gönderilen taslak, öğrencilerin üniversitelerde hangi koşullarda çalıştırılabileceğinden, hangi bölümlerin ne zamana kadar eleman talep edebileceğine kadar birçok konuya yasal çerçeve getiriyor. Okul sitelerinde duyuruluyorTaslağa göre üniversite birimleri kısmi zamanlı öğrenci çalıştırma ihtiyaçlarını yükseköğretim kurumlarının sağlık, kültür ve spor (SKS) daire başkanlıkları aracılığıyla giderecekler. Taslağın beşinci maddesinin birinci bendine göre birimler çalıştırmak istedikleri öğrenci sayısını her yılın eylül ayı sonuna kadar SKS’ye bildirmek zorundalar. SKS’nin denetiminden geçen sayı, rektörlükçe onaylandıktan sonra eleman alımına geçilebiliyor. Birimlerin, hangi ihtiyaçları için kaç öğrenci alacakları her yılın ekim ayı başında SKS tarafından üniversitenin web sitesinde yayınlanacak. Bu duyuruda, hangi birimde kaç kısmi zamanlı öğrenci çalıştırılacağı, işin niteliği, öğrencilerde aranan koşullar, başvuru için gerekli belgeler, başvuru yeri ve tarihi belirtilecek. Çalışma süresi en çok 25 saatKısmi olarak çalıştırılmaya uygun görünen öğrencilerin çalışma koşulları da onuncu maddede belirtiliyor. Maddenin birinci bendine göre, öğrenciler haftada en çok 25 saat çalışabilecekler. Hafta sonu ve gece hizmete açık birimlerde SKS’den izin alınmak koşuluyla bu süre haftada en çok 36 saate kadar çıkarılabiliyor. Kısmı zamanlı çalışan öğrenciler, bu çalışmalarından dolayı “işçi” olarak kabul edilmiyorlar. Ancak öğrencinin Sosyal Sigortalar Kurumu’na kaydı yapılmadan çalıştırılması tasarıya göre mümkün değil. Öğrencilerin ücretleri de yine aynı maddenin sekizinci bendinde belirlenmiş. Buna göre öğrencilerin bir saatlik çalışmalarının karşılığı olan ücret, 4857 sayılı İş Kanunu gereğince 16 yaşından büyük işçiler için belirlenmiş olan günlük asgari ücretin dörtte birini geçmemek üzere üniversite tarafından belirlenecek. Kutu….kutu…. Kimler çalışabilir?• Disiplin cezası almamış olmak,• Yetim maaşı ve nafaka dışında asgari ücret düzeyinde gelire sahip olmamak,• Kısmi zamanlı iş sözleşmesi SKS Daire Başkanlığı’nca tek taraflı olarak feshedilmemiş olmak,• Çalıştırılacak iş için gerekli bilgi, beceri ve yeteneğe sahip olmak,• Deprem, sel gibi afetlerden zarar gördüğünü belgeleyen öğrencilerden normal öğretim süresi içinde okuyor olmak ve disiplin cezası almamış olmak dışında yukarıdaki şartlar aranmıyor.• Kısmı zamanlı çalışacak öğrenciler bir sözleşme imzalıyorlar. Ve bu sözleşme öğrencinin talep etmesi halinde öğrenim gördüğü süre boyunca yenilenebiliyor. Kutu….kutu…. Halil Şahin/ İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü öğrencisiBen de üniversitenin bilgi işlem merkezinde kısmi zamanlı olarak çalıştım. Önceki sistemde yaşanılan sıkıntıların en büyüğü maaşların 180-220 gibi komik bir rakam olmasıydı. Ayrıca öğrenciler için sigortaları yatırılmıyordu. Yani bir bakıma devlet sigortasız işçi çalıştırmış oluyordu. Dört yıl boyunca çalışan arkadaşlarımız vardı oysa. Yeni tasarı buna engel olacak.Benim çalıştığım bölüm bilgisayar laboratuarı. Yaklaşık 100 bilgisayarın her şeyinden sorumluyuz. Bunun dışında fakültede arızalanan tüm bilgisayarların tamirini de biz üstleniyoruz. Ancak buna rağmen çalışan, bu işleri kendi çabası ile öğrenen öğrencilerin kıymeti pek bilinmiyor.
SABAH GAZETESİ

Kriz, çocuk işçi sayısını artıracak

Kriz, çocuk işçi sayısını artıracak Yazı Tipi Boyutu: Tüm dünyada sayısı 250 milyonu bulan çocuk işçiler krizle yüzünden yeniden gündeme taşındı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) hükümetleri uyarıyor: Ekonomik kriz nedeniyle çocuk işçi sayısı artabilir! İŞ'TE İNSAN - 11.10.09Onur Uysalonur.uysal@sabah.com.tr Dünya işgücü piyasasının kanayan yarası “çocuk işçiler”, ekim ayının ilk pazartesi kutlanan “Dünya Çocuk Günü” ile bir kez daha gündemde... Tüm dünyada sayıları 250 milyonu bulan ve ağır koşullarda çalıştırılan çocuk emekçilerine dair Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), hükümetleri uyarmak amacıyla uyarı niteliğinde bir rapor yayınlayarak konunun gündemde kalması için çaba gösteriyor. Küresel krizin, kız çocukları başta olmak üzere dünyada çocuk işçi sayısını artıracağına dikkat çeken örgüt -özellikle kriz döneminde eğitime ayrılan kaynağın daralmasıyla- çocuk işçi sayısında patlama yaşanabileceğine dikkat çekiyor. Rakamlar, üçte ikisi Asya’da olmak üzere tüm dünyada yaklaşık 250 milyon çocuğun kötü koşullar altında çalıştırıldığını ortaya koyuyor. Üstelik ILO raporları yaşları 5 ila 14 arasında olan 120 milyon çocuk işçinin tam gün çalıştırıldığının altını çiziyor. Yalnızca çocuk sorunlarıyla ilgilenmek ve çözüm bulmak amacıyla çalışan uluslararası “World Vision” kuruluşu tarafından hazırlanan bir diğer araştırmada ise 21’inci yüzyılda karşılaşılacak en önemli 10 sorundan biri olarak yine çocuk işçiler gösteriliyor. ILO’nun hazırladığı raporla hükümetlere yaptığı çağrı ise “hazırlanan kriz paketlerinin istihdam, eğitim ve refaha olan etkilerinin iyi değerlendirilmesi” gerektiği yönünde. Kriz paketlerinin özellikle çocukların eğitim dışında kalmasına karşı koruma önlemleri içermesi gerektiği ve kız çocukların karşılaştığı büyük riskin dikkate alınmasının önemi de vurgulanıyor. Hak – İş Genel Başkanı Salim Uslu, ILO’nun yayınladığı raporun içeriğini doğrulayarak, kriz döneminde çocukların kötü koşullarda çalıştırılmaya itildiğini söylüyor. ILO’nun programı çerçevesinde 1992 yılından bu yana çocuk işçiliğine karşı mücadele eden sendikalar özellikle kriz döneminde çeşitli illerde yürüttükleri projelerle çocuk işçiliğine karşı mücadele ediyor. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nden (BETAM) Yrd. Doç. Dr. Gökçe Uysal Kolaşin’in, Araştırma Görevlisi Burak Darbaz ile ortaklaşa yürüttüğü çalışma ise Türkiye’de çocuk işçiliğinin son dönemde geldiği noktayı gözler önüne seren en güncel verilere sahip. 1994 – 2006 arasında yürütülen iyi niyetli çabalar sonucunda çalışan çocukların oranını yüzde 8.5’ten yüzde 2.6’ya düşüren Türkiye’de halihazırda 6 ila 14 yaş arasında 320 bin çalışan çocuk olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre bu çocukların 125 bini eğitimine devam edemiyor. Yaklaşık 30 binini ise okula hiç gitmemiş çocuklar oluşturuyor. BETAM tarafından yapılan araştırma Türkiye’de çocuk işçilerin profiline dair bilgiler de veriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2006 Çocuk İşgücü Anketi verileri baz alınarak hazırlanan araştırmaya göre çalışan çocukların 204 bini ücretsiz aile işçisi, 109 bini ücretli, maaşlı ya da yevmiye ile çalıştırılıyor. Geriye kalanların büyük bir kısmı ise düzenli olarak bir işyerinde istihdam ediliyor. Yrd. Doç. Dr. Gökçe Uysal Kolaşin, Türkiye’nin çocuk işçiliği konusunda hala kat edecek ciddi mesafeleri olduğunun altını çizerek, “Bu çocukların 2030 yılında 25 – 35 yaş aralığında olacakları göz önünde bulundurulduğunda durumun vahameti ortaya çıkıyor. Zorunlu eğitim çağındaki çocukların eğitim sistemine entegre edilmeleri, okula devam eden çocuk işçilerin ise eğitimlerine odaklanmalarının sağlaması elzemdir” diyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir diğer rapor ise Türkiye’de çocuk işçiliğinde gelinen durumu farklı bir açıdan irdeliyor. Çocuk işçiliği ve zorla çalıştırmaya ilişkin hazırlanan raporda, Türkiye’de sekiz ürünün üretiminde çocuk emeği kullanıldığına vurgu yapılıyor. Bazı ülkelerde çocuk işçilerin ürettiği malların listesine yer verilen raporlara kaynak olarak ise ILO raporları, bilimsel çalışmalar, sivil toplum örgütlerinin raporları ve ABD elçiliklerinin bildirimleri gösteriliyor. Raporda 58 ülkeden 122 ürünün listesine yer verilirken, çocuk işçiliğiyle üretilen ürünler 60’ı tarımsal, 38’i sanayi, 23’ü maden ya da ocaklardan çıkarılan ve 1’i pornografi olarak dağılım gösteriyor. Türkiye’de çocuk emeği kullanılarak üretilen ürünler ise narenciye, pamuk, kimyon, mobilya, fındık, yer fıstığı, bakliyat, şeker pancarı şeklinde sıralanıyor. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) araştırmalarına göre çocuk istihdamının yoğun olduğu iller arasında Mardin, Siirt, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Gaziantep bulunuyor. Tarım öne çıkıyorHalen çalışan 320 bin çocuğun yüzde 35’ini kız, yüzde 65’ini ise erkek çocuk işçiler oluşturuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de çocuk işçilerin ciddi bir kısmı ise tarlada çalıştırılıyor. Her iki erkek çocuktan biri, her üç kız çocuktan ikisi geçimini tarla işçiliğinden sağlıyor. 6 ila 14 yaş arasındaki çocuk işçiden yüzde 61.2’si, yaklaşık 195 bini eğitimlerine devam etmelerinin yanı sıra aile geçimine katkıda bulunmak adına çalışmak zorunda kalıyor. Ancak 70 bin erkek, 55 bin de kız çocuğu çalışmak zorunda olduğu için okula gidemiyor. Oranlara bakıldığında ise erkek çocukların yüzde 33’ü, kızların ise yüzde 48’i eğitim alamıyor. Kolaşin, erkek ve kız çocuklar arasındaki bu farkın kız çocuklarına uygulanan cinsiyet ayrımcılığının bir sonucu olduğunu söylüyor. Wal-Mart’ın da başı ağrıdıDünyanın en büyük perakende zinciri Wal-Mart, çalışma yasasını ihlal ettiği iddiasıyla bir 2005 yılında dava edildi. ABD Çalışma Bakanlığı, Wal-Mart'ın Arkansas, Connecticut ve New Hampshire eyaletlerindeki marketlerinde meydana gelen 24 ihlal sonucunda süpermarket zinciri 135 bin 540 dolar ödemeyi kabul ettiğini açıkladı. Söz konusu dava, Wal-Mart’ın mağazalarında çalışan çocuk işçilere, zincir testere ve forklift gibi tehlikeli aletlerin kullandırılması üzerine açılmıştı. Wal-Mart, çalışma yasalarını ihlal etmediğini ileri sürse de ceza ödemekten kurtulamadı. Ayrıca mağaza yöneticilerini çocuk işçilerin çalıştırılması hakkında eğitmek konusunda mahkemeye taahhütte bulundu. Yine Amerika merkezli spor ayakkabı ve aksesuar üreticisi Nike, üretiminin tamamına yakınını yaptırdığı Uzakdoğu Asya’daki atölyelerde çocuk işçi çalıştırmaktan birçok kez yargılanan firmalardan sadece biri… Salim Uslu / Hak-İş Genel Başkanı“Krizin faturasını çocuklara kesmeyelim”Kriz ilk sırada çocukları etkiliyor. Çocuklar en kötü koşullarda ve en ucuza çalıştırılan insan kaynağı haline getiriliyor. Özellikle de ekonomik daralmaların yaşandığı dönemlerin ardından yaşanan istikrarsızlık, çocukları vuruyor. Bu aşamada sendikalara büyük görev düşüyor. Çocuk işçilerin eğitime kazandırılması adına Urfa, Gaziantep, Sakarya ve Çorum gibi illerde ILO ile ortaklaşa projeler yürüttük. Bu konu hem ILO’nun hem de sendikaların en ciddi gündem maddelerinden biridir. İlk yapılması gereken bir an önce çocuk işçi çalıştırmanın kesin olarak yasaklanması ve bu çocukların zor durumdaki aileleri için bir fon oluşturulmasıdır. Mustafa Kumlu / Türk-İş Genel Başkanı“Esnek çalışma çocuk istismarını artırıyor”ILO’nun programı çerçevesinde 1992 yılından bu yana çocuk işçiliğine karşı mücadele ediyoruz. Geçen 16 yılda azımsanmayacak bir yol aldığımızı söyleyebilirim. Çocukların çalışma nedenleri ve çözüm yolları çok boyutlu. Türkiye’nin temel sorunlarından biri. Kayıt-dışı ekonominin sürmesi, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşması daha fazla çocuk işçinin çalıştırılması için uygun bir ortam yaratıyor. Kriz ortamı ise var olan olumsuz tabloyu daha da karartıyor. Türkiye’deki bu olumsuz tablo çalışan çocukların sorunlarının köklü bir biçimde ele alınmasını, çocuk işçiliğine karşı mücadelede rolleri bulunan başta devlet olmak üzere kuruluşların çalışmalarını yoğunlaştırmalarını gerektiriyor. Türkiye’de 6 - 14 yaş arası çalışan çocuk sayısı; 1994'te 974 bin1999'da 511 bin2006'da 320 bin Okula devam etmeyen çocuk işçilerin eğitim durumuBir okuldan mezun olmuş 65 bin 431Mezun olmadan terk etmiş 28 bin 846Hiç okula gitmemiş 29 bin 901 6-14 yaş arası çocuk işçilerin çalıştıkları işlerdeki durumlarıÜcretsiz aile işçisi: 204 bin 326Yevmiyeli: 66 bin 104Ücretli veya maaşlı: 43 bin 160Kendi hesabına: 6 bin 665Çıraklar çocuk işçilerle karıştırılmasınYasalara göre 15 yaşın altında çalışanlar koşulsuz çocuk işçi olarak kabul ediliyor. Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu’na göre 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklar ise Küçük ve Orta Boy İşletmelerde (KOBİ) ve sanayi sitelerinde hafif işlerde çalışıp haftada bir gün “Çıraklık Eğitim Merkezleri”nde eğitim alarak ‘çırak’ olabiliyor. Devlet bu çağda çalışan ve eğitimine devam eden çocukları aynı zamanda öğrenci olarak da kabul ediyor. Sendikalar da en azından eğitimine devam edebildikleri ve kayıtlı olarak çalıştıkları için bu çağda çocukların ‘çırak’ olarak çalıştırılmasına itiraz etmiyor. Ancak 15-17 yaş aralığında olsa dahi herhangi bir iş kolunda kayıtsız çalışan ve eğitimine devam edemeyen tüm çocuklar “çocuk işçi” olarak kabul ediliyor.
SABAH GAZETESİ

ŞİDDET KORKUSUNDAN BABANNESİNİ ÖLDÜRDÜ

güncellenme zamanı 16.54 13.10.2009 Şiddet korkusundan babaannesini öldürdü Ali AKSOYER/Seyit ERÇİÇEK=İSTANBUL, (DHA) İSTANBUL Esenyurt’ta boğazı kesilen ve başına sert bir cisimle vurulan 62 yaşındaki Emine Sevim Pulut'u, 19 yaşındaki torunu Tuğçe Y.'nin öldürdüğü ortaya çıktı. Cinayeti işlediği sırada lisede okuyan Tuğçe Y., üniversiteyi okuduğu Kırıkkale’de gözaltına alındı. Suçunu itiraf eden Tuğçe Y. “Ailemden çok şiddet görüyordum. Babaannem beni erkek arkadaşımla parkta otururken görmüştü. Aileme söyleseydi beni yine döveceklerdi bu nedenle onu öldürdüm” dedi.Çocukları, Emine Sevim Pulut'u 9 Kasım 2006'da, Yenikent Mahallesi, Ispartakule Caddesi, 740 Sokak, 25/4’deki evinde öldürülmüş olarak buldu. İlk soruşturmayı İstanbul İl Jandarma Komutanlığı yaptı. Ancak savcı daha sonra soruşturmayı İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne havale etti.Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayın failini ortaya çıkarmak için geniş çaplı operasyon başlattı. Polis yakın zamanda eve gidip gelen yabancı kişileri tek tek incelemeden geçirdi. Bu sırada eve tamirat için gelen 2 marangozun tüm aletleri kan izi aranması için kriminal polis laboratuvarına gönderildi. Ancak bir sonuç çıkmayınca polis, Emine Sevim Pulut’un oğulları eşleri ve torunlarıyla birlikte oturduğu 5 katlı binada yaşayanlara çevrildi.Dedektifler, evdekilerle yaptıkları konuşmalar sırasında Emine Sevim Pulut’un bir süre önce bir barda yaşanan cinayet olayıyla ilgili hapse giren oğlu Erol’un lisede okuyan kızı Tuğçe Y.’nin sorulara aşırı tepkiler verdiğini tespit etti. Bunun üzerine Tuğçe Y. takibe alındı.Polis soruşturması sırasında Kırıkkale Üniversitesi, Elektrik Bölümünü kazanan Tuğçe Y. okumak için İstanbul’dan ayrıldı. Tuğçe Y.’nin ayrıca bir sene sonra Açık Öğretim Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü de kayıt yaptırarak iki okulu birden okumaya başladı. Polis Tuğçe Y.’yi takibini Kırıkkale’de de sürdürdü. Kendini yerden yere atarak cinayete çok üzüldüğünü belirten Tuğçe Y.’nin okul arkadaşlarına “Babaannemi hiç sevmezdim. Kim öldürmüşse iyi yapmış” demesi üzerine polis operasyon için düğmeye bastı. Özel bir ekip tarafından Kırıkkale’de okulunda gözaltına alınan Tuğçe Y. İstanbul’a getirildi.Cinayet Büro Amirliği'nde 17 saat sorgulanan Tuğçe Y. işlediği cinayeti itiraf etti. Tuğçe Y., “Kendimi bildim bileli ailemden şiddet görüyorum. Babam cezaevine girdikten sonra üzerimdeki baskı daha da arttı. Bir gün okuldan bir erkek arkadaşımla parkta otururken babaannem Emine Sevim Pulut beni gördü. Ailem bir erkekle görüldüğümü öğrenirse döverdi. Babaannemin yanına gidip bu konuyu konuşmak istedim. Ancak bana bağırmaya ve olanları herkese anlatacağını söyleyince kendimi kaybettim. Onu yere yıkıp başına keserle vurdum. Yere düşünce ellerimle boğdum. Sonra 1 kilometre ötede bulunan anneanneme gittim” dedi.Polis Tuğçe Y.’nin olayda kullandığı keseri attığını söylediği Esenyurt, Ahmet Arif Caddesi 2046 Sokak'ın girişinde bulunan dere yatağında arama yaptı. Ancak bir süre önce sel bularının geçtiği dere yatağında keser bulunamadı. İşlemleri bittikten sonra adliyeye sevk edilecek olan Tuğçe Y., cinayeti işlediğinde yaşı 18'den küçük olduğu için çocuk mahkemesinde yargılanacak. MİLLİYET GAZETESİ

Okullar kapatılırsa TV yayını devreye girecek

Okullar kapatılırsa TV yayını devreye girecek Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, domuz gribi salgını ihtimaline karşı Sağlık Bakanlığı ile birlikte kapsamlı bir çalışma yürüttüklerini belirterek, ''Okulların uzun süreli kapatılması ihtimaline karşı, televizyondan yayın yapılması doğrultusunda hazırlık yapıyoruz'' dedi. AA Ankara - Gazetecilerin, domuz gribine karşı hangi önlemlerin alındığına ilişkin sorularını yanıtlayan Çubukçu, Sağlık Bakanlığı ile birlikte kapsamlı bir çalışma yürüttüklerini, bütün versiyonlara uygun tutum almak zorunda olduklarını söyledi. Halen okullarda 16 milyon öğrenci bulunduğuna işaret eden Çubukçu, şöyle konuştu:''Eğitim süreci ve takvimsel periyotu belli olduğu için okulların uzun süreli olarak kapatılması önlemlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından alınması ihtimali olursa, ona karşı hazırlıklı olmak babında televizyondan yayın yapılması doğrultusunda hazırlık yapıyoruz. Aşılama Sağlık Bakanlığının işi. Biz eğitim süreciyle ilgili tedbir alıyoruz. Hastalığın çok hızla yayılması bekleniyor. Sadece Türkiye'de değil, Dünya Sağlık Örgütünün aldığı önlemler doğrultusunda Fransa'da da benzer tedbirler alındı. Salgının yayılmasını önlemek amacıyla biz eğitimin aksamaması için önlem almak zorundayız. Bu da yaygın olarak televizyon kanalıyla mümkün olabilir. Bazen okul kapatıldığı zaman telafi eğitimi yapılıyor. Ancak uzun süreli olursa telafi edemeyebiliriz. Öğretmenlerimizi yetiştirme gibi hazırlıklarımızı yapıyoruz. Büyük sayıda öğrenci var. Bu kadar kapsamlı tedbiri kısa sürede almak mümkün olmadığı için yaklaşık 1 ay önce çalışmalara başladık. Her senaryoya uygun çalışma yapıyoruz.'' Çubukçu, bir gazetecinin ''Televizyondan hangi sınıf ve branşlarda yayın yapılacak?'' sorusuna, ''Bazı gruplarda, özellikle meslek eğitiminde meslek dersleri, engellilerde rehabilitasyon gibi branşlarda mümkün değil. Diğer branşlar için hazırlık yapıyoruz. TRT'nin kanallarından biri üzerinden yayın yapmak için görüşmelerimiz sürüyor. Ne kadar süreyle karar verilir, kaç kişi etkilenir, bunlar bizde yok. Biz sadece telafi eğitimle karşılayacağımız durum olmazsa, diğer senaryolara karşı tedbir alıyoruz'' karşılığını verdi. Kış aylarını kapsayacak bir dönem olması nedeniyle hastalığın yaygınlaşmasını engelleyecek eğitimin de verilmesinin önemine işaret eden Çubukçu, bu kapsamda hijyen, tokalaşma, el yıkama konularında da öğrencilerin eğitileceğini, Sağlık Bakanlığı ile birlikte eğiticilere eğitim verileceğini kaydetti. 13 Ekim 2009
CUMHURİYET GAZETESİ

Okul bahçesinde intihar...

Ana Sayfa Okul bahçesinde intihar... 13 Ekim 2009 Salı Gaziantep’te 16 yaşındaki bir genç, kendisini okulun basketbol potasına asarak intihar etti. Edinilen bilgiye göre, Girne Mahallesi’ndeki Kıbrıs İlköğretim Okulu’nun basketbol potasında asılı vaziyette birisinin olduğu ihbarı üzerine olay yerine gelen ekipler, 16 yaşındaki M.Ş.’nin cesedi ile karşılaştı.
ANAYURT GAZETESİ

Ninni hayata hazırlıyor

Ana Sayfa Ninni hayata hazırlıyor Prof. Dr. Demir, “Batı temeline dayanan günümüz modern eğitim sisteminin kılı kırk yararak geldiği noktayı, Türk milleti binlerce yıl önce yakalamıştır” dedi 13 Ekim 2009 Salı ORDU -Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Demir, Türk kültüründe yer alan, bugün ise pek rağbet edilmeyen ‘ninni geleneğinin’ aslında içinde bebeği hayata hazırlayan bir eğitim sistemini barındırdığını söyledi. Ninnilerin bebekleri uyutmanın yanında, bebekleri eğlendirmek, onları sevmek, iletişim kurmak için söylendiğini, Türk milletinin bebek ve küçük çocuklarıyla ninniler vasıtasıyla iletişim kurduğunu kaydeden Prof. Dr. Necati Demir, ninnilerin bebek ve çocuğun hayata atılmadan önce ilk eğitim aşaması olduğuna dikkat çekti. Türk annelerinin çocuklarına ahenkle, ezgiyle, çoğunlukla da duygu yüklü olarak sade bir dil ile söylediği ninnilerin anne ile çocuk arasındaki gönül bağını kurduğunu belirten Demir, “Ninni metinlerine bakıldığında Türk milletinde eğitime daha beşikte başlandığı görülmektedir. Sade bir dille ve seçme kelimelerle söylenmesi, son derece arı ve duru olması, anadili eğitimi ile ilgili olmalıdır. Zira incelendiğinde Türkçe’nin temel kurallarının detaylı bir biçimde ninnilerin içinde yer aldığı görülmektedir. Günümüzde okul öncesi eğitimcilerinin 0-6 yaş grubu çocuklarımız için yönlerini Batı’ya dönüp kılı kırk yararak ortaya koyduğu ‘okul öncesi eğitiminin temel kuralları’nın ninniler içerisinde yüzlerce kat fazlasıyla yer alması gerçekten dikkat çekicidir” dedi. Ninnilerle 0-6 yaşlarındaki çocuklara günlük hayatta kullanılan temel araç gere isimleri, renkler, organ isimleri, yemek ve tatlı isimlerinin öğretildiğini vurgulayan Demir, şunları kaydetti: “Ninnilere bakarsanız oyuncak, yatak, döşek, elbise, süt, yoğurt, peynir, taba vs, organ isimleri olan göz, kulak, burun, kirpik, baş, yüz, kaş, ağız, diş, dudak, alın, yanak, çene, saç, sakal, boyun, omuz, gerdan, böğür, el, kol, bud, parmak, tırnak, bel, bacak, diz, ayak, ciğer, kalp, yürek vs, akraba isimleri olan anne, baba, ağabey, abla, oğul, kız, gelin, yenge, amca, dayı, hala, teyze, dede, nine vs, Türk sayı sistemi olan bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on ve onun katları olan sayılar son derece düzenli bir biçimde ninnilerin arasına serpiştirilmiştir”
ANAYURT GAZETESİ

Markette çocuğa işkence

AKŞAM GUNCEL 12 EKİM 2009, PAZARTESİ Markette çocuğa işkence Gaziantep'te bir markette, ilköğretim okulu öğrencisine, hırsızlık yaptığı iddiasıyla işkence yapıldığı ileri sürüldü. Edinilen bilgiye göre, Şahinbey İlköğretim Okulu 4. sınıf öğrencisi 9 yaşındaki Enes E'nin babası Şeref E, Şehitkamil Polis Merkezine başvurarak, markette oğluna işkence yapıldığını bildirdi. Şeref E, oğlunun hırsızlık yapacak biri olmadığını, bu nedenle markete giderek görevlilerle görüştüğünü, güvenlik kameralarının izlenmesi sonucu hırsızlık yapan çocuğun bir başka çocuk olduğunun belirlendiğini söyledi. Market işletmecisi ile marketin güvenlik görevlilerinin hırsızlık yaptığı suçlamasıyla oğlunu marketin deposuna indirdiklerini, orada burnunu sıktıklarını, tuvalet temizliği yaptırdıklarını, tek ayak üzerinde durdurduklarını, ardından şınav çektirdiklerini ve kapalı yerde 3 saat alıkoyduklarını iddia eden baba Şeref E, bu kişilerden davacı olduğunu belirtti. Babanın başvurusu üzerine soruşturma başlatan Şehitkamil İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri, market işletmecisi ve güvenlik görevlilerinin ifadelerini aldı. Market işletmecisi ve güvenlik görevlileri, marketten hırsızlık yaptığı belirlenen çocukları bir süre beklettiklerini ve daha sonra markete çağırdıkları ailelerine teslim ettiklerini söyledi. Enes E'nin, marketten hırsızlık yapan bir başka çocuk zannedilerek alıkonulduğunu belirten market işletmecisi Mehmet K, baba ile yapılan görüşme sonrasında güvenlik kameraları izlendiğinde yanlışlığın fark edildiğini ifade etti. Mehmet K, hatalı olduklarını kabul ettiklerini ve Şeref E'den özür dilediklerini bildirdi. Market İşletmecisi Mehmet E, çocuğa tuvalet temizletildiği, şınav çektirildiği, tek ayak üzerinde durdurulduğu, karanlık odaya kapatıldığı, soğuk hava odasında alıkonulduğu iddialarının doğru olmadığını, ancak güvenlik görevlisinin korkutmak amacıyla çocuğun burnunu sıkmasının doğru olduğunu savundu. Polisin olaya ilişkin soruşturmasının sürdüğü öğrenildi. (AA)

Öğrenciye "eşek gibi anır" cezası

AKŞAM GUNCEL 13 EKİM 2009, SALI Öğrenciye "eşek gibi anır" cezası Manisa'nın Salihli ilçesindeki bir ilköğretim okulunda, bir müdürün, İstiklal Marşı töreni sırasında yaramazlık yaptığını öne sürdüğü öğrencisinden arkadaşlarının gözü önünde ''eşek gibi anırmasını'' istediği ileri sürüldü. SALİHLİ (A.A) - Misak-ı Milli İlköğretim Okulu'nda okul müdürü B.Ö., 4. sınıf öğrencisi H.T.'yi (9), İstiklal Marşı töreni sırasında sessizliği bozduğu gerekçesiyle yanına çağırdı. B.Ö., H.T.'nin ''Ben yaramazlık yapmadım. Arkadaşlarım ses çıkarıyorlar'' biçimindeki sözlerine karşın, mikrofonu uzatarak öğrencisinden ''eşek gibi anırmasını'' istedi. H.T. ise bu isteğini geri çevirdi. Okul müdürü B.Ö. de önce öğrencisinin ayağına bastı, sonra ensesine tokat atıp yerine gönderdi. H.T.'nin aynı okulda okuyan ağabeyi S.T., olayı babası Mustafa T.'ye anlattı. Öfkeli bir biçimde okul müdürünün yanına giden baba Mustafa T., çocuğuna neden böyle davranıldığını sordu. Okul müdürü B.Ö. ise iddiaların doğru olmadığını söyledi. Mustafa T., AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Oğlum S., okulda yaşanan olayı yanıma gelip anlatınca çok öfkelendim ve hemen okula gittim. Okul müdürü ise böyle bir harekette bulunmadığını söyledi. Ancak tüm okul öğrencileri yaşanan olayı bizzat görmüşler. Salihli İlçe Milli Eğitim Müdürü Vedat Karabıyık'a durumu anlattım. Bu müdür hakkında gerekenin yapılmasını istiyorum'' diye konuştu. Misak-ı Milli İlköğretim Okulu Müdürü B.Ö. ise iddiaların doğru olmadığını savunarak, ''İstiklal Marşı okunduğu sırada öğrencilerden çok ses çıkıyordu. Diğer öğrenciler sesi H.T.'nin çıkardığını söyledi. Ben de onu yanıma çağırıp, deşarj olması anlamında 'Bağıracaksan AKŞAM GAZETESİ

Savcı 'taşa' 44 yıl istemiş

AKŞAM GUNCEL 13 EKİM 2009, SALI Savcı 'taşa' 44 yıl istemiş Anlatıyor Ayten Hanım: 'Her hafta oğlumu görmeye cezaevine gidiyoruz. Bizi görünce üzülüyor, sizi buralara getiriyorum diye ağlıyor.' Kardeş anlatıyor: 'O kaldığı hapiste yemeklerden çivi çıkıyormuş abla. Hep hastalanıyorlarmış. Nasıl dayanacak?' Baba alıyor lafı: 'Bu çocukların terörle mücadele kapsamından çıkarılması lazım'Diyarbakır'ın Bağlar bölgesinde daracık sokaklar... Erkek çocuklar top oynuyor, kız çocuklar ip atlıyor. Kadınlar merdiven önlerinde, yakmışlar sigaraları, muhabbet ediyorlar. Bitişik nizam evler sokağa güneşi sokmuyor. Bozuk yollarda yürüye yürüye elimizdeki adresi buluyoruz. Beş katlı binanın sokak kapısı açık. İçeri giriyoruz. Kapıların önüne dizilmiş ayakabılar çekiyor dikkatimizi. Yanımızdan bir çocuk geçiyor. 'Alaattin Bey'in evini biliyor musun?' diye soruyoruz, 'Babam o benim' diyor. Birlikte beş kat çıkıyoruz. Kapıyı çalmaya fırsat bulamadan Alaattin Bey açıyor. Geniş bir hol. Holde bir kadın diz çökmüş oturuyor. Bizi görünce gelip sarılıyor. 'Bu benim hanım Ayten' diyor Alaattin Bey.G. ailesinin 9 çocuğundan ortancası F. cezaevinde. 14 Temmuz 2008'de yapılan gösteriler sırasında polise taş attığı gerekçesiyle götürülmüş. O günü hatırlayacaksınız, Öcalan'ın saçları kesildiği için Diyarbakır'da olaylar çıkmıştı. Gösterilere 100 bine yakın kişi katılmıştı. İşte o gün çocuklar bir spor salonuna toplanmışlar ve slogan atmışlar. Üzerinden bir hafta geçmeden eve gelip F.'yi götürmüş polis. Önce Diyarbakır Polis Okulu'na. Orada bir güzel dayak yemiş F. Öyle anlatıyor babası. Sonra da mahkemeye çıkmış ve 22 Temmuz'da tutuklanmış. Önce 44 yıl istemiş savcı. 13,5 yıla karar verilmiş. Sonra indirimlerle 7 yıl 8 ayda karar kılınmış.'Tutuklanmasına sebep olan gün neler oldu?' diye soruyoruz, Alaattin Bey başlıyor anlatmaya: 'F. abilerinin yanında pazarda çalışıyordu. Kendi halinde bir çocuktur. O gün gösteriler varken oradan geçiyormuş, eline taş aldığını sanmıyorum. Örgütle filan hiç ilgisi yok benim çocuğumun. Ama sivil polis dövüp gözaltına aldı. Daha sonra da tutuklandı.'G. ailesi çocuklarına kavuşmak için Yargıtay kararını bekliyor. Ancak bu, kolay bir bekleyiş değil. Özellikle de Ayten Hanım için.Anlatıyor Ayten Hanım: 'Ana acısı başka türlüdür, bilirsin gazeteci kızım. Her hafta oğlumu görmeye cezaevine gidiyoruz. Bizi görünce üzülüyor, sizi buralara kadar getiriyorum diye ağlıyor. Bak, bu ondan gelen mektup.'Kitaplıktan bir mektup çıkarıyor. Okumaya başlıyor. Belki de yüzüncü kez. Okurken gözler nemleniyor.Annesinin gözyaşlarına dayanamayan kardeşi Remzi giriyor araya: 'Kardeşim anlatıyor, o kaldığı hapiste yemekler çok kötüymüş abla. Hep hastalanıyorlarmış. Yemeğin içinden taş, çivi çıkıyormuş! Banyoda ya buz gibi ya kaynar su akıyormuş. Nasıl dayanacaklar? Çıksın artık!'Alaattin Bey alıyor lafı tekrar, 'Cemil Çiçek'in açıkladığı değişiklik var ya' diyor, 'O değişiklik bir şey ifade etmez. Bu çocukların terörle mücadele kapsamından çıkarılması lazım.'G. ailesiyle vedalaşıyoruz. Dertlerini duyuracağımıza söz vererek. Daha görülecek çocuklar, dinlenecek hikayeler var. Biri cezaevindeyken diğer oğlum askerdeydiDİclekent Diyarbakır'ın 20 dakika dışındaki uydu kentlerden. Yüksek apartmanlar, geniş caddeleri ile temiz ve bakımlı. 'İyi aileler' oturuyormuş burada. Öyle diyorlar. Biz de bu 'iyi aileler'den birini göreceğiz. A. ailesini. Aile oturduğu semt itibarıyla 'iyi' olsa da oğulları dolayısıyla 'sakıncalı' kontenjanına girmiş. Bizi baba Kadir A. karşılıyor. Çocuğu 10 ay tutuklu kalınca 'Çocuklar için Adalet Girişimi'ni kurmuş. Varını yoğunu oğlunu çıkarmaya adamış. Biz baba ile konuşurken içeriye H. giriyor. Henüz 17 yaşında, apaydınlık yüzlü bir çocuk H. 14 Temmuz 2008'deki olaylar nedeniyle tutuklanmış. O günü şöyle anlatıyor: 'DTP'nin yaptığı bir basın açıklaması vardı. O açıklama sırasında gösteriler yapıldı. Ben de oradan geçiyordum. Fotoğraflarımı çekmişler. Ama ben taş atmadım abla. O fotoğraflarda kafam net, gerisi flu. Oynamışlar fotoğraflarla.'Neden yapsınlar ki böyle bir şeyi? Neden senin peşine düşsünler?' diyorum, babası giriyor araya: 'O gün taş atıp etrafa zarar veren birçok çocuk vardı ama onların yüzleri görünmüyordu. Haliyle yakalanamadılar. Ama birilerini yakalamaları gerek. Fotoğraflarını çekebildiklerini götürdüler, işte bizim oğlan bu yüzden gitti.'Kadir Bey'in ortaya attığı iddia çok ciddi. H. olay sırasında 16 yaşındaymış. Ailesi 'Çocuktur, ilk mahkemede bırakılır diyorduk ama 23-29 yıla kadar ceza istendi' diye anlatıyor şaşkınlıkla. Diyarbakır'da taş atma gerekçesiyle tutuklanan çocukların sayısı hiç de az değil. Hatta cezaevinde onlar için ikinci bir koğuş açılmış. Toplam 107 çocuk varmış aynı suçla yargılanan. İşte H. de onlardan biriymiş. Annesi Sabiha Hanım 'Okula devam ediyor, bir yıl kaybı oldu gerçi. Bundan sonra kaybı olmasın diye dua ediyoruz' diyor. Böylelikle anlıyoruz ki cezaevinden sonra okula dönmek mümkün. Cizre'deki okul müdürü kendi inisiyatifi doğrultusunda almıyor öğrencileri okula. Bu nedenle tekrar soruyoruz: Bir okul müdürünün böyle keyfi uygulamalara yetkisi var mıdır?Kadir Bey 'Biliyor musunuz' diyor, 'H. içerideyken abisi askerdeydi. Biz vatanımıza seve seve çocuk gönderen bir aileyiz. Çocuğumuza neden yaptılar bunu?' Salon bir anda buz gibi oluyor. Gözaltında üç ay kaldı nedenini hatırlamıyor17 yaşındaki R. altıncı sınıftan terk. Temizlik işi yapıyor. 8 Mart 2006'da 3-4 arkadaş bir gösteriye gitmişler. Dört gün sonra polis gelmiş ve dört arkadaşın üçünü almış. R. de bunlardan biri. Sonrasını şöyle anlatıyor: 'Bizi bir arabaya koydular. Kafamıza copla vurdular. Karakola girince İstiklal Marşı'nı okumamızı istediler. Ben heyecandan unuttum 'Bilmiyorum' dedim. Öbür arkadaş başladı okumaya. Bitirince sekizinci kıtayı sordular. Bilemeyince dövdüler. Sonra da Öcalan'a küfür ettirdiler.'R. gözaltında dört gün kalmış. Sonra serbest bırakılmış. 21 yaşındaki A. ise R.'nin aksine neredeyse hiç konuşmuyor. 'Nasıl oldu?' diye sorunca A. başlıyor konuşmaya: 'Çok unutuyorum ben biliyor musun? Polis tuttu beni ama neden tuttu, hatırlamıyorum.'Bunun üzerine R. atılıyor: 'Teyzesine giderken tuttular onu, gözaltında üç ay kaldı.'Yarın: Avukatlar ve girişimciler anlatıyor
AKŞAM GAZETESİ

Karakol bahçesinde top oynuyorlar

AKŞAM GUNCEL 13 EKİM 2009, SALI Karakol bahçesinde top oynuyorlar ADANA'da yasadışı örgütler tarafından kullanılan 40 bin çocuk, propaganda malzemesi olmaktan kurtarıldı. İl Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez polise taş atan çocukları spor, sanat ve kültür gezileriyle topluma kazandırdıklarını belirterek, 'Şimdi bırakın taş atmayı ev ödevlerine yardım için koşarak Emniyet'e geliyorlar' diyor. Mersin Akdeniz İlçe Emniyet Müdürü Hasan Güner de 'Suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır' felsefesiyle hareket ederek terör örgütünün kandırmaya çalıştığı çocuklarla adeta arkadaş olmuş. Güner onlarla hayvanat bahçesine, denize, müze ve sinemaya gidiyor. Olaylara karışan çocuklara da çok önemli suça karışmadıkça işlem yapmıyor.Adana'da son gösterilerde, polise karşı duran çocuk sayısında yüzde 60 oranında bir azalma meydana gelmiş. Ekiplerin ailelerle birebir ilişki kurduğunu söyleyen Emniyet Müdürü Kesmez projelerini şöyle anlattı: 'Adana'da, korsan gösterilerde polisi taşlayan 40 bin çocuk, sokak ortamından çekilip sosyal bir kimlik kazandı. Spor turnuvalarını izleyen sinema, tiyatro ve konser gibi faaliyetler, çocukların gözündeki sert polis imajını bir anda yok etti. Geçen hafta sonu, PKK sempatizanlarının organize ettiği eylemlere, daha önce malzeme edilen 10-15 yaş arasındaki çocukların yüzde 60'ı katılmadı. Onları sosyal hayatla tanıştırmanın, geleceklerine pozitif etki katacağını düşündük. Hiçbir çocuğumuzu polisi taşladığı için suçlamadık. Bunun yerine sinemaya, tiyatroya götürdük. Bizi ailelerinden bir parça gibi gören çocuklar, kimi zaman Emniyet müdürlüğüne gelerek, ev ödevlerine yardım bile istiyor! Bu çok gurur verici. Polis taşlamak hiçbir sosyal etkinliği bulunmayan bir çocuğa oyun gibi geliyordu. Asıl başarıyı, bu çocuklar, büyüyüp hedeflerine ulaştıklarına yakalamış olacağız.' SUÇLU ÇOCUK YOKTUR, ÇOCUK ÇOCUKTURMERSİN Akdeniz İlçe Emniyet Müdürü Hasan Güner, çocukların gönlünde taht kurmuş. Güner, olayların yoğun olduğu mahalledeki çocuklarla birlikte hayvanat bahçesine, denize, sinemaya gidiyor. Olaylara karışan çocuklara da çok önemli suça karışmadıkça işlem yapmıyor. Çocukların 'Hasan Abi'si 'Göreve ilk başladığım zaman çocukları alıp, sürekli taşladıkları karakolu gezdirdim. Burada bilgisayarlardan ödevlerine yardımcı olduk. Birlikte top oynadık, panzere bindik. Molotof atan çocuklar, şimdi karakol bahçesine gelip oyun oynuyorlar. 3 bin çocuktan mektup aldık' diye anlatıyor. AİLELER MECLİS'TEPOLİSE taş attıkları için Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefetten yargılanan çocukların anneleri, Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları Grubu ile birlikte TBMM'ye gelerek çocuklar ile ilgili yapılacak yasal düzenlemenin kapsamının genişletilmesi için AKP, CHP, DTP grupları ile DSP'den destek istedi. AKP Hakkari Milletvekili Abdulmutalip Özbek ekibe eşlik etti. Bazı annelerin iki çocuğunun birden cezaevinde olduğu öğrenildi. Sorunlarını Kürtçe anlatan aileler, çocuklarında intihar eğilimleri ortaya çıktığını söyledi. Yener EKİNCİ - Kerim TURHAN AKŞAM GAZETESİ

Öğrenci yurduna uyuşturucu baskını

AKŞAM GUNCEL 13 EKİM 2009, SALI Öğrenci yurduna uyuşturucu baskını Şile'de bir öğrenci yurduna jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonda, üzerlerinde esrar bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınan 5 öğrenci, savcılığın talimatıyla serbest bırakıldı. İSTANBUL (A.A) - Alınan bilgiye göre, Şile'de yerleşkesi bulunan bir üniversitenin öğrencilerinin kaldığı yurtta, uyuşturucu madde kullanıldığı yönünde güvenlik kuvvetlerine ihbarda bulunuldu. Mahkeme kararıyla söz konusu yurda gece saatlerinde baskın düzenleyen Şile Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, bir miktar esrar maddesi ele geçirdi. Uyuşturucuyla ilgili olarak 5 öğrenci gözaltına alındı. Jandarma karakoluna götürülerek işlem yapılan öğrenciler, savcılık talimatıyla ifadelerine başvurulmasının ardından serbest bırakıldı. AKŞAM GAZETESİ

11 Ekim 2009 Pazar

Umut'un boğularak can verdiği kuyu kapatıldı

Umut'un boğularak can verdiği kuyu kapatıldı Tuzla'da, ilköğretim okulu öğrencisi 8 yaşındaki Umut Akdoğan'ın boğularak can verdiği kuyu iş makinesiyle kapatıldı. Olayla ilgili müteahhit firmanın şantiye şefi gözaltına alındı. Umut Akdoğan'ın Aydınlı Mahallesi'ndeki TOKİ konutları yakınındaki içi su dolu kuyuya düşerek hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturma sürüyor. Jandarma ekipleri, inşaat alanı yakanındaki kuyunun açık bırakılmasıyla ilgili müteahhit firmanın şantiye şefi Recep A.'yı gözaltına aldı. Jandarma karakolunda bir süre ifadesi alınan Recep A., Tuzla Adliyesi'ne sevk edildi.Bu arada, küçük Umut'un boğularak can verdiği kuyu da iş makinesiyle kapatıldı. Jandarmalar eşliğinde olay yerine gelen iş makinesi, kuyunun içine toprak doldurdu.(CİHAN)
HABERVAKTİM.COM

Askerî kışla içinde ilköğretim!

Askerî kışla içinde ilköğretim! Batman'ın Sason ilçesinde ilköğretim öğrencilerinin 10 yıldır kışlanın içinde eğitim aldıkları, askerlerin atış talimlerini izledikleri ortaya çıktı. Binanın kendilerine ait olduğunu, kışlanın daha sonra gelip yerleştiğini belirten Milli Eğitim İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er, Jandarma'nın çıkmaması nedeniyle binanın sahibi Milli Eğitim'in okul için yeni bina aradığını belirtti.DERSTE ATIŞ TALİMİ İZLİYORLARSason'daki durum Meclis Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nun tutanaklarına yansıdı. DTP'li Ayla Akat Ata, Sason'da kışla içindeki Sason Yatılı Bölge İlköğretim Okulu'nun öğrencilerine eğitim verildiğini, okul binasının kışla içinde kaldığını gündeme getirerek, “Öğrenciler askeri kışlanın içinde askerle birlikte. Yani onlarla teneffüste birlikteler, dersteyken atış talimlerini görüyorlar o seslerle vs. Çocukların kışlanın içinde eğitim görmesi konusunda düzenleme yapılacak mı?” diye sordu.SONRADAN GELDİ AMA ÇIKMIYORMilli Eğitim İlköğretim Genel Müdürü İbrahim Er, konuyu Jandarma Genel Komutanlığı'na yazdıklarını, kışlanın içinde bir tane tabur olduğunu, binanın birisinin Milli Eğitim'e ait olduğunu, 10 yıl önce taburun sözkonusu bölgeye yerleştiğini belirterek, “En son varılan nokta şu, onlar kendilerine herhangi bir yer bulamıyor ama biz ayrı bir bina yapıp, o binayı tamamıyla başka yere taşıyacağız. Ayıracağız” dedi.Star gazetesi
HABERVAKTİM.COM

2 yaşında Einstein zekası!

AKŞAM YASAM 11 EKİM 2009, PAZAR 2 yaşında Einstein zekası! Adı Oscar Wrigley, henüz iki yaşında, gülen gözlerle dünyaya bakıyor. Ama dünyayı yaşıtlarından çok farklı gördüğü kesin. Çünkü o, Albert Einstein ve Stephen Hawking ile aynı IQ düzeyine sahip. Oscar Wrigley, bilinen en eski ve en büyük organizasyon olarak bilinen ve yüksek zeka seviyesine sahip kişilerin üye olduğu Mensa'ya kabul edilen İngiltere'deki en genç kişi unvanına sahip oldu. Solihull'daki Üstün Zekalı Çocuklar Danışma Merkezi, Oscar'ın 160'ın üzerinde IQ seviyesiyle gelmiş geçmiş en zeki çocuklardan biri olduğunu bildirdi.Oscar'ın 29 yaşındaki Bilgi Teknolojileri uzmanı babası Joe, "Oscar geçenlerde eşime penguenlerin üreme döngüsünü anlatıyordu. Her zaman sorular soruyor. Her anne baba çocuklarının özel olduğunu düşünür, ama biz Oscar'da bilhassa dikkat çekici bir şey olduğunu biliyorduk. Onun bana gelip bir aptal olduğumu söyleyeceği günü bekliyorum" derken, 26 yaşındaki annesi Hannah ise, "Herkesi şaşkına çeviriyor. Kelime hazinesi inanılmaz. Karmaşık cümleler kurabiliyor. Geçen gün bana 'Anne sanki sosisler ağzımda bayram ediyor' dedi" diye anlatıyor. Oscar'ın IQ testini yapan Doktor Peter Gongdon, "Çok üstün zekaya sahip bir çocuk. İnanılmaz bir yetenek sergiliyor" açıklaması yaptı.Mensa yöneticisi John Stevenage, Oscar'ın iki yaş, beş aylık ve 11 günlükken kabul edileceğini doğrulayarak "Oscar büyük potansiyel gösteriyor. Bu potansiyeli başarıya dönüştürmek ailesi için güç. Desteğimize başvurdukları için mutluyuz" diye konuştu.Oscar böylece, İngiltere'de Mensa'ya 156 IQ düzeyiyle iki yaşında, dört ay ve 14 günlük iken katılan Elise Tan Roberts'ın tahtına da oturmuş oldu.
AKŞAM GAZETESİ

Rojin topu at tut Siwan tut

AKŞAM SIYASET 11 EKİM 2009, PAZAR Rojin topu at tut Siwan tut İsveç'te yaşayan Kürt kökenli iki eğitimci, içinde Kürtçe alfabe ve cümlelerin olduğu resimli bir çocuk kitabı hazırladı. Stockholm'de basılan kitap, örnek oluşturması için DTP'ye gönderildi 'Kürt açılımı'na İsveç'ten de 'alfabe' desteği geldi. İsveç'te hazırlanan alfabede Kürtçe harfler, günler, haftalar, mevsimler, rakamlar yer aldı. Kürtçe kitap, örnek oluşturması açısından DTP Diyarbakır İl Başkanı Fırat Anlı'ya da ulaştırıldı. Çocuklar için hazırlanan ve 2008 yılında Stockholm'de basılan renkli kitap Haydar Diljen ve Sabiha Otlu imzasını taşıyor. 'Destpeka Zımane Me' (Dilimize Giriş veya Kürtçe Alfabe) ismini taşıyan Kürtçe kitapta 31 harf öğretiliyor. Harfler örneklerle açıklanırken 'Alan' ve 'Darin' isimli erkek çocuklar da bunlara örnek gösterilerek öğretim kolaylığı sağlanıyor.X, Q VE W'Lİ SÖZCÜKLERFutbol oynayan kız çocukları, cadı kıyafeti giymiş ve denizde oynayan küçük çocukların bulunduğu resimlerle süslenen kitapta, tartışılan harfler de ikişer sayfayla anlatılıyor. 'X' harfi 'Xiyar' (hıyar), 'Q' harfi 'Qaz' (kaz), 'W' ise 'Kew' (keklik) örnekleriyle anlatılıyor. Kitapta çok sayıda şiir ve tekerlemeye de yer verilerek harflerin okunuşları ve yazımları çocuklara öğretiliyor.Renkli kitabın 'Z' harfi 'Zebeş' (karpuz) örneğiyle veriliyor. Miniklere ünlü Diyarbakır karpuzunu da tanıtan kitapta, 'Zebeşen Amede' yani 'Diyarbakır Karpuzu' Berfin isimli bir kız çocuğunun yazdığı şiirle yer alıyor.DUŞEM, SEŞEM, ÇARŞEM...Alfabenin yanı sıra 'Zimane Me' isimli kitapta ayrıca Kürtçe günler, sayılar, mevsimler de öğretiliyor. Çocuklara yönelik kısa hikayelerin de bulunduğu kitapta haftanın günleri Kürtçe, Duşem (Pazartesi), Seşem( Salı), Çarşem (Çarşamba), Pencşem (Perşembe), İni (Cuma), Şemi (Cumartesi) ve Yekşem (Pazar) olarak sayılıyor. Deniz GÜÇER / ANKARA
AKŞAM GAZETESİ

10 Ekim 2009 Cumartesi

ESKİ KAHVEHANEDE EĞİTİM

Amasya'da bir köy okulunda tadilata başlanması nedeniyle ilköğretim devam eden 19 öğrenci, daha önce kahvehane olarak kullanılan ve sınıfa dönüştürülen mekanda eğitim görmeye başladı.
Kent merkezine 34 kilometre uzaklıktaki 85 haneli Musa köyündeki 3 derslikli ilköğretim okulu, bakım ve onarıma alındı. Bunun üzerine ilköğretim, 1, 2 ve 3. sınıfa devam eden 19 öğrencinin eğitim göreceği yeni bir mekan bulundu. Daha önce kahvehane olarak kullanılan köy muhtarlığına ait atıl durumdaki ahşap mekan sınıf olarak düzenlenerek eğitime burada başlandı. Geçici olarak burada ders işlediklerini kaydeden ücretli öğretmen Hüseyin Kılıç, okulun tadilatta olması nedeniyle, daha önce kahvehane olan, ancak bir süredir kullanılmayan yerin sınıf olarak düzenlendiğini söyledi. Kılıç, yetkililerin kendilerine okulun tadilatının bir ay içinde tamamlanarak teslim edileceğini söylediklerini bildirdi. Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri de tadilat ihalesinin gecikmesi nedeniyle onarımın yeni eğitim öğretim yılına yetiştirilemediğini söyledi. Köydeki 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin taşımalı sistemle başka okullarda eğitimi gördüğünü belirten yetkililer, 1. 2. ve 3. sınıf öğrencileri için de bu şekilde bir geçici çözüm bulunduğunu ifade ettiler. AMASYA GAZETESİ