Translate

15 Nisan 2010 Perşembe

Çaresiz anne çocuklarını balkondan attı

AKŞAM YASAM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Çaresiz anne çocuklarını balkondan attı Çıkan yangında büyük panik yaşayan anne, iki çocuğu da balkondan attı... Gaziosmanpaşa'da, oturduğu binada çıkan yangın nedeniyle büyük panik yaşayan anne, biri henüz 3 aylık bebek olan 2 çocuğunu dumandan etkilenmemeleri için balkondan attı. Gaziosmanpaşa Hürriyet Mahallesi Cengiz Topel Caddesi 300. Sokak'ta bulunan 5 katlı binada, elektrik kontağından yangın çıktı. Yangın nedeniyle oluşan yoğun duman, apartman sakinleri arasında büyük paniğe neden oldu. Yaşanan panikle birlikte binada adeta can pazarı yaşandı. Büyük korku yaşayan Meryem Kurt, henüz 3 aylık olan oğlu Kenan ve 3 yaşındaki Kerem'in dumandan etkilenmemesi için 1. kattaki evinin balkonuna çıktı. Bu sırada itfaiyenin henüz olay yerine ulaşmadığı gözlenirken, anne çareyi çocuklarını balkondan atmakta buldu. Meryem Kurt, önce 3 aylık bebeği Kenan'ı balkondan attı. Kenan'ı, binanın altında bekleyen vatandaşlar yakaladı. Annesi tarafından balkondan atılan Kerem de kendini vatandaşların kollarında buldu. Çocuklar olayı şans eseri yara almadan atlatırken, itfaiye ekipleri olay yerine ulaştı. Ekipler, binada mahsur kalanları kurtarmak için yoğun bir çalışma başlattı. Kurtarma çalışmalarında çocuk ve yaşlılara öncelik verildi. Üst katlarda mahsur kalan İremnur (2) ve Emirhan (4) isimli iki kardeş, itfaiye tarafından merdiven aracıyla kurtarıldı. Balkonda kurtarılmayı bekleyen babaları, korkmamaları için İremnur ve Emirhan'a el sallayarak moral vermeye çalıştı. Balkonda mahsur kalan yaşlı bir kadının yardımına da itfaiyeciler yetişti. Yaşlı kadın, uzatılan merdiven aracına güçlükle bindirilerek aşağı indirildi. Dumandan etkilenenlere, olay yerine gelen ambulanslarda gerekli müdahale yapıldı. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/yasam/4492/caresiz_anne_cocuklarini_balkondan_atti.html

Özcan: Kamuoyundan gizli tutuldu...

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Özcan: Kamuoyundan gizli tutuldu... Özcan, YÖK Genel Kurulu'nun katsayı konusunda son aldığı kararla ilgili bir açıklamada bulundu. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Genel Kurulu'nun katsayı konusunda son aldığı kararla ilgili Danıştaya iki dava açıldığını belirterek, ''Bu itirazlar oldukça önceden yapıldı, ama bunu ne Danıştaydan duydunuz, ne de bizden. İki kurum da kendilerine yakışır şekilde, bu ayın 11'inde yapılan YGS imtihanı öncesinde kamuoyundan gizli tuttular ki bu, öğrencilerimizin morali için son derece önemliydi'' dedi. YÖK Başkanı Özcan, her iki kurumun yaklaşımının, ''meselenin çok fazla uzamayacağını gösterdiğini'' söyledi. Özcan, Üniversiteler Birliğince hazırlanan Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi'nin tanıtımı amacıyla düzenlenen toplantıda, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, YÖK Genel Kurulu'nun son aldığı katsayıya ilişkin karara yönelik Danıştaya yeniden dava açıldığını anımsatarak, yeni bir planın olup olmadığını sorması üzerine Özcan, şunları kaydetti: ''Bizim yeni yaptığımız düzenleme için iki itiraz yapıldı. Bunlar iki şahıs tarafından yapılan itirazlardır. İstanbul Barosu, bu sefer itiraz etmedi. Şimdiye kadar Danıştayın gösterdiği olgunluk ve bizim olaya gösterdiğimiz olgunluğa bakılırsa meseleyi bu sefer çözeceğimizi zannediyorum. Çünkü bütün bu itirazlar oldukça önceden yapıldı, ama bunu ne Danıştaydan, ne de bizden duydunuz. İki kurum da kendilerine yakışır şekilde, bu ayın 11'inde yapılan YGS imtihanı öncesinde kamuoyundan gizli tuttular ki bu, öğrencilerimizin morali için son derece önemliydi. Eğer sınavdan önce böyle bir haber duyulsaydı sınava girecek arkadaşlarımızda önemli bir moral bozukluğu olabilirdi. Her iki kurumun böyle bir yaklaşımı meselenin çok fazla uzamayacağını bana söylüyor. Ama herhangi bir şekilde uzama içine girerse tabii ki bizim de ona karşılık çözümlerimiz vardır. Biz B planını geçtik, C oldu, D de var, E de var. Pek çok çözüm var, ama inşallah o çözümlere ihtiyaç olmaz.'' http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/635/ozcan__kamuoyundan_gizli_tutuldu___.html

Girişimciliğe akademik yaklaşım

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Girişimciliğe akademik yaklaşım ENDEAVOR Derneği Türkiye Ofisi'nin Platin Dergisi ile işbirliği yaparak Türkiye'deki girişimcilik ortamını güçlendirmek ve girişimcilik ruhunu gençler arasında başlattığı Girişimcilik Akademisi Bahçeşehir Üniversitesi'nde devam ediyor. Proje kapsamında düzenlenecek paneller Türkiye'nin önde gelen işadamlarını üniversite öğrencileri ile bir araya getiriyor. Endeavor Derneği Türkiye Ofisi ve Platin Dergisi işbirliğiyle düzenlenen 'Kariyer Seçeneği Olarak Etkin Girişimcilik' temalı paneller dizisinin beşincisi Bahçeşehir Üniversitesi'nde gerçekleşti. Panele girişimcilik konusunda farklı bakış açıları olan konuşmacılar katıldı. Panelde Türk ekonomisine girişimci başarılarıyla yön vermekte olan tüm konuşmacıların gençlere ortak mesajı Türkiye'deki mevcut ve yeni iş fırsatlarının önemini fark etmeleri, doğru zaman ve doğru fırsatları değerlendirerek sürdürülebilir iş olanaklarını yakalamaları oldu. Öğrencisorularını konuşmacılara iletti. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/629/girisimcilige_akademik_yaklasim.html

Meslek ve teknik liseliye burs desteği

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Meslek ve teknik liseliye burs desteği BAHÇEŞEHİR Üniversitesi Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi (METGEM) , Mesleki Teknik Ortaöğretim Kurumlarından mezun olup Bahçeşehir Üniversitesi-METGEM - Melek Yüksekokulu'nu tercih eden öğrencilere % 25 'Mesleki Eğitim Bursu' veriyor. Burstan yararlanmak için öğrencilerin Türkiye'de eğitim veren bir meslek lisesi veya teknik liseden mezun olmaları ve ÖSYM tarafından Bahçeşehir Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nda teknik programlardan birine yerleştirilmeleri yeterli. Burstan tüm öğrencilerin yararlanabilmesi amacıyla herhangi bir kontenjan sınırı da gözetilmiyor. Sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünü yetiştiren ve bugünün Mesleki Eğitim anlayışını, sektör ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiren Bahçeşehir Üniversitesi METGEM bu burs ile mesleki eğitimine ortaöğretimde başlayan öğrencilerin eğitimlerini yükseköğrenime taşımalarını teşvik ediyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/627/meslek_ve_teknik_liseliye_burs_destegi.html

MEB'den forma anketi

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE MEB'den forma anketi MİLLİ Eğitim Bakanlığı (MEB), ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin kılık-kıyafetinde yapılması öngörülen değişiklik için velilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin görüşünü alacak. MEB'in ''www.meb.gov.tr'' internet adresinde başlattığı ''Serbest Okul Kıyafeti'' anketinde, öğrencilere, öğretmenlere ve velilere ayrı ayrı tek soru soruluyor. Ankete katılanlar, ''Mecburi kıyafet uygulamasından memnun musunuz?'' sorusunu ''Evet'' veya ''Hayır'' şeklinde cevaplayacak. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/631/meb_den_forma_anketi.html

İletişimde büyük ortaklık

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE İletişimde büyük ortaklık BahçeŞehİr Üniversitesi İletişim Fakültesi Berlin'deki Freie Üniversitesi ile yaptığı anlaşma sonucunda göç, kültür ve medya üzerine ortak araştırmalara başlıyor. İletişim öğrencileri ve medya mensuplarına yönelik burslu eğitim programları düzenliyor. Proje kapsamında Freie Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi karşılıklı olarak birer araştırma merkezi de kuruyor. Projeyle ilgili Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, 'Freie Üniversitesi'nin 2009 yılında Times Higher Education tarafından Almanya'da 1., Avrupa'da 6. ve Dünya'da 27. sıraya seçilmiş bir üniversitedir. Böyle başarılı bir üniversite ile işbirliği yapmaktan mutluyuz' dedi. Freie Üniversitesi Berlin, Kültür ve Medya Yönetimi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Klaus Siebenhaa ise 'Dünyanın iki metropolü İstanbul ve Berlin arasında inter-kültürel bir diyalog kurmak bizim için bir görev. Enstitümüzün 20. yılını kutladığımız bu sene uluslararası ilişkilerimizi dünyada üç ülkeye odaklamış durumdayız: ABD, Çin ve Türkiye. Bu ekimde çalışmalarımıza bilfiil başlıyoruz' diye konuştu. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/630/iletisimde_buyuk_ortaklik.html

17 bin aday YGS'ye gurbette girdi

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE 17 bin aday YGS'ye gurbette girdi ÖĞRENCi Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 10 sınav merkezinin kapasitesinin yetersiz kalması nedeniyle yaklaşık 17 bin adayın sınav yerini, tercih ettiği iller yerine yakın iller arasından belirledi. ÖSYM'den yapılan yazılı açıklamada, 11 Nisan 2010'da gerçekleştirilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı'na (YGS) girmek için 1 milyon 512 bin 450 adayın başvurduğu anımsatıldı. Hakkari, Van, Şırnak, Batman, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Gebze ve Nazilli'de kapasite yetersiz olduğu için bu merkezleri birinci tercihinde isteyen adayların bir kısmının isteğinin karşılanamadığı ifade edilen açıklamada, şöyle denildi: ''Sınav kapasitesi yetersiz kalan bu merkezleri birinci tercihinde isteyen yaklaşık 159 bin adayın yaklaşık 133 bini birinci tercihinde istediği merkeze, yaklaşık 8 bini ikinci tercihinde istediği merkeze atanmıştır. 17 bini adres iline yakın olan bir merkeze atanmıştır. 159 bin adaydan ilk tercihi olan merkezde sınava girecek 133 bin aday seçilirken o merkezin okullarında son sınıf öğrencisi olan adaylara öncelik verilmiştir. Tercih yaptığı iki merkez dışında sınava giren yaklaşık 17 bin aday ise ortaöğretim kurumlarından mezun durumunda olan adaylar arasından kurayla belirlenmiştir.'' http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/628/17_bin_aday_ygs_ye_gurbette_girdi.html

Hastalığı olmayan bebeklere bir adım kaldı

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Hastalığı olmayan bebeklere bir adım kaldı Bilim adamları kalıtsal hastalıklardan arındırılmış, üç ebevynli insan embriyosu geliştirdi... İngiliz basınında yer alan habere göre, iki anneli ve bir babalı embriyolar, bazısı doğumdan birkaç saat içinde ölüme yol açabilen, tedavisi olmayan kas, beyin, kalp ve sindirim sistemi hastalıklarından arındırıldı. Newcastle üniversitesi bilim adamları, üç yıl içinde, ailesinde kalıtsal hastalık bulunan kadınların, dünyaya sağlıklı bir bebek getirme imkanına kavuşabileceğini söylediler. Araştırma, gıdayı vücut ve beynin kullanacağı enerjiye dönüştüren, hücreler içindeki "enerji santralleri" olan mitokondri üzerinde odaklandı. Bilim adamları, mitokondrideki hastalıklı DNA'yı sağlıklı genetik materyalle değiştirerek, mitokondriyal hastalıkları bulunmayan embriyonlar geliştirdiler. YÖNTEM Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, tüp bebek yöntemiyle döllenme tekniği kullanıldı. Müstakbel babanın spermiyle annenin yumurtasındaki, ebeveynin DNA'larını içeren çekirdek (nükleer DNA veya genler) çıkarılıp alındı. Diğer taraftan bir donörün yumurtasıyla diğer bir donörün spermi döllendi ve elde edilen embriyo daha birkaç saatlikken yumurta ve spermin nükleer DNA'sı ayıklanarak geride sağlıklı mitokondri bırakıldı. Daha sonra, ebeveynin DNA'sı, çekirdeği alınmış sağlıklı mitokondriyea aşılandı. Böylece, ebeveynlerin genleri ve donörün mitokondrisinden müteşekkil bir embriyo elde edildi. ETİK SORUNLAR Üniversitenin laboratuvarında bu yöntemle, üç ebeveynli 80 embriyo elde edildi. Bilim adamları, donörün yumurtasını dölleyen diğer donörün sperminin, elde edilen embriyonda herhangi bir DNA'sı bulunmadığı için, embriyoyu üç ebeveynli olarak kabul ettiler. Elde edilen embriyolar, bu tür tekniklerle elde edilmiş embiroların bir kadının rahmine yerleştirilmesini yasaklayan kısırlık tedavisi yasaları uyarınca 8 gün sonra imha edildi. Araştırmanın başkanı Prof. Doug Turnbull, "yasalar müsait olsaydı, bu yöntemle ilk bebekler üç yıl içinde doğabilirlerdi" dedi. Araştırmayı yapan bilim adamları, donör kadının sadece birkaç geninin embriyoya geçtiğini, ebeveynin ise embriyoda en az 23 bin geninin bulunduğunu belirttiler. Ancak araştırmaya etik açıdan karşı çıkanlar, bunun insanın kopyalanması yönünde bir adım olduğunu ve insan yaşamının kutsallığını yaraladığını söylüyorlar. Bunun yanı sıra iki annenin DNA'sını taşımanın, yeni genetik yapının sonraki kuşaklara aktarımı şeklinde birtakım "güvenlik riskleri" taşıyabileceği belirtiliyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1015/hastaligi_olmayan_bebeklere_bir_adim_kaldi.html

Tıpkı eroin gibi

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Tıpkı eroin gibi İşte içmeye başladığımızda itibaren dakika dakika kolanın vücudumuza yaptığı zararlar... Kolayı çoğumuz düşünmeden tüketiyoruz. Peki, kola içtikten sonra vücudumuzda ne gibi değişiklikler olur? Prof. Dr. Ayşe Akın bir bardak Kola içtikten sonra vücudumuzda meydana gelen sürecin sağlığımıza etkilerini anlattı. İşte bir bardak kolanın dakika dakika zararları... İLK 10 DAKİKA: * 10 çay kaşığı şeker vücudunuza girer. (Günlük almanız gereken şeker miktarının tamamı kadar) * Fosforik asit tat alma duyunuzu keser. * Aşırı şeker yüklemesinden dolayı kusmanızı engeller. 20 DAKİKA: * Kan şekerinizde ani bir yükselme olur. * Yüksek miktarda insulin patlamasına neden olur. * Karaciğeriniz vücudunuzdaki şekeri yağa çevirerek buna bir yanıt verir. * Bu sadece bir kaç dakika içinde olur. 40. DAKİKA: * Kafein emilimi tamamlanır. * Göz bebekleriniz büyür. * Kan basıncınız yükselir. * Karaciğeriniz kana daha fazla şeker pompalamaya başlar. * Beyninizdeki adenozin reseptörleri rehaveti önlemek için bloke olur. 45 DAKİKA: * Beyninizde dopamin salgısı artar. * Bu tıpkı eroinin vücuta yaptığı tepkimelere benzer. 60 DAKİKA: * Kafeinin diüretik özellikleri baş gösterir (tuvalet ihtiyacı gibi). * Bu da vücutta depolanmış kalsiyum, magnezyum ve çinko'nun da beraberce dışarı atılması demek. BİR SÜRE SONRA... * Şeker ihtiyacını tekrar duymaya başlayacaksınız * Kendinizi halsiz ve bitkin hissedeceksiniz. * Vücudunuzda kola ile aldığınız bütün su tekrar dışarı atıldığı için susuzluğunuzu tekrar hissedeceksiniz. * Şeker ihtiyacını takiben, kafein isteği de başlayacak (sigaradaki gibi)... http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1022/tipki_eroin_gibi.html

Ani sevgi gösterileri öldürebilir

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Ani sevgi gösterileri öldürebilir Evde beslediğiniz kedi ya da köpeğin ani ve hızlı şekilde ayaklarını göğsünüze vurması veya çocuğunuzun hızla koşarak göğüs kafesinize zıplaması kalbiniz için tehlikeli olabilir. Darbelere yol açan rekabet sporları, çarpışmalar, okullardaki beden eğitimi dersleri, sert bir kartopu gibi faktörlere de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Batukan Esen, göğse gelen topun ani ölümle sonuçlanabileceğini söyledi. "Kalbe travma sonucu kalp durmasına neden olan olaylar yüzde 30 oranında, sporla ortaya çıkmaktadır. Genellikle rekabet içeren ve hızlı çarpmaların gerçekleştiği hokey, beyzbol, futbol, basketbol gibi çarpışmaların yoğun olduğu sporlar ani kalp durması riski oluşturur. Özellikle hokey ve beyzbol gibi sporlarda göğse alınan travma sonrası ölüme gidiş çok hızlıdır. Bu hızlı gidişin ana nedeni, göğüs duvarına çarpan topun etkisi ile kalpte ölümcül ritim bozukluklarının gelişmesi ve anında müdahale edilmediği takdirde ortaya çıkan ani kalp durmasıdır. Bu tür travmalarda olağandışı bir güç sarfiyatına da gerek yoktur. Ani ölümler, sporun kuralları içinde ortaya çıkabilir. 10-12 metrelik mesafelerden 45–80 kilometre/ saat hız aralığındaki topların çarpması bu etkiyi yaratmaktadır. Bu tür ölümle sonuçlanan spor karşılaşmaları sırasında göğüs duvarını koruyan kıyafetlerin giyilmesi kalbin korunmasında etkili bir rol oynamaktadır." DÖVÜŞ SPORLARINDAKİ TRAVMALARA DİKKAT! Göğse gelen darbenin en çok göğüs duvarının ortasında ve sol meme üzerinde etkili olduğunu söyleyen Dr. Esen, ani kalp durmasına neden olan diğer faktörleri anlattı ve alınması gereken önerileri sıraladı. "Travma ne kadar küçük bir alanda ve hızlı yaşanırsa, ölüm daha çok görülmektedir. Bunlar da vücut vücuda çarpışma, yuvarlanma, tekme, karate, judo gibi dövüş sporlarında oluşan darbelerle ortaya çıkmaktadır. Ani ritim bozulması ile ortaya çıkan ölümlerin en önemli nedenlerinden biri de yüzde 30 oranında, okul alanlarında beden eğitimi derslerindeki çarpışmalar ve göğse gelen darbelerdir. 12-13’lü yaşlarda beden eğitimi derslerinde öğrenciler çarpmalar sonucu ani kalp ölüm nedeniyle kaybedilmektedir. Ailesinde erken yaşta ve ani kalp ölümü hikayesi bulunan gençlerin özellikle kalp hastalıkları yönünden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü yapısal bir kalp hastalığı, fark edilmeyen ritim bozukluğu ve kalp kası hastalıkları olanlar, ani çarpma ve travmalar nedeniyle, ölüm tehlikesi ile karşı karşıya gelebilir. Bu nedenle çocukların küçük yaşlardaki şikayetlerinin dikkate alınması çok önemlidir. Nefes daralması ve çarpıntı gibi şikayetler dile getiren çocukların, kalp hastalıkları yönünden tahlil ve tetkiklerinin yaptırılması gerekir. Okullarda beden eğitimi derslerinde kullanılmak üzere, çarpmanın etkisi ile kalbi duran kişiye eğitimli profesyonel personel tarafından, kalp masajı ve defibrilatörle elektroşok uygulanmalıdır. EVCİL HAYVANLAR VE ÇOCUKLAR DA RİSK OLUŞTURABİLİR Kalbin ölümcül bir aritmi ile durmasının en önemli nedenlerinden biri de, göğse gelen travmaların yüzde 15 oranında, geniş bir alanda etkili olmasıdır. Evcil hayvan beslemek, stres alıcı ve rahatlatıcı etkisi ile kalp sağlığına olumlu etki yapmaktadır. Ancak evde beslediğiniz kedi ya da köpeklerin de ani pati darbeleri, ritim bozukluklarına neden olabilir. Göğse gelen ani darbelerin yıkıcı bir etki yapması için çok sert ve küçük bir alanı kaplaması gerekir. Ancak aniden göğsünüze doğru atlayan ve patileri ile sert bir darbe oluşturan ev hayvanlarına da dikkat edilmesi gerekir. Aynı şekilde küçük çocukların da yumruk ve kafa darbelerine karşı dikkatli olunmalıdır. Çünkü ani bir şekilde göğsünüze alacağınız bir kafa darbesi ya da koşarak hızlı bir şekilde göğüs bölgenize atlayan çocuğunuzun oluşturduğu darbe, ani ritim bozukluklarına yol açabilir. HAYVAN DARBELERİ ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR Yalnızca evde beslenen evcil hayvanlar değil, özellikle Anadolu’da hayvan toslaması ya da göğse alınan çifte darbeleri kalp damarlarına geldiğinde damar tıkanmasına ve enfarktüse neden olmaktadır. Ancak bu tür sert darbeler daha çok ani ritim bozukluğuna bağlı ölümlere yol açmaktadır. Kalpte organik bir sorun varsa, darbeye bağlı ölümler daha sık görülmektedir. TRAFİK KAZALARINDA DİREKSİYON RİSKİ Trafik kazaları sırasında otomobil direksiyonu ve bazı durumlarda yeterince açılmayan hava yastıklarının göğüs duvarına çarpması ile kalp üzerinde travmatik bir etki oluşturmaktadır. Bu etki ile kalp, göğüs kemiği ile sırt kemikleri arasında sıkışarak ciddi ölümcül durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumlar ani kalp ölümü, ölümcül aritmiler, kalp duvarlarının veya kapaklarının yırtılması gibi ciddi durumlar olarak sıralanabilir. ANİ RİTM BOZUKLUĞUNA NEDEN OLAN AKTİVİTELER Oyun amaçlı yapılan boks maçı, hıçkırıkların geçmesi için göğse uygulanan baskı, hızlı ve sert kartopunun göğse isabet etmesi, trafik kazaları. Trafik kazalarında esnek olan göğüs ön kemikleri ile sırttaki omur kemikleri arasında kalbin sıkışması, ritim bozukluğuna ve kalbin durmasına neden olabilir." ANİ KALP DURMASINDA SANİYELER ÇOK ÖNEMLİ Ani kalp durmasının saniyeler içinde solunum durması ile sonuçlandığını söyleyen Uz. Dr. Özlem Batukan Esen, "Bu durumda yaşam desteği (resüssitasyon) adı verilen kalp akciğer canlandırma işleminin kurallarına uygun olarak yapılması hayat kurtarıcıdır. Ani kalp durmasından itibaren ilk 4 dakikada canlandırma işlemine başlanması gereklidir. Çünkü 4 dakikadan sonra beyinde hücre kaybı başlamaktadır. 10 dakikadan sonra ise geri dönüşümsüz beyin hasarı ve beyin ölümü söz konusu olmaktadır" diye konuştu. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1020/ani_sevgi_gosterileri_oldurebilir_.html

Hepatit B'li anneler dikkat

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Hepatit B'li anneler dikkat Hepatit B taşıyıcısı bir annenin dünyaya getirdiği bebeğin 12 saat içerisinde aşılanması gerekiyor. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kendal Yalçın, dünyada yaklaşık 2 milyar insanın Hepatit virüsü ile temas ettiğini, ancak bu vakaların bir kısmında Hepatit B'nin kronikleştiğini, dünyada yaklaşık 400 milyona yakın Hepatit B taşıyıcısının bulunduğunu bildirdi. Dünyada her yıl akut Hepatit B'den 50 bin kişinin, siroz ve karaciğer kanserinden ise 470 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Prof. Dr. Yalçın, Türkiye'deki siroz ve karaciğer kanserinin birinci nedeninin Hepatit B olduğunu söyledi. Türkiye'de yaklaşık 3.5 milyon kişinin Hepatit B taşıyıcısı olduğunu ve bu kişilerin yaklaşık yüzde 25-30'unda aktif hastalık bulgularının olduğunu dile getiren Yalçın, şöyle konuştu: ''Türkiye'de yaklaşık 1 milyon kişi kronik hepatit B hastasıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde hepatit B'nin görülme oranı diğer bölgelere oranla daha fazladır. Bunun başlıca sebepleri vertikal geçişim(anneden bebeğe geçiş)ve aile içi bulaşımın yaygın olmasıdır. Yöredeki ailelerin kalabalık ailelerden oluşması ve kırsal kesimde yaşayan ailelerin eşyalarını ortak kullanmaları hastalığın bulaşmasına yol açmaktadır. Hepatit B hastası bir kişinin kullandığı; jilet, kan taşı, tırnak makası ve diş fırçası ailenin diğer fertlerince kullanılması sonucu hastalık bulaşabilir. Hepatit B hastalığı konusunda toplumun tüm kesimleri duyarlı olmalıdır. Özellikle hamile kadınlar çok dikkatli olmalı ve mutlaka tahlil yaptırmalılar. Çünkü bebeklerine hastalığı bulaştırma riskleri çok fazla. Hepatit B taşıyıcısı annenin doğan bebeği ilk 12 saat içerisinde aşılanmalıdır. Aksi takdirde aşılanmayan ve hastalık bulaşan çocukların yüzde 90'ında hepatit B kronikleşiyor. 18 yaşına kadar herkesin aşılanması gerekiyor.'' DİYARBAKIR'DA HEPATİT D (DELTA) SEMPOZYUMU DÜZENLENECEK Prof. Dr. Kendal Yalçın, Türkiye için kronik hepatit D'nin (delta infeksiyonu) özel bir önemi olduğunu hastalığın Avrupa ülkelerine oranla çok daha fazla görüldüğünü söyledi. Kronik delta hepatitinin, kronik hepatitlerin en az görüleni fakat en tehlikelisi olduğunu, bu hastalığı taşıyan kişilerde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine hızlı bir gidişin söz konusu olduğunu belirten Yalçın, şöyle devam etti: ''Hepatit D, ya hepatit B ile aynı anda alınır ya da kronik hepatit B taşıyıcısı olan kişilerin daha sonra bu virüsle karşılaşmasıyla oluşur. Hepatit D virüsü hepatit B virüsü taşıyan kişilerde siroz olma riskini 2-3 kat daha fazla artırır. Kronik delta hepatitinde 8-10 yılda siroz gelişimi yüzde 80-90 oranında olmaktadır. Günümüzde, dünyada delta hepatit sıklığı azalmasına hatta neredeyse yok olmasına rağmen ülkemizde özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu hastalık hala önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bölgemizde ayrıca Hepatit B sıklığının yüksek olması da bu soruna katkı sağlamaktadır. Çünkü hepatit delta virüsü, ancak Hepatit B virüs varlığında yaşayabilmektedir. Bölgede hastalığın görülme oranı Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.'' http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1019/hepatit_b_li_anneler_dikkat.html

Doğumda ölen anne sayısı tartışma yarattı

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Doğumda ölen anne sayısı tartışma yarattı Tıp dergisi Lancet, "doğum sırasında ölen anne sayısı yüzde 35 azaldı" derken, BM raporuna göre "ölü sayısında azalma olmadı". Her yıl doğum sırasında ölen anne sayısında dünya ölçeğinde azalma olup olmadığı tartışmalara yol açtı. Saygın İngiliz tıp dergisi Lancet, yayımladığı bir araştırma raporunda, doğum sırasında ölen anne sayısında dünya ölçeğinde 28 yılda yüzde 35 oranında azalma olduğunu belirtirken, BM tarafından hazırlanan bir raporda ölü sayısında önemli bir azalma olmadığı ileri sürüldü. Lancet genel yayın yönetmeni, bulgularını yayımlamayı en azından Eylüle kadar erteleme konusunda kendilerine baskı yapıldığını söyledi. Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri Enstitüsünden Christopher Murray ve meslektaşları, 1980'de 500 bin civarında olan doğum sırasında anne ölümünün 2008'de 343 bin civarına düştüğünü belirledi. Bill ve Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilen araştırma, istatistik modellemenin yanı sıra eskisinden daha fazla veriye dayanarak yapıldı. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki Annelik, Yenidoğan ve Çocuk Sağlığı için Ortaklık girişiminin dün yayımladığı raporda, "detaylı çözümlemelerine" göre, halen her yıl 350 bin ila 500 bin arasında kadının doğum sırasında öldüğü bilgisine yer verildi. Bu raporda, verilerin nereden alındığının yanı sıra bu kadar geniş bir aralığa sahip rakamlara ulaşmak için hangi tür çözümlemenin kullanıldığını belirtilmedi. Raporda ayrıca BM yetkilileri, gelişmekte olan ülkelerde anne ve çocukları kurtarmak için 2011 ile 2015 arasında her yıl 20 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu ileri sürdüler. Ortaklık direktörü Dr. Flavia Bustreo, kendi çalışmaları ile Lancet'in yayımladığı çalışmanın arasında herhangi bir çelişki olduğunu reddederek, "Rakamlar üzerindeki tartışma devam edebilir. Ama biz bunu da iyi bir haber olarak görüyoruz. En azından anne sağlığı açısından bir umut var" diye konuştu. Bustreo, Lancet'in raporunu yayımlamayı ertelenmesi için baskı yapılmasıyla herhangi bir ilişkileri olmadığını söyledi. BASKILAR Lancet genel yayın yönetmeni Richard Horton ise anne sağlığının korunması için çalışan kesimlerin, raporlarının yayımının en azından Eylüle kadar ertelenmesi için dergiye baskı yapmalarının kendisini hayal kırıklığına uğrattığını belirtti. Baskılar konusunda Lancet'de bir yorum da yazan Horton, AP'ye yaptığı açıklamada, anne sağlığının korunması projelerini destekleyenler "Düşük anne ölüm oranını, mesajlarını zayıflatan bir şey olarak görüyorlar. Destekçilik bazen bilimin önüne geçiyor" dedi, ancak baskı yapan grupların ya da kişilerin adını açıklamadı. BM, anne ve çocuk sağlığı konusunda bu hafta New York'ta uzmanlar ve devlet başkanlarının katılacağı bir toplantıya ev sahipliği yapacak. RAKAMLARIN POLİTİKASI Anne ölümleriyle ilgili rakamlarda anlaşmazlık, kamu sağlığını çevreleyen politikayı açığa çıkarıyor. Kamu sağlığı alanında sağlık sorunlarının çözümünde sağlanan ilerleme, sağlık projelerinin finansmanını sıkıntıya sokabiliyor. Yani, kamu sağlığı alanında bazen iyi haber, bazıları için kötü haber olabiliyor. BM'nin AIDS ile mücadele yetkilileri, yıllarca AIDS salgının dünya çapında sıradan insanlar arasında yayılabileceği uyarısında bulunmuşlar ve 40 milyondan fazla kişinin AIDS olduğunu ileri sürmüşlerdi. Buna uygun olarak AIDS ile mücadele için sürdürülen projelere verilen para da hızlanarak artmıştı. Nihayet BM yetkilileri, yıllardır AIDS'li insan sayısına ilişkin rakamları abarttıklarını kabul ederek, rakamlarını dikkate değer biçimde düzeltip 33 milyona indirdiklerinde, bağışçılar da bağış vaatlerini yeniden düşünmeye başladı. Londra'da faaliyet gösteren Uluslararası Siyasa Ağı adlı düşünce kuruluşu uzmanlarından Philip Stevens, "BM yardım parası akışını korumak için hastalık rakamları abartma gibi bir geleneğe sahip, dolayısıyla bu konuda daha az olan rakamlara daha çok güveniyorum. Bu da verileri manipüle etseler ve şişirseler de, daha çok felaket tellallığı yapanların daha fazla para aldığının kanıtı" diyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1007/dogumda_olen_anne_sayisi_tartisma_yaratti.html

Sağlık meslek liselerinin ismi değişiyor

AKŞAM SAGLIK 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Sağlık meslek liselerinin ismi değişiyor Sınavla öğrenci alan sağlık meslek liselerinin isimleri "Anadolu Sağlık Meslek Lisesi" olarak değiştirilecek. Sağlık meslek liselerinde uygulanan programların bütünlüğünün sağlanması, öğrenci nakil ve geçişlerin kolaylaştırılması, kurumlar arasında birlikteliğin sağlanması amacıyla 280 sağlık meslek lisesinin ismi 2010-2011 eğitim-öğretim yılından geçerli olmak üzere kademeli olarak Anadolu sağlık mesleki lisesine dönüştürülecek. Sağlık Bakanlığına bağlı iken beş yıl önce Milli Eğitim Bakanlığına bağlanan sağlık meslek liseleri, Anadolu mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında olduğu gibi Ortaöğretime Geçiş Sistemi (OGS) kapsamında sınavla öğrenci alıyor. Sağlık meslek liselerinde Anadolu meslek ve meslek lisesi programları kabul edilmesine rağmen, sadece İstanbul’daki Validebağ Anadolu Sağlık Meslek Lisesi’nde Anadolu meslek lisesi programı, diğer sağlık meslek liselerinde ise meslek lisesi programları uygulanıyordu. Yetkililer, sağlık meslek liselerinin eğitim süresinin dört yıl olduğunu belirterek, bu liselerin sınavla öğrenci aldığını vurguladı. Sınavla öğrenci almayan ticaret meslek lisesinde okuyan bir öğrencinin, sağlık meslek lisesine geçmek için başvuruda bulunabildiği belirtilerek, bu durumun sıkıntı oluşturduğu ifade edildi. Son yıllarda özel hastanelerin sayısının artmasıyla sağlık meslek lisesi mezunlarının işe girme fırsatının daha da artmasıyla bu okullara talebin arttığı, böylece bu okullara giriş puanlarının da yükseldiği belirtildi. Yetkililer, okulların isimlerinin değiştirilmesiyle eğitim süresinde bir değişiklik olmadığını, sadece yabancı dil ders saatinde bir artış olacağını söyledi. 2009-2010 eğitim-öğretim verilerine göre, 280 sağlık meslek lisesi ve bir Anadolu sağlık meslek lisesi olmak üzere toplam 281 okulda, 58 bin 264 öğrenci eğitim görüyor. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/saglik/1014/saglik_meslek_liselerinin_ismi_degisiyor.html

Zemin bahane açılış şahane

AKŞAM GUNCEL 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Zemin bahane açılış şahane Beylikdüzü Yaşar Acar Fen Lisesi'nin, yanındaki inşaat nedeniyle kayması büyük yankı uyandırdı. Öğrenciler, aileler tedirgin. Yetkililer önlem almak yerine ertesi gün bahçedeki basket potalarının açılışını yaptı. Törende plaketler verildi, yetkililer alkışlandı. Ama okul zeminin kaymasıyla ilgili tek bir fikir üretilmedi AKŞAM'ın manşetine taşıdığı, Beylikdüzü'nde iki yıl önce açılan Yaşar Acar Fen Lisesi'nin, yanında inşa edilen Kızılay Hastanesi'nin harfiyat çalışması nedeniyle dereye kayması haberi gündeme bomba gibi düştü. Okulu yaptıran işadamı Yaşar Acar sabah erken saatlerde okula geldi. Okulun kayan bölümünü inceleyen Acar, kendisini karşılayan okul müdürü Sinan Cansabuncu'ya, 'buranın hali ne, belediyeden kimse burayı görmüyor mu' diye tepki gösterdi. TELAŞ, AÇILIŞ İÇİNMİŞ İnşaat için önlem alması gereken yetkililerse, öğle saatlerinde telaş telaş içinde okula geldi. Bu telaşın nedeni ise ne yazık ki, kaygan zemin değil, işadamınca okul bahçesinde yaptırılan basket potalarının açılış töreniydi. Okul bahçesinin balonlarla süslendiği açılış törenine Beylikdüzü Kaymakamı Yusuf Odabaş, Beylikdüzü Belediye Başkanı Yusuf Uzun, Beylikdüzü İlçe Milli Eğitim Müdürü İkram Kayapınar, Yaşar Acar Fen Lisesi Okul Müdürü Sinan Cansabuncu, okulu yaptıran işadamı Yaşar Acar, Beylikdüzü eski Belediye Başkanı Vehbi Orakçı ve çok sayıda davetli katıldı. ESKİ BELEDİYEYİ SUÇLADI Kayma ile ilgili önlem alması gereken belediye başkanından kaymakama kadar tüm yetkililer, alkışlar ve halk oyunları gösterisi eşliğinde çürük zemin üstüne inşaa edilen potaların açılışını gerçekleştirdi. Beylikdüzü Belediye Başkanı Yusuf Uzun, kaygan zemindeki okulun kendi döneminde yapılmadığını belirtti ve 'okulun zemini hakkımda bilgim yok. Bizim zamanımızda yapılmadı. Biz şimdi üzerimize düşen görevi yapacağız' dedi. Açılışa katılan eski başkan Vehbi Orakçı da 'Harita mühendisiyim. Burasının zeminiyle ilgili gerekli araştırmaları yaptım. Zemin son derece sağlamdır' diye kendini savundu. Yaşar Acar Fen Lisesi'nin bağışçısı 'Muya Terlikleri'nin sahibi işadamı Yaşar Acar okulun zemininin kaymasıyla ilgili olarak, 'her işadamı gibi eğitime katkı yapmak için can atıyorum. Üç yıl önce okul yaptırmaya karar verdim. O zamanki belediye başkanı Vehbi Orakçı'yla görüştüm. Bana eğitim vadisinden bahsetti. Birlikte yeri gezdik. Arsayı belediye verdi. Sonuçta buraya okul yaptırdık. Yani biz, belediyenin gösterdiği yere okul yaptırdık. Bu okula 3 milyon TL harcadım. Kaymasını kabullenemiyorum. Burada geleceğin bilim adamları, mühendisleri yetişecek. Onlara kötü örnek oluyor. Belediyenin bir an önce burayı güçlendirmesi gerekiyor' dedi. Bu arada yetkililer pota açılış töreninin 15 gün öncesinden planlandığını ve iptal edemediklerini belirtti. İSTİNAT DUVARI YAPILACAK Beylikdüzü İlçe Milli Eğitim Müdürü İkram Kayapınar da, 'yandaki inşaat nedeniyle çatlayan yol, okulumuzu tehdit ediyor. Bir de buraya duvar yapıldı mı, burası sapasağlam olacak. Şimdi belediye başkanıyla da konuştuk. Acilen fore kazık çakılıp, istinat duvarları yapılacak. Bunları yaptığımızda okulun eksiği de bitirilmiş olacak. Kızılay'ın yarım bıraktığı yere yurt yapacağız. İl dışından gelen öğrencilerimiz burada konaklayacaklar' dedi. KIŞIN BURASI BATAKLIK Türkiye'nin dört bir yanından gelen 80 öğrenci, haberin ardından 'okulun olduğu yerin acilen güçlendirilmesi gerekiyor. Kışın burası bataklık. Ailelerimiz tedirgin oldu. Umarız haberin ardından yetkililer harekete geçer ve bu korku, rezalet sona erer. 95-96 netle bu okulu kazanıyoruz. Bunca uğraştan sonra eğitim gördüğümüz okul bizi artık korkutmasın' dedi. Ercan ÖZTÜRK / İSTANBUL http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/guncel/11739/zemin_bahane_acilis_sahane.html

YÖK Başkanı : ÖSS gerekmeyecek

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE YÖK Başkanı : ÖSS gerekmeyecek YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan üniversiteye girişte ÖSS'nin gerekmeyeceğini ancak bazı kriterlerin söz konusu olacağını söyledi. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/634/yok_baskani___oss_gerekmeyecek__.html

Doğacak her çocuğa 1000 dolar verilecek!

AKŞAM DUNYA 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Doğacak her çocuğa 1000 dolar verilecek! Bundan sonra doğacak her çocuk için 1000 dolar verilecek. Bu para çocuğa ait banka hesabına yatırılacak... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 çocuk tavsiyesine İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da katıldı. Ahmedinejad, ailelerden daha fazla çocuk yapmalarını istedi. Ahmedinejad ayrıca doğan her çocuk için hesap açacaklarını ve bu hesaba da bin dolar para yatıracaklarını açıkladı.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 çocuk tavsiyesine İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da katıldı. İran Devlet Televizyonu'na konuşan Ahmedinejad, İran'da halen uygulamada bulunan `2 çocuk yeter' anlayışını eleştirdi. Ahmedinejad bunun batılı ülkeler tarafından öne sürülen anlayış olduğunu ve anlayışında yanlış olduğunu söyledi. Günümüzde, batılı ülkelerin az çocuk uygulamasından dolayı pişman olduklarını, nüfus artışı için ailelere para yardımında bulunmaya başladıklarını hatırlatan Ahmedinejad, "Acaba onlar nüfus kontrol planı ile mutlu mu oldular ki, biz onu devam ettiriyoruz" dedi. İran Cumhurbaşkanı, bundan sonra doğan her çocuk için de 1000 dolar vereceklerini söyledi. Bu paranın çocuğa ait hesaba yatırılacağını ve her sene devlet tarafından bir miktar daha bu hesaba ekleneceğini anlatan Ahmedinejad, "Aileler, çok acil durumlar dışında, hesaba müdahale edemeyecek. ayrıca her ay zorunlu olarak da en az 20 dolar bu hesaba para yatıracak" diye konuştu. Ahmedinejad, bu uygulama ile amaçlarının, gençlerin geleceğini teminat altına almak olduğunu belirtti. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/dunya/4711/dogacak_her_cocuga_1000_dolar_verilecek_.html

Uyuşturucu kartelleri çocukları öldürüyor

AKŞAM DUNYA 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Uyuşturucu kartelleri çocukları öldürüyor Meksika'da uyuşturucu kartellerinin kurbanı olan çocuklar başlarına kurşun sıkılarak öldürüldü. Meksika'da uyuşturucu kartellerinin kurbanı olan çocuklar başlarına kurşun sıkılarak öldürüldü. İşkence gören çocukların el ve ayaklarının iple bağlı olması dikkat çekti. VAHŞETİN FOTOĞRAFLARI! Meksika'a uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmada vahşet sınır tanımıyor. Uyuşturucu kartelleri kaçırdıkları insanları infaz ettikten sonra bazılarının başlarını gövdelerinden ayırdıktan sonra atıyorlardı. Uyuşturucu savaşlarında yaşanan son olay da insanın kanını donduracak cinsten. Uyuşturucu çetelerinin kurbanı bu defa çocuklar oldu. Başkent Mexico City'den 80 kilometre uzaktaki Cuernavaca şehrinde, 5'i çocuk yaşta 6 kişi işkence edildikten sonra başlarından kurşunla vuruldu ve boş bir araziye atıldı. Vahşice öldürülen kurbanların el ve ayaklarının iple bağlı olması dikkat çekerken, infazları South Pacific isimli kartel üstlendi. Meksika polisi uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmada çaresiz kalıyor. Çoğu zaman polis sadece cesetleri toplamakla yetiniyor. Meksika'da ABD destekli güvenlik güçlerinin uyuşturucu kartelleriyle mücadeleye giriştiği yıl olan 2007'den bu yana, uyuşturucu savaşlarında 22 bin 700 kişi hunharca katledildi. Meksika hükümeti tarafından açıklanan rapora göre, bilanço her geçen gün kötüye gidiyor. Meksika'daki uyuşturucu savaşlarında 2007'de 2 bin 837, 2009'da 9 bin 635 kişi öldü. Rapora göre, 2010 yılının ilk üç ayında bu rakam şimdiden 3 bin 365'e ulaştı. http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/dunya/4700/uyusturucu_kartelleri_cocuklari_olduruyor.html

SBS'ye son, OKS dönüyor

AKŞAM EGITIM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE SBS'ye son, OKS dönüyor Bakan Çubukçu “Çocuğa sürekli sınav doğru değil” diyerek Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) kaldırılması için çalışma başlattı. İki yıl önce terk edilen OKS’ye dönüş masaya yatırıldı. Çubukçu ayrıca ilköğretimde tek tip üniforma dönemini de kapatıyor. Üzerinde çalışılan formül ise şu: “Erkekler istediği renkte ceket ve kravat, kızlar istediği renkte gömlek giyecek.” Çubukçu, stres yapıyor diye SBS’yi kaldırıyor Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, “Çocukların sürekli sınava girmesi doğru değildir” diyerek, SBS’nin kaldırılması için çalışma başlattı. Yılda bir kez yapılan OKS’ye geri dönülebilir. MİLLİ Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu Seviye Belirleme Sınavları’nın (SBS) kaldırılması için Talim Terbiye Kurulu (TTK) ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nde (EĞİTEK) çalışma başlattı. TTK ve EĞİTEK’te toplantı yapan Bakan Çubukçu’nun “12, 13, 14 yaşındaki çocukların sürekli sınav stresi yaşaması doğru değil” dediği öğrenildi. Velilerden de SBS’ye ilişkin sürekli şikâyet alan Bakanlığın 2 yıl önce terk ettiği Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı’na (OKS) geri dönmesi söz konusu. SINAVSIZ ÇÖZÜM OLSA MEB yetkilileri Çubukçu’nun “sınavsız bir formül” bulunmasını istediğini, OKS’nin de çözüm olmadığı görüşünü savunduğunu söyledi. Çubukçu daha önce de Bakanlıktan bağımsız bir akademisyen grubundan SBS konusunda çözüm üretmeleri için yardım isteyeceklerini açıklamıştı. Bakanlık SBS’nin değiştirilmesi ya da kaldırılması fikri çerçevesinde, istekli ve not ortalaması iyi olan öğrencileri ihtisas liselerine yönlendirecek. İhtisas liseleri arasında yer alan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve anadolu öğretmen liselerine giriş için bakanlık yeni bir formül arayışında. Güzel sanatlar liseleri özel yetenek sınavı ile alındığı için bu okullara öğrenci alımında değişikliğe gidilmeyecek. Ancak Anadolu liseleri genel liseye ya da genel liselerin tamamının Anadolu lisesine dönüştürülmesi tartışılıyor. Bakanlık forma açılımı yapıyor MİLLİ Eğitim Bakanlığı (MEB) ilk ve ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin önümüzdeki dönem kılık kıyafetlerinin nasıl olacağını “anket”le belirleyecek. Bakan Çubukçu’nun “forma/önlük” sisteminin dışına çıkılması için Talim Terbiye Kurulu’nda (TTK) çalışma başlatılmasını istedi. Bu kapsamda siyah önlük, beyaz yaka veya lacivert ceket, gri pantolon, lacivert kravat dönemi sona erecek. Buna göre öğrenci giyiminin üstünü tayin etme hakkına sahipken, pantolon ve etek rengi ve biçimlerini okul yönetimleri ve aile birlikleri belirleyecek. ÖNLÜĞE ANKETLİ ÇÖZÜM MEB’in sitesindeki “Serbest Okul Kıyafeti’’ anketinde, öğrenciler, öğretmenler ve veliler “İlköğretim ve ortaöğretim okullarında mecburi kıyafet uygulamasından memnun musunuz?’’ sorusunu yanıtlıyor. Okul kıyafetlerinin belirlenmesinde şu ayrıntılar öne çıkıyor: İklim ve yöresel şartlara göre çeşitlilik. Haftada bir gün serbest kıyafet. Erkek öğrencilere kravat zorunluluğunun kaldırılması. Kıyafetlerde dini etnik ideolojik sembol ve renklerin taşınmaması. Öğrenciler kadar çalışsak isyan çıkar Okul, etüd, test, ders, dershane derken öğrencilerin haftanın bir günü bile tatil yapmadığını söyleyen matematik profesörü Ali Nesin, “Patronlar çocuklarımız kadar çalışmamızı isteseler ülkede isyan çıkar. Asker polis dinlemez, ayaklanır haykıra haykıra Ankara’ya yürürüz. Ama çocuklarımızı köle gibi çalıştırmakta bir sorun görmüyoruz. Sesleri bile çıkmıyor yavrucakların” diyor.(Habertürk) http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/egitim/633/sbs_ye_son__oks_donuyor.html

Okula gitmek için intihar ettiler!

AKŞAM YASAM 15 NİSAN 2010, PERŞEMBE Okula gitmek için intihar ettiler! Gaziantep’te, ailesinin liseye gitmesine izin vermediği Gamze Ç. (14) kendini asarak intihar etti. Adana’da ise lise öğrencisi Ayşe Ö. (18) babası okula gitmesini engellediği için tabancayla intihar girişiminde bulundu. Gaziantep ve Adana’da yaşayan iki genç kız, ailelerinin okula gitmelerine izin vermediği gerekçesiyle ölmek istedi. İçlerinden biri hayatını kaybetti, diğeri ise kurtarıldı. İlk haber Gaziantep’ten geldi. Gaziantep’in Kıbrıs Mahallesi’ndeyaşayan Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulu 8. sınıf öğrencisi Gamze Ç. (14) ailesinin kendisini okula göndermek istememesi üzerine bunalıma girdi. Ailesiyle ortaokulu bitirince liseye devametme konusunda tartıştığı iddia edilen Gamze Ç. önceki gün ağabeyinin karate elbisesinin kuşağıyla kendini tavana astı. Anne Gülşen Ç. kızına bakmak için odaya girdiğinde tavanda asılı olduğunu gördü. Eşinin çığlığı üzerine odaya gelen baba Cuma Ç., kuşağı keserek kızını yere indirdi. Hastaneye kaldırılan genç kız kurtarılamadı. BABA GÖZALTINDA İkinci olay ise Adana’da yaşandı. Merkez Seyhan İlçesi Gürselpaşa Mahallesi’nde oturan Gürselpaşa Endüstri Meslek Lisesi 2. sınıf öğrencisi Ayşe Ö. (18), dün sabah okula gitmek isteyince ailesi tarafından engellendi. Bunun üzerine bunalıma giren Ayşe Ö. odaya kapandı ve babasının evde bulundurduğu ruhsatsız tabancayı göğsüne dayayarak ateşledi. Silah sesi üzerine odaya giren yakınları genç kızı kanlar içinde bulunca, işe giden baba Şehmus Ö.’ye (41) haber verdi. Kaldırıldığı hastanede ameliyata alınan Ayşe Ö. hayati tehlikeyi atlattı. Olayda kullanılan tabancayı bulamayan polis, baba Şehmus Ö.’yü gözaltına aldı.(AHT)
http://www.aksam.com.tr/2010/04/15/haber/yasam/4474/okula_gitmek_icin_intihar_ettiler_.html

6 yeni üniversiteye onay

6 yeni üniversiteye onay TBMM Genel Kurulu'nda, 6 yeni vakıf üniversitesi kurulmasına ilişkin tasarı kabul edilerek yasalaştı. AA Ankara- Kanuna göre, İstanbul'da ''Fatih Sultan Mehmet'', ''Sabahattin Zaimoğlu'', ''Ön Asya'', ''Süleyman Şah'' ve ''Bezm-i Alem'', Samsun'da ise ''Canik Başarı'' vakıf üniversiteleri kurulacak. Üniversiteler şu bölümlerden oluşacak: Bezm-i Alem Vakıf Üniversitesi: Tıp, diş hekimliği, sağlık bilimleri, eğitim fakülteleri ve sağlık bilimleri, adli bilimler ve eğitim bilimleri enstitüsü ile sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi: Mühendislik-mimarlık, edebiyat ve güzel sanatlar fakülteleri, mühendislik ve fen bilimleri, sosyal bilimler, güzel sanatlar, medeniyetler ittifakı enstitüleriyle, güzel sanatlar meslek yüksekokulu. İstanbul Ön Asya Üniversitesi: Edebiyat, iktisadi ve idari bilimler, eğitim, sağlık bilimleri fakülteleri, sosyal bilimler ve sağlık bilimleri enstitüleri, yabancı diller yüksekokulu. Süleyman Şah Üniversitesi: İnsan ve toplum bilimleri, mühendislik ve doğa bilimleri, işletme ve yönetim bilimleri fakülteleri, fen ve sosyal bilimler enstitüleri. Canik Başarı: iktisadi ve idari bilimler, mimarlık ve mühendislik, fen-edebiyat, eğitim fakülteleri, fen ve sosyal bilimler enstitüleri. Sabahattin Zaimoğlu Üniversitesi: İnsan ve toplum bilimleri, eğitim, işletme ve yönetim bilimleri, mühendislik ve doğa bilimleri fakülteleri, sosyal bilimler ve fen bilimleri enstitüleri, yabancı diller yüksekokulu. 15 Nisan 2010 http://www.cumhuriyet.com.tr/?kn=6&hn=131498